Author name: admin

Burcu YILDIZ İzmir Serbest Muhasebeci Mali Müşavir– 0531 020 5320 İZMİR Mali Müşavir Bürosu Konak / İZMİR Listesi – Mali Müşavir İzmir – Şirket Kuruluş

VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 560)

Uncategorized

30 Nisan 2024 SALI Resmî Gazete Sayı : 32532
TEBLİĞ
Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ

(SIRA NO: 560)

Amaç ve kapsam

MADDE 1- (1) 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrası ile geçici 33 üncü maddesi uyarınca, 2023 hesap dönemi sonunda ve düzeltme şartlarının gerçekleşmesine/varlığına bağlı olarak (geçici vergi dönemleri dâhil) izleyen hesap dönemlerinde enflasyon düzeltmesine tabi tutulacak mali tablolar ve yapılacak düzeltme işlemlerinin usul ve esasları 30/12/2023 tarihli ve 32415 ikinci mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 555) ile belirlenmiştir.

(2) Mezkûr mevzuat uyarınca kapsam dâhilinde olan mükelleflerce 2024 hesap döneminin birinci geçici vergi döneminin (Ocak-Şubat-Mart) sonu itibarıyla, enflasyon düzeltmesi yapılmaması bu Tebliğin amacını ve kapsamını oluşturmaktadır.

Yasal dayanak

MADDE 2- (1) 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinde, “A) Malî tablolarda yer alan parasal olmayan kıymetler aşağıdaki hükümlere göre enflasyon düzeltmesine tâbi tutulur.

1. Kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100’den ve içinde bulunulan hesap döneminde % 10’dan fazla olması halinde malî tablolarını enflasyon düzeltmesine tâbi tutarlar. Enflasyon düzeltmesi uygulaması, her iki şartın birlikte gerçekleşmemesi halinde sona erer.

Kapsama giren mükellefler, geçici vergi dönemlerinin sonu itibarıyla malî tabloları düzenlemek ve enflasyon düzeltmesi yapmak zorundadırlar. Geçici vergi dönemlerinde yukarıda belirtilen oranların tespitinde, son üç hesap dönemi yerine üçer aylık dönemlerin son ayı dahil önceki otuzaltı ay ve içinde bulunulan hesap dönemi yerine son oniki ay dikkate alınır. Bir hesap dönemi içindeki geçici vergi dönemlerinin herhangi birinde düzeltme yapılması halinde takip eden geçici vergi dönemlerinde ve içinde bulunulan hesap dönemi sonunda da düzeltme yapılır.

8. Maliye Bakanlığı;

b) Mükellef veya meslek grupları ya da mükelleflerin aktif toplamları veya ciroları itibarıyla hangi tür malî tabloların; enflasyon düzeltmesine tâbi tutulup tutulmayacağını ve geçici vergi dönemlerinde düzeltilip düzeltilmeyeceğini belirlemeye, Yetkilidir.

9. Münhasıran sürekli olarak işlenmiş; altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükellefler bu fıkranın (1) numaralı bendinde yer alan şartlara bakılmaksızın enflasyon düzeltmesi yaparlar. …” hükümleri yer almaktadır.

2024 hesap dönemi birinci geçici vergi döneminde 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesine göre enflasyon düzeltmesi

MADDE 3- (1) 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendine göre 2024 takvim yılının ilk geçici vergi döneminde enflasyon düzeltmesi şartları gerçekleşmiştir.

(2) 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (8) numaralı bendinin (b) alt bendinde yer alan yetkiye dayanılarak, 2024 hesap döneminin birinci geçici vergi döneminde (213 sayılı Kanunun 174 üncü maddesi kapsamında kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 555 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğine göre karşılık gelen ilgili dönemde), kapsam dâhilindeki mükelleflerin (213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (9) numaralı bendi kapsamındaki mükellefler hariç) enflasyon düzeltmesi yapmaması uygun bulunmuştur.

(3) 2024 hesap döneminin birinci geçici vergi dönemi gelir/kurumlar beyannameleri ekine bilanço eklenmeyecek, enflasyon düzeltmesi yapılan izleyen geçici vergi dönemlerinde ise bu beyannamelere düzeltilmiş bilanço eklenecektir.

(4) 2024 hesap döneminin birinci geçici vergi dönemi itibarıyla enflasyon düzeltmesi yapılmaması, 2023 hesap dönemi sonuna ait bilançoların enflasyon düzeltmesine tabi tutulmasına engel teşkil etmeyecektir.

(5) 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (9) numaralı bendi kapsamındaki münhasıran sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükellefler, mezkûr fıkranın (1) numaralı bendinde yer alan şartlara bakılmaksızın (her geçici vergi dönemi sonu itibarıyla) enflasyon düzeltmesi yapma zorunlulukları bulunduğundan, 2024 hesap döneminin birinci geçici vergi dönemi dahil enflasyon düzeltmesi yapmaya devam edeceklerdir.

Yürürlük

MADDE 4- (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 5- (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/04/20240430-14.htm

ENFLASYON DÜZELTMESİ SONRASI TEVSİ YATIRIMLARDA İNDİRİMLİ KURUMLAR VERGİSİ

Uncategorized

 

ENFLASYON DÜZELTMESİ SONRASI TEVSİ YATIRIMLARDA İNDİRİMLİ KURUMLAR VERGİSİ 

Giriş

Kurumlar vergisi mükelleflerinin kurumlar vergisi beyannamelerini vermeleri için kalan sürede artık son düzlüğe girdik diyebiliriz. Bilindiği üzere 2023 hesap dönemi için kurumların, kurumlar vergisi beyannamelerinin ekinde yer alan bilançolarının yanı sıra enflasyon düzeltmesi uygulanmış bilançolarını da bu beyannamelerine eklemeleri gerekecektir.

Enflasyon düzeltmesi, mali tablolarda yer alan parasal olmayan kıymetlerin Türk Lirası değerlerinin, tablonun ait olduğu tarihteki değerine yükseltilmesinden ibaret bir işlemdir. Düzeltme, parasal olmayan kıymetlerin enflasyon düzeltmesinde dikkate alınacak tutarlarının düzeltme katsayıları ile çarpılması suretiyle gerçekleştirilecektir. İbaret diyoruz ancak enflasyon düzeltmesi yapıldıktan sonra da düzeltilmesi gereken ya da hesaplanmasına dikkat edilmesi gereken işlemler yer alıyor. Bunlardan bir tanesi de tevsi yatırımlardan elde edilen kazancın indirimli kurumlar vergisi uygulanacak kısmının hesabı. Bu yazımızda da tevsi yatırımlardan elde edilen kazançların indirimli kurumlar vergisi uygulanacak kısmının hesaplanması özelinde enflasyon düzeltmesinin etkilerini anlatmaya çalışacağız.

Tevsi Yatırımlarda İndirimli Kurumlar Vergisi

Tevsi yatırımları mevcut bir yatırıma üretim hattı veya makine ve teçhizat ilavesiyle kapasitenin artırılmasına yönelik olan ve mevcut tesis ile alt yapı müşterekliği oluşturarak bir bütün teşkil eden yatırımlar olarak tanımlamak mümkündür.

Bu yazımızda anlatmak istediğimiz temel noktadan çok fazla sapmamak adına indirimli kurumlar vergisine kısaca değineceğiz. İndirimli kurumlar vergisi esas olarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından teşvik belgesine bağlanan yatırımlardan elde edilen kazançların, yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulması suretiyle mükelleflerin özellikle yeni yatırımlar için teşvik edilmesine ilişkin bir uygulamadır.  Söz konusu yatırımlar için Devletçe karşılanacak yatırıma katkı tutarı, indirimli kurumlar vergisi uygulanmak suretiyle tahsilinden vazgeçilen vergi tutarını, bu tutarın yapılan toplam yatırım tutarına bölünmesi suretiyle bulunacak oran ise yatırıma katkı oranını ifade etmektedir.

Tevsi yatırımlardan elde edilen kazanca indirimli kurumlar vergisi uygulaması ise söz konusu kazancın işletme bütünlüğü çerçevesinde ayrı hesaplarda izlenmek suretiyle tespit edilebilmesi halinde mümkün olabilecektir. Kazancın ayrı bir şekilde tespit edilememesi halinde ise tevsi yatırım dolayısıyla indirimli vergi oranı uygulanacak kazanç, yapılan tevsi yatırım tutarının, dönem sonunda kurumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına oranlanması suretiyle belirlenecek olan oranın kurumun ticari bilanço karı ile çarpılması suretiyle hesaplanacaktır. Dönem sonunda kurumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet ifadesinden ilgili kurumun aktifine kayıtlı bütün amortismana tabi iktisadi kıymetlerin anlaşılması gerektiği bunun dışında boş arazi-arsa ve amortismana tabi olmayan diğer kıymetlerle ilgili tutarların bu hesaplamada dikkate alınmaması gerekmektedir. Bununla birlikte sabit kıymet tutarının hesabında ise bu kıymetlerin birikmiş amortismanları düşülmeden önceki brüt tutarlarının dikkate alınması gerekmektedir. Burası önem arz etmektedir ki, bu hesaplama sırasında işletme aktifinde yer alan sabit kıymetlerin kayıtlı değeri olarak, gerekli şartların oluşması halinde yapılan enflasyon düzeltmesi sonucu oluşan değerleri dikkate alınacaktır.

Tevsi yatırımlardan elde edilen kazancın bu şekilde oranlama yapılmak suretiyle belirlenmesi mükellefler açısından seçimlik bir hak olmayıp, indirimli kurumlar vergisi uygulanacak kazancın işletme bütünlüğü çerçevesinde ayrı hesaplarda izlenmek suretiyle mükellefçe tespit edilmesi gerekmektedir. Birden fazla tevsi yatırımı bulunan kurumların oranlama yaparken sadece tevsi yatırıma konu hizmet ve üretim işletmesiyle ilgili sabit kıymetleri değil, kurumun aktifine kayıtlı olan ve amortismana tabi tüm sabit kıymetlerin toplamını dikkate almaları gerekmektedir.

Hak kazanılan yatırıma katkı tutarına birden fazla yılda ulaşılması halinde her bir dönem itibarıyla indirimli oran uygulanacak kazanç, tevsi yatırım tutarının her bir dönem sonu itibarıyla kurumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına oranlanması suretiyle belirlenecektir.

Amortismana Tabi İktisadi Kıymetler ile Yapılmakta olan Yatırımlarda Enflasyon Düzeltmesi

Yukarıda tevsi yatırımlarda indirimli kurumlar vergisinden bahsederken, tevsi yatırımlardan elde edilen kazancın ayrı bir şekilde tespit edilememesi halinde tevsi yatırım dolayısıyla indirimli vergi oranı uygulanacak kazancın yapılan tevsi yatırım tutarının, dönem sonunda kurumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına oranlanması suretiyle belirlenecek olan oranın kurumun ticari bilanço kârı ile çarpılması suretiyle hesaplanacağından bahsetmiştik. Sonrasında ise bu oranlama yapılırken işletme aktifinde yer alan sabit kıymetlerin kayıtlı değeri olarak, gerekli şartların oluşması halinde yapılan enflasyon düzeltmesi sonucu oluşan değerlerin dikkate alınacağına vurgu yapmıştık.

Şimdi ise konunun daha iyi anlaşılması açısından 2023 hesap dönemi enflasyon düzeltmesi kapsamında amortismana tabi iktisadi kıymetler ile yapılan ve yapılmakta olan yatırımların enflasyon düzeltmesi uygulaması içerisindeki durumundan bahsetmekte fayda var diye düşünüyorum.

Genel anlamda enflasyon düzeltmesi, paranın satın alma gücündeki değişmeler nedeniyle gerçek durumu ifade edemeyen mali tabloların, gerçek durumu ifade eder hale gelmelerini sağlamak üzere düzeltme işlemine tabi tutulmasıdır. Satın alma gücü ile ulusal para değerindeki değişmeler arasındaki ilişki göz önünde bulundurulduğunda, mali tablolarda yer alan kıymetler iki gruba ayrılır, bunlar parasal kıymetler ve parasal olmayan kıymetlerdir. Parasal kıymetler  enflasyon düzeltmesine tabi tutulmaz, çünkü bilançoda görünen parasal kıymete ait değer, bilanço tarihi itibarıyla o kıymetin satın alma gücünü de göstermektedir. Ancak bilançoda görünen parasal olmayan kıymetlere ait değerler, bilanço tarihi itibarıyla bu kıymetlerin satın alma gücünü gösteren değerler olmadığından, bilançonun enflasyonun etkilerinden ayrılabilmesi için parasal olmayan kıymetler enflasyon düzeltmesine tabi tutulur.

Amortismana tabi iktisadi kıymetlerde parasal olmayan kıymetler içerisinde yer alan parasal olmayan varlıklar içerisinde yer almaktadır ve enflasyon düzeltmesine tutulmaları gerekmektedir.  Bununla birlikte amortismana tabi iktisadi kıymetler için ayrılmış olan birikmiş amortismanlar da parasal olmayan kıymet mahiyetindedir ve enflasyon düzeltmesine tabi tutulurlar. Ancak enflasyon düzeltmesi uygulanmayan bir hesap döneminden sonra enflasyon düzeltme şartlarının yeniden oluşması halinde yapılacak enflasyon düzeltmesinde, birikmiş amortismanların, ait oldukları kıymetin bilanço tarihindeki değerinde düzeltme sonrasında ortaya çıkan artış oranı dikkate alınarak düzeltileceği hükme bağlanmıştır. Bu nedenle 2023 hesap dönemi sonuna ait bilançonun düzeltilmesinde, birikmiş amortismanların ait oldukları kıymetin bilanço tarihindeki değerinde düzeltme sonrasında ortaya çıkan artış oranı dikkate alınarak düzeltilmesi gerekmektedir. Burada belirtmek de fayda var enflasyon düzeltmesi uygulamasında amortismana tabi iktisadi kıymetlere ilişkin bir istisna düzenlenmiştir. Amortismana tabi olup faydalı ömür süresini tamamlayan ve amortisman yoluyla değeri tamamen yok edilmiş iktisadi kıymetlerin ve birikmiş amortismanlarının enflasyon düzeltmesine tabi tutulmalarının ihtiyari olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca amortismana tabi iktisadi kıymetlerin enflasyon düzeltmesinde dikkate alınacak tutarları belirlenirken bir kısım değerlerin, söz konusu bu kıymetlerin Vergi Usul Kanununun değerleme hükümlerine göre bulunan tutarlarından düşülmesi gerekmekte olup bunlarında başında kuşkusuz Reel Olmayan Finansman Maliyeti gelmektedir. Sonuç olarak amortismana tabi iktisadi kıymetlerin içerisinde bulunan reel olmayan finansman maliyetlerinin, ilgili varlığın maliyet veya alış bedelinden düşülmesi sonucu bulunacak tutarın düzeltmeye esas alınması gerekmektedir. Yani amortismana tabi iktisadi kıymetlerin ROFM’den arındırma işlemi, mükelleflerin yapmış oldukları borçlanmalarda katlanmış oldukları ve amortismana tabi iktisadi kıymetlerin maliyet veya alış bedeline ekledikleri finansman giderlerinin içerisinde, enflasyon nedeniyle oluşan değer kaybının telafisine yönelik bir unsur da bulunduğundan, yani alınan borcun geri ödenmesinde borç verenin enflasyon nedeniyle uğrayacağı kayıp tutarı da finansman gideri içerisinde yer aldığından, maliyet veya alış bedeline eklenen finansman gideri içerisindeki anaparaya ait enflasyon kaybının ayrıştırılmasından sonra kalan kısmın enflasyon düzeltmesinde dikkate alınması gerekmektedir.

Yapılmakta olan yatırımlarda enflasyon düzeltmesi ise 2023 hesap dönemi sonuna ait bilançoda yer alan, yapımı süren ve tamamlandığında ilgili maddi duran varlık hesabına aktarılacak olan, her türlü madde ve malzeme ile işçilik ve genel giderlerle ilgili harcamaların yapıldığı, yani yatırımlara ilişkin tutarların düzeltilmesi işleminin söz konusu yatırımlara ait geçmiş her ay sonu itibarıyla kesinleşmiş harcama tutarlarının o ayın düzeltmeye esas tarih olarak dikkate alınması yoluyla bulunacak düzeltme katsayısı ile çarpılması ve bulunan bu tutarların toplanması suretiyle yapılması gerekmektedir. Burada da belirtmekte fayda var düzeltmeye esas yatırım tutarları belirlenirken bunların içerisinde yer alan mükelleflerin söz konusu yatırımları yaparken yapmış oldukları borçlanmalarda katlanmış oldukları ve yatırımın maliyetine ekledikleri finansman giderlerinin yani reel olmayan finansman maliyetlerinin düşülmesi gerekmektedir.

Ayrıca 2023 hesap dönemi sonu itibarıyla bilançoda yer almayan, ilgili aktif hesabına bilanço tarihinden önce aktarılmış bulunan ve yapılmakta olan yatırımlar hesabından gelmiş olan değerlerin düzeltmeye esas tarihi olarak, söz konusu değerlerin aktifleştirme tarihlerinin değil yapılmakta olan yatırımlar hesabının kullanıldığı tarihlerin alınması gerekmektedir. Buna göre söz konusu değerlerin düzeltilmesi iki aşamada gerçekleştirilecektir. Öncelikle her bir aya ilişkin yatırım harcaması, harcamanın gerçekleştiği ay sonu itibarıyla aktifleştirme tarihine kadar enflasyon düzeltmesine tabi tutulacak, sonra da aktifleştirilen bedel kül halinde aktifleştirme tarihinden 2023 hesap dönemi sonuna enflasyon düzeltmesine tabi tutularak düzeltilmiş hali ile bilançodaki yerini alacaktır.

Sonuç

Tevsi yatırımlardan elde edilen kazancın ayrı bir şekilde tespit edilememesi halinde tevsi yatırım dolayısıyla indirimli kurumlar vergisi uygulanacak kazancın hesaplanmasının yapılan tevsi yatırım tutarının, dönem sonunda kurumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına oranlanması suretiyle belirlenecek olan oranın kurumun ticari bilanço karı ile çarpılması şeklinde yapılması gerekecektir. Burada işlemin payında yani üst kısmında bölünen olarak gerçekleşen tevsi yatırım tutarı yer almaktadır. Paydasında ise yani alt kısmında bölen olarak da toplam sabit kıymet tutarı yer almaktadır.

Enflasyon düzeltmesi sonucunda bu oranlama yapılmak suretiyle bulunacak olan tevsi yatırımlardan elde edilen kazançlara indirimli kurumlar vergisi uygulamasında, söz konusu oranın enflasyon düzeltmesi sonucu oluşan yeni veriler kullanılarak hesaplanması önem arz etmektedir. Bu hesaplama yapılırken tevsi yatırıma konu sabit kıymetleri değil, kurumun aktifine kayıtlı olan ve amortisman mevzuunu oluşturan tüm sabit kıymetlerin toplamı dikkate alınması gerekmektedir. Bu durumda da fazla sayıda amortismana tabi sabit kıymeti olan işletmeler açısından enflasyon düzeltmesi sonucu tevsi yatırımlardan elde edilen indirimli kurumlar vergisi uygulanacak kazancın bulunmasında kullanılan oranın daha düşük çıkması muhtemel olabilecektir. Bunun da önüne geçilebilmesi bizim görüşümüze göre her işletme özelinde farklı derecede olmakla beraber faydalı ömür süresini tamamlayan ve amortisman yoluyla değeri tamamen yok edilmiş olan sabit kıymetlerin ve birikmiş amortismanlarının enflasyon düzeltmesine tabi tutulmalarının ihtiyari olduğu göz önüne alındığında bunların söz konusu oranlamada enflasyon düzeltmesine tabi tutulmaksızın dikkate alınması suretiyle mümkün olabilecektir. Çünkü bir sabit kıymet her ne kadar faydalı ömür süresini tamamlamış olsa da tevsi yatırımlara isabet eden kazanç hesabında birikmiş amortismanları düşülmeden önceki brüt tutarları ile birlikte dikkate alınmaktadır.

Kaynakça

— Kurumlar Vergisi Kanunu

—  1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği

— Vergi Usul Kanunu

— Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 555)

— Vergi Usul Kanunu Sirküleri -165

Fatih KAYA
Vergi Müfettişi
fatihkaya006@gmail.com

https://www.alomaliye.com/2024/04/29/enflasyon-duzeltmesi-sonrasi-tevsi-yatirimlarda-indirimli-kurumlar-vergisi/

YİYECEK İÇECEK SEKTÖRÜNDE KDV ORANI MESELESİ

Uncategorized

YİYECEK İÇECEK SEKTÖRÜNDE KDV ORANI MESELESİ

27 Nisan 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 51 seri numaralı KDV Genel Tebliği ile yeme-içme sektörünü yakından ilgilendiren bir düzenleme yapıldı. Söz konusu tebliğ, taslak olarak kamuoyu ile paylaşıldığında bazı tartışmalar gündeme gelmiş ve Maliye bir açıklama yapmak zorunda kalarak düzenlemenin sektördeki kötü uygulamaların önüne geçmek için yapıldığını, vergi oranı artışı yapılmadığını kamuoyuna duyurmuştu.

Peki yapılan düzenlemenin içeriğinde ne var da tartışmalar çıktı? Konuyu detaylandırmadan önce bazı medya organlarında KDV oranlarında bir artış yapıldığı yönünde yapılan hatalı haberleri düzeltmek gerek. Vergi oranları, Anayasanın 73. maddesi uyarınca ancak kanunla veya kanunun yetki vermesi halinde altı ve üst sınırları belirtilmek şartıyla Cumhurbaşkanının çıkaracağı bir düzenlemeyle değiştirilebilir. Nitekim geçen sene 6 Temmuz 2023 tarih ve 7346 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile %8 olan indirimli KDV oranı %10’a, %18 olan genel KDV oranı ise %20’e yükseltilmişti. Ancak, KDV Uygulama Genel Tebliğinde paralel yönde bir güncelleme yapılmamıştı. İşte 51 seri numaralı Tebliğle gecikmiş de olsa bu güncelleme yapılmaktadır. Dolayısıyla, KDV oranlarında yapılmış yeni bir artış söz konusu değildir.

Tebliğde yapılan asıl düzenleme ise yiyecek içecek sunan işletmelerde uygulanan KDV oranına ilişkin “açıklama”dır. Söz konusu Tebliğ aslında yeni bir durum yaratmamakta olup Bakanlığın yukarıda bahsettiğim açıklamasında da ifade edildiği üzere sektördeki bazı suistimalleri önlemeye dönük açıklayıcı düzenlemeler yapmaktadır. Yapılan düzenleme uyarınca, “yiyecek içecek sunan işletmeler prensip olarak hizmet işletmesi mahiyetinde olduklarından buralarda imal edilen veya dışarıdan temin edilen gıda maddelerinin buralarda veya dışarıda tüketilmek üzere müşterilere satışında %10 (alkollü içeceklerde %20) oranında KDV hesaplanır.”

Söz konusu düzenleme, bu işletmelerde yapılan gıda maddeleri satışını, bir gıda maddesi satışı olarak değil, gıdanın da içinde bulunduğu bir hizmet satışı olarak değerlendirerek KDV Kanununa ekli 2 listenin 24. maddesi kapsamında %10 KDV oranına tabi olması gerektiğini söylemektedir. KDV Kanununa ekli 2 listenin 24. maddesi uyarınca “Gazino, açık hava gazinosu, bar, dans salonu, diskotek, pavyon, taverna, birahane, kokteyl salonu ve benzeri yerler hariç olmak üzere kahvehane, kır kahvesi, çay bahçesi, çay ocağı, kıraathane, kafeterya, pastane, ayakta yemek yenilen yerler, yemeği pakette satan veya diğer şekillerde yemek hizmeti sunan yerler, lokanta, içkili lokanta, kebapçı ve benzeri yerlerde  verilen hizmetler (bu yerlerde verilen hizmetlerin alkollü içeceklere isabet eden kısmı hariç)” %10 KDV oranına tabidir.

Söz konusu düzenleme, mekanın türünü esas alarak bu yerlerde verilen hizmetlerin %10 oranında KDV’ye tabi olacağını söylemektedir. Dolayısıyla %10 KDV oranının uygulanması için öncelikle sayılan yerlerde bir satış olması ve bu satışın hizmet satışı olması gerekmektedir. Bu arada, düzenleme hizmet satışı yönünden oran belirlerken “alkollü içecek” satışını %20 oranında KDV’ye tabi tutmuştur. Dolayısıyla, bu işletmelerde yapılan hizmet satışları içinde alkollü içecek varsa, buna isabet eden kısım %20 KDV oranına tabi olacaktır. Bu ifadeye göre kuver, servis hizmeti vb. adlarla alınan ücretlerden de alkollü içeceklere isabet eden kısmın genel orana tabi olması gerektiği sonucu çıkmaktadır. “Hizmet satışını” esas alan düzenleme içinde cımbızla bir “mal (alkollü içecek) satışının” hariç tutulmasının ifade açısından zafiyet içerdiğini düşünüyorum.

Peki Bakanlığın atıf yaptığı suistimal ne? Sektördeki çok sayıdaki işletmenin düzenlediği belgelerde alkol servisi olsa da toplam tutarı yemek satışı gibi gösterdiği veya yemek servisi yapılsa da %1 KDV oranına tabi olan temel gıda maddesi satışı gibi belge düzenlediği görülmektedir. Ülkemizde menülerdeki fiyatlar KDV dahil tutar üzerinden gösterildiğinden bu uygulamalar nedeniyle işletmelerin tüketicilerden tahsil ettikleri KDV, düzenlenen fiş ve faturalarda daha düşük bir KDV oranı gösterildiğinden Maliye’nin değil bu işletmelerin cebine gitmektedir. Bu durum da hem vergi kaybına hem de hem de işletmeler arasında haksız rekabete yol açmaktadır. Dolayısıyla, Maliye’nin söz konusu Tebliği düzenlemedeki motivasyonu yerinde ve doğrudur. Bu arada, bu şekilde kasten yanlış belge düzenleyenlerin Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesindeki hapis cezası da öngören sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme suçuyla muhatap olma riski taşıdıkları uyarısında da bulunmuş olalım.

Tebliğdeki örnekler dondurulmuş bir tartışmayı da alevlendirmiştir. Söz konusu işletmelerde eğer bir servis veya hizmet alınmadan sadece gıda satışı yapıldığında hangi KDV oranı uygulanmalıdır? Yapılan düzenleme, Maliye’nin gözünde böyle bir ayırım olmadığını, yeme içme hizmeti sunan işletmelerde yapılan her türlü satışın %10 (alkollü içecek %20) KDV oranına tabi olacağını söylemektedir. Bu durumda, fırından veya marketten alınan bir simit %1 KDV oranına tabi olurken aynı simit pastaneden alınırsa %10 oranında KDV’ye tabi olmaktadır. Tebliğin bu anlayışının KDV Kanununa ekli 2 sayılı listesinin 24. maddesindeki düzenlemeye aykırı olduğunu düşünüyorum. Zira, söz konusu düzenlemede açıkça “verilen hizmetler” ifadesi geçmektedir.

KDV Kanununun 4. maddesinde hizmet, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olarak tanımlanmıştır. Kanunun 2. maddesinde ise teslim, bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere devredilmesidir. Dolayısıyla, KDV açısından mal teslimi ve hizmet ayrı kavramlardır. Bir hizmet, doğası gereği bazı malların teslimini de içerebilir, ancak salt bir mal üzerindeki mülkiyet hakkının devri hizmet değil teslimdir. Konuyu yeme içme sektörü açısından değerlendirdiğimizde, müşterinin ürünü satın alıp parasını ödeyip gittiği ve işletmeden başka bir servis almadığı durumda artık bir mal satışından (tesliminden) bahsetmek gerekir. Dolayısıyla, Tebliğ bu alamda yetki aşımı yapmakta olup hukuki ihtilafların yaşanması kuvvetle ihtimaldir. Sektördeki aktörler Tebliğdeki örneklerin iptali için dava açabilirler.

Uygulamaya ilişkin açıklayıcı bir düzenlemenin RG’de yayımından ileri bir tarih olan 1 Mayıs 2024’de yürürlüğe girecek olması ise enteresan bir durum yaratmıştır. Bakanlık, yeni bir durum yaratan değil de halihazırdaki olması gereken uygulamaya dönük açıklayıcı bir düzenleme yapıyorsa yürürlüğün neden ertelendiğini ben anlamış değilim.

Uygulamada, yapılan satışın salt gıda maddesi satışı mı (teslim) yoksa hizmet satışı mı olduğunun tespitinin çok zor olduğunun ve Maliyenin mükellefin insafına kaldığının farkındayım. Ancak bunu önlemenin yolu yasal düzenlemeleri sınırları zorlayacak ve yetki aşındıracak şekilde yorumlamak değil, kanunla veya Cumhurbaşkanı kararıyla söz konusu işletmelerde yapılan her türlü satışı kapsayacak şekilde bir düzenleme yapmaktır.

Yazımı nereden çıktığını bilmediğim bir şehir efsanesini düzelterek bitirmek istiyorum. Piyasada alkollü içecek giderlerinin gelir ve kurumlar vergisi açısından gider olarak indirilemeyeceği ve KDV’sinin indirilemeyeceği yönünde yanlış bir bilgi var. Kanunlarımızda (şimdilik!) bu yönde bir kısıtlama yok. Dolayısıyla, bir çalışan veya müşteri yemekte alkollü içecek içti diye bunun giderleştirilmesi ve KDV’sinin indirimi reddedilemez, yeter ki işle bağlantılı olduğu tevsik edilsin. Piyasada alkollü içecek faturası kestirilmemesinin altında bu yanlış şehir efsanesinin de olduğunu düşünüyorum.

Sözün özü: Aşındırılan yetki yıpranır.

Numan Emre ERGİNPERSPEKTİF

KATMA DEĞER VERGİSİ GENEL UYGULAMA TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ (SERİ NO: 51)

Uncategorized

27 Nisan 2024 CUMARTESİ

Resmî Gazete

Sayı : 32529

TEBLİĞ

Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

KATMA DEĞER VERGİSİ GENEL UYGULAMA TEBLİĞİNDE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

(SERİ NO: 51)

MADDE 1- 26/4/2014 tarihli ve 28983 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin (III/B-2.4.) bölümünde yer alan “(%8)” ibareleri “(%10)”, “(%18)” ibareleri “(%20)” şeklinde değiştirilmiş, aynı Tebliğin (III/B-2.4.1.) bölümünün birinci paragrafında yer alan “1/1/2008 tarihinden itibaren” ibaresi yürürlükten kaldırılmış ve aynı bölümün dördüncü paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdaki paragraflar eklenmiştir.

“Bu işletmeler prensip olarak hizmet işletmesi mahiyetinde olduklarından buralarda imal edilen veya dışarıdan temin edilen gıda maddelerinin buralarda veya dışarıda tüketilmek üzere müşterilere satışında %10 (alkollü içeceklerde %20) oranında KDV hesaplanır.

Örnek 1: (K) Kahvecisi, kendi hazırladığı kahvelerin yanında (T) işletmesinden temin ettiği keklerin de satışını yapmaktadır. Self-servis olarak hizmet veren işletmeye gelen müşteri sipariş ettiği kahvenin yanında ıslak kek satın almış ve işletmeye ait alanda oturmak yerine siparişlerinin paketlenmesini istemiştir. Ayrıca 100 gr Türk kahvesi çektirmiştir. Kafeterya ruhsatına sahip olan (K)’nın yaptığı bu satışların tamamında %10 oranında KDV hesaplanacaktır.

Örnek 2: (G) Lokantasında yemek yiyen müşteri (D), lokantadan ayrılırken 1 kg baklava satın almıştır. Lokanta, müşteriye vermiş olduğu yemek hizmeti ile baklava satışında %10 oranında KDV hesaplayacaktır.

Bu işletmelerin telefonla veya internet üzerinden sipariş suretiyle adrese gönderme, gel-al gibi yöntemlerle yaptıkları tüm satışlar da aynı mahiyettedir.

Örnek 3: (A) Pastanesi, telefonla verilen sipariş üzerine imalathanesinde 8 kişilik doğum günü pastası hazırlamıştır. Müşteri pastanın ev adresine gönderilmesi yerine iş çıkışı pastaneye gelerek pastayı alacağını bildirmiştir. İş çıkışında sipariş pastanın yanında 1 kg kuru pasta ve 2 şişe limonata satın almıştır. Pastane işletme ruhsatına sahip (A)’nın sipariş suretiyle hazırladığı pasta ve yanındaki gıda satışlarında %10 oranında KDV hesaplanacaktır.

Öte yandan, yiyecek ve içecek hizmetlerine yönelik işyeri açma ve çalışma ruhsatı bulunmadığı halde müşterilerine masa, oturma yeri, tezgâh gibi servis yapılabilen alanlarda yiyecek ve içecek hizmetleri sunanların bu yerlerde yaptıkları gıda maddeleri satışları da 2007/13033 sayılı BKK eki (II) sayılı listenin 24 üncü sırası kapsamındadır.

Örnek 4: Sahilde faaliyet gösteren (B) Büfe İşletmesi, yiyecek ve içecek hizmetlerine yönelik işyeri açma ve çalışma ruhsatı bulunmadığı halde büfesinin önüne yerleştirdiği masa ve taburelerde oturan müşterileri ile sahilde bulunan şezlonglarda denize girenlere tost, çay ve meşrubat satışı yapmaktadır. (B) Büfe İşletmesi, fiilen yiyecek ve içecek hizmetleri sunduğundan büfede hazırladığı tost ve çayın yanında dışarıdan hazır temin ettiği gıda maddelerinin satışında %10 oranında KDV hesaplayacaktır.”

MADDE 2- Bu Tebliğ yayımını izleyen ayın başında yürürlüğe girer.

MADDE 3- Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/04/20240427-16.htm

ALACAK VE BORÇ SENETLERİ REESKONTUNDA UYGULANACAK FAİZ ORANI YENİDEN BELİRLENDİ

Uncategorized

ALACAK VE BORÇ SENETLERİ REESKONTUNDA UYGULANACAK FAİZ ORANI YENİDEN BELİRLENDİ

Bilindiği üzere, vergi yasaları açısından iktisadi işletmelerde kazanç tespit edilirken, Vergi Usul Kanunu’nun 281 ve 285. maddeleri hükümleri uyarınca, değerleme günü itibariyle vadesi gelmemiş olan senede bağlı alacak ve borçlar reeskonta tabi tutularak değerleme gününün kıymetine irca olunabilmektedir. Alacak senetleri için reeskont ayrılması, reeskont tutarı kadar gider kaydı, borç senetleri için reeskont ayrılması ise reeskont tutarı kadar gelir kaydı yapılması anlamına gelmektedir. Alacak senetleri için reeskont ayrılması zorunlu olmayıp, ihtiyaridir. Başka bir deyişle; istenirse ayrılabilir, istenmezse ayrılmaz. Ancak alacak senetleri için reeskont ayrılması tercih edilirse, borç senetleri için de reeskont ayrılması zorunludur. 

Öte yandan, banka ve bankerler ile sigorta şirketleri açısından reeskont ayrılması zorunludur. Bunlar reeskont hesaplamalarında ya Cumhuriyet Merkez Bankasının resmi iskonto oranını ya da kendi muamelelerinde uyguladıkları faiz oranını kullanacaklardır.

Banka ve bankerler ile sigorta şirketleri dışında kalanlarda ise, eğer senetler üzerinde faiz oranı belirtilmişse bu oran, belirtilmemişse T.C. Merkez Bankası’nın resmi iskonto oranı eskont hesaplamalarına esas alınmaktadır. Senette faiz oranı belirtilmemişse, 238 seri no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde belirtildiği üzere; söz konusu hesaplamada esas alınması gereken faiz oranı, T.C. Merkez Bankası’nca kısa vadeli reeskont işlemlerinde uygulanan faiz oranı değil, kısa vadeli avans işlemlerinde uygulanan faiz oranı olmalı ve senedin değerleme günündeki kıymeti belirlenirken iç iskonto yöntemi uygulanmalıdır.

Öte yandan, 30 Nisan 2013 tarihinde yayımlanan 64 Seri Nolu VUK sirküleri ile ileri düzenleme tarihli çeklerin değerleme gününde vadesi gelmemiş senede bağlı alacak ve borçlar için uygulanması öngörülen reeskont uygulamasından yararlanmasının mümkün bulunduğu açıklanmıştır. Dolayısıyla ileri düzenleme tarihi taşıyan (vadeli) çekler reeskonta tabi tutularak değerleme günü kıymetine irca olunabilir.

Hesap dönemi sonu itibariyle senede bağlı borç ve alacakların değerleme gününde haiz olacakları değerleri ve reeskont tutarı

A x 360

F=A – ( ————- )  formülüne göre bulunacaktır. Formülde;

360 + (m x t)

 

F= İskonto tutarı (Reeskont tutarı)

A= Senedin nominal değeri

M= Faiz oranı

t= Vadeyi ifade etmektedir.

1 Nisan 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Reeskont ve Avans İşlemlerinde Uygulanacak Faiz Oranlarının Tespiti” Tebliği’ne göre, vadesine en çok 3 ay kalan senetler karşılığında yapılacak reeskont işlemlerinde uygulanacak iskonto faiz oranı yıllık yüzde 50,75; avans işlemlerinde uygulanacak faiz oranı ise yıllık yüzde 51,75 olarak tespit edilmiştir. Buna göre, 1 Nisandan sonra sona erecek hesap dönemlerine ilişkin gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde alacak ve borç senetleri reeskontunun hesaplanmasında faiz oranı olarak yıllık yüzde 51,75 oranının (31.03.2024 tarihi itibariyle yapılacak reeskont uygulamasında ise yıllık yüzde 44,25 oranının) alınması gerekmektedir. (238 Sayılı VUK Genel Tebliği’ne göre, reeskont işlemleri sırasında iç iskonto yöntemi uygulanmalıdır).

Döviz üzerinden bir bedelle düzenlenmiş senetlerde reeskont hesaplaması dövizli bedel üzerinden yapılmalı, reeskont tutarı hesaplandıktan sonra Maliye Bakanlığı’nca belirlenen değerleme kuru üzerinden reeskont tutarının TL’ye çevrilme işlemi yapılmalıdır. Senet üzerinde herhangi bir faiz oranı yer almaması halinde değerleme gününde geçerli olan Londra Bankalar Arası Faiz Oranı (LİBOR) esas alınacaktır.

https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/alacak-ve-borc-senetleri-reeskontunda-uygulanacak-faiz-orani-yeniden-belirlendi/739663

Akif AKARCA / Dr.Mehmet ŞAFAKVERGİNİN GÜNDEMİ

GES YATIRIMLARINDA İNDİRİMLİ KURUMLAR VERGİSİ VE UYGULAMADA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Uncategorized

GES YATIRIMLARINDA İNDİRİMLİ KURUMLAR VERGİSİ VE UYGULAMADA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

  1. Giriş

Son yıllarda enerji maliyetlerindeki artış, işletmeleri alternatif enerji kaynaklarına yöneltmektedir. Alternatif enerji kaynaklarının başında gelen GES (Güneş Enerjisi Santralleri) yatırımlarının teşvik kapsamına alınması ile birlikte bu tür yatırımlara olan ilgi artmıştır.

GES yatırımları, uzun vadede işletme maliyetlerinde önemli bir düşüş sağlamaktadır. Elektrik giderlerinin azalması veya hatta sıfıra yakın olması, işletme karlılığının artırılmasına doğrudan etki etmektedir. Bu tür yatırımlar nedeniyle elde edilecek tasarruflar başka yatırımlara kaydırıldığında veya operasyonel maliyetler azaldığında doğal olarak işletme karlılığı artmakta, yatırımlar nedeniyle şirket değerleri yükselmektedir.

GES yatırımları, çevre dostu bir enerji üretim yöntemi olduğu için firmaların sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşması açısından da etkili bir araçtır. Günümüzde sürdürülebilirlik giderek daha önemli bir kavram haline gelmekte ve tüketiciler, çevreye duyarlı işletmeleri desteklemek istemektedirler. GES yatırımı ile işletmeler, çevre dostu bir imaj oluşturabilmekte ve bu sayede rekabet avantajı kazanabilmektedirler.

Yine GES yatırımcıları açısından kendi enerjisini üreten bir santrale sahip olmak, enerji tedarikini garanti altına almak ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalardan etkilenme riskini azaltmak demektir. Ayrıca, bu yatırımlar ülkemizin enerji bağımsızlığına olumlu katkı sağlayarak, enerji ithaline olan bağımlılığı da azaltmaktadır.

Ülkemizde GES yatırımları için önemli vergi avantajları ve teşvikler mevcuttur. Örneğin; yatırım teşvik belgesine bağlanmış tesis yatırımlarda Kurumlar Vergisi indirimi, KDV istisnası, Gümrük Vergisi istisnası, Damga Vergisi ve Harç istisnası, sigorta primi işveren hissesi desteği ile ilgili tesislerin amortisman süresinin yarısının dikkate alınması suretiyle daha kısa sürede itfa edilmesi gibi imkanlar yatırımın maliyetini azaltmakta ve yatırımın geri dönüş süresini kısaltmaktadır.

  1. GES Yatırımlarına Sağlanan Teşvikler ve Destek Unsurları

Yatırım teşviklerinin düzenlendiği 15/6/2012 tarihli ve 2012/3305 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar’da yapılan değişikliklerle teşvik sisteminde güncellemeler yapılmaktadır. 24.02.2022 tarih ve 5209 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile; lisanssız faaliyet kapsamında ve bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücü ile sınırlı olmak kaydıyla, güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi yatırımları ile rüzgar enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi yatırımları faiz/kâr payı desteği sağlanmaksızın, en az 4. Bölge destek unsurlarından, 5.ve 6.bölgelerde gerçekleştirilen yatırımlar ise bulunduğu bölgede uygulanan destek unsurlarından faydalanabilecektir. Söz konusu destek unsurları aşağıda tablo halinde gösterilmektedir;

DESTEK UNSURLARI BÖLGELER
1. 2. 3. 4. 5. 6.
KDV İstisnası Var
Gümrük Vergisi Muafiyeti Var
Vergi İndirimi %70 %80 %90
Yatırıma Katkı Oranı %30 %40 %50
Sigorta Primi İşveren Hissesi Desteği 6 Yıl 7 Yıl 10 yıl
Sigorta Primi İşveren Hissesi Desteği Sınırı (Sabit Yatırım Tutarı * %) %25 %35 Sınır yok
Yatırım Yeri Tahsisi Var
Damga Vergisi ve Harç İstisnası Var
KKDF Muafiyeti Var
Faiz veya Kâr Payı Desteği TL Kredi Yok
Döviz / Dövize Endeksli Kredi
SGK İşçi Hissesi Desteği Yok 10 Yıl
Gelir Vergisi Stopajı Desteği Yok 10 Yıl

GES yatırımları 24.02.2022 tarihinde yapılan düzenleme öncesinde sadece genel teşvik uygulamaları bakımından (KDV İstisnası ve Gümrük Vergisi muafiyeti) desteklenirken, düzenleme sonrasında ilgili yatırımlar bölgesel teşvik uygulamaları kapsamında desteklenmektedir.

  1. GES Teşvikli Yatırımlarında İndirimli Kurumlar Vergisi Açısından Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

GES yatırımları için İndirimli Kurumlar Vergisi uygulamasında özellikli hususlara aşağıda bölümler halinde yer verilmiştir;

3.1.      GES Yatırımları İçin Teşvik Belgesinde Tanımlanan Yatırım Türü ve İndirimli Kurumlar Vergisi Uygulaması

T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından bu tür yatırımlara “Komple Yeni Yatırım” türünde teşvik belgesi verilmektedir. Komple Yeni Yatırım türünde indirimli kurumlar vergisi uygulamasında yatırımdan elde edilen kazançların ayrı hesaplarda takip edilmesi zorunludur. Tevsi yatırım için kazanç tespitinde yapılan yatırım tutarının dönem sonunda kurumun aktifinde bulunan toplam sabit kıymet tutarına oranlanması yönteminin, komple yeni yatırım türünde düzenlenen teşvik belgeleri için uygulanması mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle GES yatırımları için teşvik belgesi sahiplerinin GES faaliyetlerinden elde ettiği gelirleri ve GES için katlandığı giderleri ayrı hesaplarda takip etmesi ve ilgili yatırımdan elde ettiği kazançlarını diğer faaliyetlerinden ayrı olarak tespit etmesi gerekmektedir.

3.2.      2012/3305 Sayılı Karar’ın Geçici 8.Maddesi Kapsamında GES Yatırımlarının Durumu

2012-3305 sayılı kararın Geçici 8.maddesi kapsamında imalat sanayiine yönelik (US-97 Kodu:15-37) düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında 1/1/2017 ile 31/12/2022 tarihleri arasında gerçekleştirilecek yatırım harcamaları için vergi indirimi desteğinde uygulanacak yatırıma katkı oranları her bir bölgede geçerli olan yatırıma katkı oranına 15 puan ilave edilmek suretiyle, kurumlar vergisi veya gelir vergisi indirimi tüm bölgelerde yüzde yüz oranında ve yatırıma katkı tutarının yatırım döneminde yatırımcının diğer faaliyetlerinden elde ettiği kazançlarına uygulanacak oranı yüzde yüz olmak üzere uygulanmaktadır. Bu uygulama için süre uzatımı gelmediğinden, imalat sanayiine yönelik (US-97 Kodu:15-37) düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında 01/01/2023 tarihinden sonra gerçekleşecek yatırımlar için düzenleme kapsamında ilave teşviklerden faydalanılması mümkün bulunmamaktadır.

GES sistemleri için teşvik belgeleri üzerinde US-97 Kodu: “4010.0.01.00 Elektrik enerjisi üretimi” olarak tanımlanmaktadır. İlgili faaliyet kodu imalat sanayiine yönelik (US-97 Kodu:15-37) belirlenen sınıflandırma arasında olmadığından, GES vergi indirimi desteklerinin yürürlüğe girdiği 24.02.2022 tarihi ile 31.12.2022 tarihleri arasında gerçekleştirilen yatırım harcamaları için; yatırıma katkı oranına 15 puan ilave edilmesi avantajı ve yüzde yüz oranında kurumlar vergisi indirimi uygulaması mümkün bulunmamaktadır.

3.3.          Yatırım Döneminin Kısa Süreli Olması ve Yatırımın Hızlıca İşletme Dönemine Geçmesi

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/A maddesinin ikinci fıkrasına 6322 sayılı Kanunla eklenen (c) bendi hükmüyle, mükelleflerin yatırım teşvik belgesi kapsamındaki yatırımlarının yatırım döneminde diğer faaliyetlerinden 1/1/2013 tarihinden itibaren elde ettikleri kazançlarına, indirimli kurumlar vergisi uygulanması suretiyle yatırıma katkı tutarının kısmen kullandırılması mümkündür.

Mükelleflerin, 2012/3305 sayılı Karar kapsamında düzenlenmiş yatırım teşvik belgeleri kapsamındaki yatırımlarına fiilen başladıkları tarihten itibaren, hesaplanacak yatırıma katkı tutarına mahsuben;

˗       Toplam yatırıma katkı tutarının Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen oranını geçmemek ve

˗       Gerçekleştirilen yatırım harcaması tutarını aşmamak

üzere, yatırım döneminde diğer faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına indirimli kurumlar vergisi uygulanabilecektir.

1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Tebliği’ne göre “Yatırım dönemi” ifadesinden, yatırım teşvik belgesi kapsamındaki yatırıma fiilen başlanılan tarihi içeren geçici vergilendirme döneminin başından tamamlama vizesi yapılması amacıyla Ekonomi Bakanlığına müracaat tarihini içeren geçici vergilendirme döneminin son gününe kadar olan sürenin anlaşılması gerekmektedir. Öte yandan yatırımın fiilen tamamlandığı tarihin, tamamlama vizesinin yapılmasına ilişkin olarak Ekonomi Bakanlığına müracaat tarihinden önceki bir geçici vergilendirme dönemine isabet etmesi halinde ise yatırımın fiilen tamamlandığı tarihi içeren geçici vergilendirme döneminin son gününün yatırım döneminin sona erdiği tarih olarak dikkate alınması gerekmektedir.

Yatırım döneminde diğer faaliyetlerden elde edilen kazançlara da indirimli kurumlar vergisi uygulanabilirken; işletme döneminde yatırımın işletilmesinden elde edilen kazançlara indirimli kurumlar vergisi uygulanabilmektedir. Dolayısıyla GES yatırımları işletmeye alındıktan sonra komple yeni yatırımdan yani güneş enerji santralinden elde edilen kazançlar üzerinden indirimli kurumlar vergisi uygulanması gerekmektedir. Yatırımının tamamlanmasının sonraki hesap dönemine sarkması halinde yatırımın fiilen tamamlandığı veya tamamlama vizesi başvurusunun yapıldığı geçici vergilendirme döneminin son gününe kadar diğer faaliyetlerden elde edilen kazançlara indirimli kurumlar vergisi uygulanması mümkündür. Bu durumda mükellefler izleyen dönemlere ait geçici vergi ve ilgili hesap dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde yatırımın işletilmesinden elde ettiği kazançların yanında, önceki geçici vergilendirme döneminde indirimli kurumlar vergisi hesapladığı diğer faaliyetlerden elde ettiği kazançları ile sınırlı olmak üzere indirimli kurumlar vergisinden faydalanabilecektir.

Güneş enerjisi santrallerine ilişkin yatırımlar, kısa süre içerisinde işletmeye alınmaktadır. Yatırım döneminin kısa olması yatırım döneminde diğer faaliyetlerden elde edilen kazançlar üzerinden indirimli kurumlar vergisinden yararlanma süresini etkilemektedir.

Yatırımın başlangıç ve bitiş tarihleri Kurumlar Vergisi indirimi açısından kullanılacak teşvik rakamını, dolayısıyla ödenecek Kurumlar Vergisi rakamını doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle yatırımın başlayacağı ve tamamlanacağı tarihlerin hassas bir şekilde planlanması mükellefler açısından faydalı olacaktır.

3.4.      Tamamlanan Yatırım İçin Hak Kazanılan Yatırıma Katkı Tutarının Endekslenmesi

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/A maddesinin ikinci fıkrasında;

“Yatırımın tamamlanması şartıyla, indirimli kurumlar vergisi uygulanmak suretiyle yararlanılan kısmı hariç olmak üzere kalan yatırıma katkı tutarı, yatırımın tamamlandığı hesap dönemini izleyen yıllarda Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre bu yıllar için belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak dikkate alınır.”

hükmü yer almaktadır.

Buna göre, ilgili teşvik belgesi kapsamındaki toplam yatırıma katkı tutarının yatırımın tamamlandığı hesap döneminin sonuna kadar yararlanılamayan kısmı (yatırımın tamamlandığı hesap döneminin sonuna kadar gerek diğer faaliyetlerden elde edilen kazançlara ve gerekse yatırımın tamamen veya kısmen işletilmesinden elde edilen kazançlara indirimli kurumlar vergisi uygulanması suretiyle yararlanılan kısmından sonra kalan yatırıma katkı tutarı), yatırımın tamamlandığı hesap dönemini izleyen yıllarda Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre bu yıllar için belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak dikkate alınmalıdır.

Yukarıdaki bölümde de belirtildiği üzere, GES yatırımları kısa sürede tamamlanıp işletme dönemine geçtiğinden; devreden yatırıma katkı tutarlarının yatırımın tamamlandığı hesap dönemini izleyen yıllarda belirlenen yeniden değerleme oranlarınca endekslenmesi unutulmamalıdır.

3.5.          Yatırım Teşvik Belgesi ile KDV’den İstisna Olarak İktisap Edilen Makine ve Teçhizat İçin Avantajlı Amortisman Süreleri

7103 sayılı Kanun ile eklenen Vergi Usul Kanunu’nun Geçici 30. maddesi ile, maddenin yürürlüğe girdiği 01.05.2018 tarihinden 31.12.2019 tarihine kadar; 7338 sayılı Kanun ile yukarıda belirtilen geçici maddeye yapılan ekleme ile 26.10.2021 tarihinden 31.12.2023 tarihine kadar, yatırım teşvik belgesi kapsamında KDV’den istisna olarak iktisap edilen yeni makine ve teçhizat için uygulanacak amortisman oran ve süreleri, Vergi Usul Kanunu’nun 315. maddesine göre tespit ve ilan edilen faydalı ömür sürelerinin yarısı dikkate alınmak suretiyle dikkate alınabilmektedir.

Yatırım teşvik belgesi kapsamında iktisap edilen makine ve teçhizatlar bakımından, iktisap edilen kıymetin uygulamadan yararlanabilmesi için, öncelikle yatırım teşvik belgesi eki listede yer alması ve makine-teçhizat niteliğinde olması gerekmektedir. Söz konusu uygulamadan yararlanmak tercihe bağlı olup, söz konusu avantajın ilk defa amortisman ayrılan hesap döneminde tercih edilmemesi halinde sonraki dönemlerde ilgili düzenlemeden faydalanılmasının mümkün olmadığını belirtmek gerekir.

İdarece Güneş Enerjisi Santrallerinin faydalı ömür süresi 10 yıl, Normal Amortisman Oranı da yüzde 10 olarak belirlenmiştir. Vergi Usul Kanunu’nun Geçici 30. maddesi ile getirilen avantajdan faydalanmak isteyen mükellefler, Güneş Enerji Sistemi ile ilgili teşvik belgesi kapsamında yapacakları yatırımlar için, 31.12.2023 tarihine kadar KDV’den istisna olarak satın alacakları makine ve teçhizatlarının faydalı ömürlerini 10 yıl yerine 5 yıl olarak dikkate alabilecektir.

İlgili uygulamanın tercih edilmesi halinde GES yatırımı kapsamında aktifleştirilen makine ve teçhizatlar için gider olarak dikkate alınacak amortisman tutarı artacaktır. Bu durumun indirimli kurumlar vergisi kapsamında komple yeni yatırımdan elde edilecek kazancı azaltıcı etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle yatırıma başlarken bu durumun detaylıca değerlendirilmesi ve gelecek dönemlerde vergisel yönden en elverişli sonuçlar elde edilecek şekilde planlama yapılmasında fayda vardır.

  1. Sonuç

Son dönemde enerji fiyatlarındaki hızlı artış, firmaları alternatif enerji kaynaklarına yöneltmiştir. Yenilenebilir enerji kaynaklarından en önemlisi olan güneş enerjisi sistemlerine sağlanan teşvik ve destekler, bu yatırımlara olan ilgiyi artırmaktadır.

GES yatırımları 24.02.2022 tarihinde yapılan düzenleme öncesinde sadece genel teşvik uygulamaları kapsamında (KDV İstisnası ve Gümrük Vergisi muafiyeti) desteklenirken, düzenleme sonrasında bölgesel teşvik uygulamaları kapsamında desteklenmektedir.

GES yatırımlarında indirimli kurumlar vergisi açısından özellikli bazı hususlar olup, mükelleflerin uygulamada yukarıda belirtilen açıklamaları da göz önünde bulundurmasının faydalı olacağı değerlendirilmektedir.

https://kpmgvergi.com/blog/ges-yatirimlarinda-indirimli-kurumlar-vergisi-ve-uygulamada-dikkat-edilmesi-gereken-hususlar/1276

Oğuzhan Önsöz
Tam Tasdik Hizmetleri, Müdür
oonsoz@kpmg.com

SGK SİGORTA PRİMİ TEŞVİKLERİNDEN HANGİ DURUMLARDA GERİYE DOĞRU YARARLANILABİLİR?

Uncategorized

SGK SİGORTA PRİMİ TEŞVİKLERİNDEN HANGİ DURUMLARDA GERİYE DOĞRU YARARLANILABİLİR?

Kayıtlı istihdamın artırılması, gönüllü uyumun ve düzenli prim ödeme kültürünün yaygınlaştırılması, bölgesel gelişmişlik farklarının ortadan kaldırılması, istihdam maliyetlerinin azaltılması, kadınlar, gençler ve engelliler gibi dezavantajlı grupların istihdamının artırılması, mesleki ve teknik eğitimin özendirilmesi, ekonomik krize bağlı işten çıkarmaların önüne geçilmesi, kültür yatırım/ girişimlerinin ve Ar-Ge faaliyetlerinin teşvik edilmesi gibi amaçlarla sigorta primi teşvik ve destekleri ile ilgili çok sayıda yasal düzenleme yapılmıştır.

Halen uygulaması devam eden 14’ü 4/a (SSK) kapsamında sigortalı çalıştıran işyerlerine, 2’si 4/b (Bağ-Kur) sigortalılarına yönelik toplam 16 adet sigorta primi teşvik ve desteği bulunmaktadır.

Bu teşvik ve destekler aşağıda belirtilmiştir.

– Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası işveren hissesinden 5 puan indirim

– Yurtdışına götürülen/gönderilen sigortalılar için uygulanan 5 puan indirim

– Sosyal güvenlik destek primi işveren hissesinden 5 puan indirim (EYT teşviki)

– 4/b (Bağ-Kur) sigortalıları için 5 puan indirim

– Genç girişimci teşviki (Bağ-Kur)

– Yatırımlarda devlet yardımları hakkında kararlar uyarınca uygulanan teşvik

– Asgari ücret desteği

– İşsizlik ödeneği alanların istihdamı halinde uygulanan prim teşviki

– Çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için işsizlik sigortası primi teşviki

– Genç, kadın ve mesleki belge sahibi olanların istihdamına yönelik teşvik

– Engelli sigortalıların istihdamına yönelik teşvik

– Araştırma, geliştirme ve tasarım faaliyetlerine ilişkin teşvik

– Kültür yatırımları ve girişimlerine yönelik uygulanan sigorta primi teşviki

– Sosyal hizmetlerden faydalanan kişilerin istihdamına yönelik teşvik

– Sosyal yardım alanların istihdamına yönelik teşvik

– İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin desteklenmesine yönelik teşvik

Sigorta primi teşviklerinden geriye doğru yararlanılıp yararlanılamayacağı?

SGK’nın 18.03.2015 tarihine kadar olan uygulamasında, herhangi bir kanunda öngörülen prim teşvikinden yararlanmış olan işverenlerin sonradan bu tercihlerini değiştirerek, kendileri açısından daha avantajlı olan sigorta primi teşvikinden düzeltme yapmak (iptal/ek-asıl bildirge düzenlemek) suretiyle geriye doğru yararlanabilmekteydiler.

Ancak, 27 /3 /2018 tarihli ve 30373 sayılı 2. mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7103 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 70’inci maddesi ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na ek 17’nci madde eklenmiş olup, anılan maddenin birinci fıkrasında; “Bu kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir” şeklinde düzenleme yapılarak geriye doğru en fazla altı ay için sigorta prim teşviklerinde düzeltme yapılarak yararlanma imkânı getirilmişti.

Daha sonra, 22/4/2021 tarihli ve 31462 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7316 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10’uncu maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un Ek 17’nci maddesinin birinci fıkrası “Bu kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmayan ay/dönemler için geriye yönelik prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılamaz, yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimler başka bir prim teşviki, destek ve indirim ile değiştirilemez. Şeklinde değişiklik yapılarak geriye doğru altı aylık yararlanma imkanı da ortadan kaldırılmış ve bu hüküm 1/5/2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu çerçevede, 5510 sayılı Kanun’un Ek 17’nci maddesinin birinci fıkrasına ilişkin değişiklik 1/5/2021 tarihi itibarıyla yürürlüğe girdiğinden anılan maddenin birinci fıkrası kapsamında 2021/Mayıs ayı/dönemi ve sonrasına ilişkin olmak üzere;

– 5510 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda yer alan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmayan aylar/dönemler için geriye yönelik prim teşviki, destek ve indirimlerden yararlanılması,

– Yararlanılmış olan prim teşvik, destek ve indirimin başka bir prim teşviki, destek ve indirim ile değiştirilmesi,

imkanı bulunmamaktadır.

Sigorta primi teşviklerinden geriye doğru yararlanamama uygulamasının istisnaları

5510 sayılı Kanun’un Ek 17’nci maddesinde yapılan yasal değişiklik uyarınca 2021/Mayıs ayı ve sonrası dönemde 5510 sayılı Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmayan ay/dönemler için geriye yönelik prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılması ya da yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimlerin başka bir prim teşviki, destek ve indirim ile değiştirilmesi mümkün olmamakla birlikte bu uygulamanın aşağıda belirtildiği şekilde istisnaları bulunmaktadır.

Şöyle ki;

1) 5510 sayılı Kanun’un Ek 2’nci maddesinde yer alan sigorta primi teşviki uygulamasında;

– Ekonomi Bakanlığı’nca düzenlenen teşvik belgelerine istinaden SGK’ya intikal ettirilen bilgilerin sisteme kodlanmasının ardından ilgili sosyal güvenlik il müdürlüğünce/sosyal güvenlik merkezince işverenlere teşvikten yararlanılmasına ilişkin bilgilerin resmi bir yazı ile bildirilmesi,

– Ekonomi Bakanlığı’nca yatırım teşvik belgesi verilen bir işyerine birden fazla yatırım teşvik belgesinin verildiği durumlarda her bir teşvik belgesi için ayrı bir işyeri dosyasının tescil edilmesi,

– Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararlar kapsamında desteklenen tersanelerin gemi

inşa yatırımlarında, teşvikten yararlanılacak her bir gemi için ayrı bir işyeri dosyasının tescil edilmesi,

2) 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun

kapsamında sigorta prim teşvikinden yararlanacak işverenlerce, teşvikten yararlanmaya hak kazanıldığına ilişkin ilgili kurum, kuruluş, vakıf veya denetimle görevli şirketlerden alınan belgeler ile birlikte SGK’nın ilgili sosyal güvenlik il müdürlüğüne/sosyal güvenlik merkezine yazılı olarak müracaat edilmesi,

3) 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu kapsamında sigorta primi teşvikinden yararlanacak işverenlerce ‘Kültür Yatırım Belgesi’ veya ‘Kültür Girişim Belgesi’ ile kurumlar vergisi mükellefi olduklarına ilişkin ilgili vergi dairesinden alınan belgelerin sosyal güvenlik il müdürlüğüne/sosyal güvenlik merkezine dilekçe ekinde ibraz edilmesi, gerekmektedir.

Buna göre,

– Yukarıda belirtilen kanunlar (5510/Ek-2, 5746, 5225) kapsamında SGK’nın ilgili sosyal güvenlik il müdürlüğünce/sosyal güvenlik merkezince; söz konusu teşvik belgelerine istinaden işyeri tescil işleminin yapılamaması veya geç yapılması,

– İşverenlerce ibraz edilen belgelerin ilgili sosyal güvenlik il müdürlüğünce/sosyal güvenlik merkezince uygun görülmesine rağmen sisteme tanımlama işleminin yapılamaması veya geç yapılması,

– İlgili bakanlıkça gönderilen bilgilerin işverenlere hiç bildirilmemiş veya geç bildirilmiş olması,

nedenleriyle işverenlerce, başka bir prim teşvikinden yararlanmak üzere ilgili kanun  numaralarından verilmiş muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinin ilgisine göre 25510, 16322, 26322, 05746, 15746, 25225, 55225 kanun numaralarından düzenlenen muhtasar ve prim hizmet beyannameleri ile değiştirilerek işleme alınmasına yönelik talepte bulunulması halinde, işverenlerin iradesi dışında oluşan bu durumlar nedeniyle ilgili kanunlar gereği geriye yönelik teşvikten yararlanabileceklerdir.

2023 YILININ SON ÇEYREĞİNE İLİŞKİN AMORTİSMANLAR EKSİK Mİ AYRILDI?

Uncategorized

2023 YILININ SON ÇEYREĞİNE İLİŞKİN AMORTİSMANLAR EKSİK Mİ AYRILDI?

 

Tüm mükellefler bu konuya odaklanmış vaziyette, benim tahminim bu hafta içinde birinci geçici vergi dönemi için enflasyon düzeltmesinin yapılmayacağının açıklanacağı yönünde. Sanırım enflasyon düzeltmesinin 6 aylık periyotlarla yapılması esası benimsenecek

Değerli okurlar, hesap dönemi takvim yılı olan kurumlarda 2023 yılına ilişkin kurumlar vergisi (KV) beyannamelerinin Nisan ayı sonuna kadar verilmesi gerekiyor.

Beyan süresinin başladığı 1 Nisan’da yazdığım yazıda, bu yıla özgü olarak KV beyannamelerinin verilme süresinin normalde yapılageldiği şekilde birkaç gün uzatılmasının yeterli olmayacağını, uzun bayram ve 23 Nisan tatili ile 20 yıl sonra yapılan enflasyon düzeltmesi işlemlerini yetiştirebilmek için en az 1 ay uzatılması gerektiğini ifade etmeye çalışmıştım. Aynı gerekçelerle 2024 yılı birinci geçici vergi beyan süresinin de uzatılması gerekiyor.

Yanlış anlaşılmasın, mali müşavirler ve çalışanları son yıllarda zaten uzun tatil yapamıyorlar. Mükelleflerin mali işler kadroları, meslek mensuplarına nazaran tatil konusunda daha şanslı oldukları, tatil yapamasalar bile mevcut sürelerde faaliyet sonuçlarını ve dönem sonu işlemlerini vergi danışmanlarının/mali müşavirlerin devreye gireceği aşamaya getirmekte zorlandıkları için süre uzatımına ihtiyaç duyuluyor.

Halen süre uzatımının ilan edilmemiş olmasını endişe verici buluyorum. Birinci geçici vergi döneminde enflasyon düzeltmesi yapılıp yapılmayacağı konusunda şu ana kadar bir açıklama yapılmamış olması ise daha da endişe verici. Tüm mükellefler bu konuya odaklanmış vaziyette, benim tahminim bu hafta içinde birinci geçici vergi dönemi için yapılmayacağının açıklanacağı yönünde. Sanırım enflasyon düzeltmesinin 6 aylık periyotlarla yapılması esası benimsenecek.

Bugün tartışmak istediğim konu bunlar değil. 2023 yılı sonu itibariyle Vergi Usul Kanununun (VUK) geçici 33’üncü maddesi gereğince enflasyon düzeltmesi yapılacağı gerekçesiyle 2023 yılının son çeyreği için, VUK’nun mükerrer 298/Ç maddesine göre yeniden değerlemenin yaptırılmamış olması.

Yeniden değerleme uygulaması, enflasyon düzeltmesi şartlarının gerçekleşmediği dönem sonlarında (geçici vergi dönem sonları ve hesap dönemi sonunda) mevcut amortismana tabi iktisadi kıymetler için yapılması mümkün olan bir uygulama. Bir anlamda amortismana tabi iktisadi kıymetlerle sınırlı bir kısmi enflasyon muhasebesi işlemi.

Enflasyon düzeltmesi yapıldığı dönemlerde amortismanlar, VUK’nun mükerrer madde 298/A-6 uyarınca düzeltilmiş değerler üzerinden ayrılıyor. Düzeltmenin yapılmadığı dönemlerde bu eksikliği giderebilmek için, yeniden değerleme uygulamasıyla amortismanların yeniden değerlenmiş değerler üzerinden ayrılmasına olanak sağlanıyor. Yani bir telafi uygulaması…

2023 yıl sonu itibariyle nasıl olsa enflasyon düzeltmesi yapılacağı gerekçesiyle yeniden değerleme yaptırılmaması, son üç aya ilişkin amortisman tutarlarının eksik gider yazılmasına sebebiyet veriyor. Dolayısıyla 2023 yılı kazançları yüksek tespit edilmiş oluyor. 2023 yılı için matrahı çıkan mükelleflerde bu durum fazla vergi ödenmesine neden olacaktır.

Bunu biraz açalım.

2023 yılı düzeltmesi “vergisiz” yapıldığı için kanunun “vergili” enflasyon düzeltmesi uygulanan dönemler için yeniden değerleme yapılmayacağı hükmünü Maliye yanlış yorumluyor!

VUK’nun mükerrer 298/Ç maddesinde, bu maddenin (A) fıkrasında yer alan enflasyon düzeltmesi yapma şartlarının gerçekleşmediği hesap dönemlerinin sonu itibarıyla amortismana tabi iktisadi kıymetler (bu niteliklerini korudukları müddetçe sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilenler hariç) ve bunlar üzerinden ayrılmış olup bilançolarının pasifinde gösterilen amortismanlar için yeniden değerlemeye yapılabileceği hükme bağlanmış bulunuyor.

Bunun nedeni yukarıda açıklamaya çalıştığım gibi, enflasyon düzeltmesi nedeniyle zaten düzeltilmiş değerler üzerinden amortisman ayrılabileceği için yeniden değerleme işlemine gerek kalmaması.

VUK’nun geçici 33’üncü maddesinin birinci fıkrasında, geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere 2021 ve 2022 hesap dönemleri (kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 2022 ve 2023 yılında biten hesap dönemleri itibarıyla) ile 2023 hesap dönemi geçici vergi dönemlerinde enflasyon düzeltmesine yapılmayacağı hükme bağlandıktan sonra; ikinci fıkrasında, mükerrer 298 inci maddenin (Ç) fıkrası uygulaması açısından, birinci fıkrada enflasyon düzeltmesi yapılmayacağı belirtilen dönemlerin enflasyon düzeltmesi şartlarının gerçekleşmediği dönem olarak değerlendirileceği hükmüne yer verildi.

İşte bu ikinci fıkra uyarınca, enflasyon düzeltmesi yapılmayan 2023 yılına ait üç geçici vergi dönemi için de yeniden değerleme yapılabildi. Yani 9 aylık kazançlar düzeltilmiş değerler üzerinden ayrılan amortismanlar esas alınarak tespit edildi.

Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin, aşağıda açıklayacağım nedenle 2023 yılı sonu itibariyle düzeltilmiş tutarları üzerinden amortisman ayrılması kabul edilmediği halde 2023 sonu itibariyle yeniden değerleme yapılmasına izin verilmedi.

Bunu yeniden değerlemeye ilişkin 537 sıra no.lu VUK Genel Tebliğinin 6/2 nci bölümündeki açıklamadan anlıyoruz. Çünkü söz konusu bölümde, mükelleflerin VUK’nun geçici 33’üncü maddesi uyarınca şartların gerçekleşmemiş sayıldığı 2022 ve 2023 hesap dönemleri geçici vergi dönemleri sonları itibarıyla da yeniden değerleme yapılabileceği belirtiliyor. Böylece dolaylı olarak 2023 yılı sonu itibariyle yeniden değerleme yapılamayacağı ifade edilmiş oluyor.

VUK’nun, geçici 33’üncü maddesinden önce 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe giren mükerrer 298’inci maddesinin Ç fıkrasında yer alan genel hüküm, açıkça bu maddenin (A) fıkrasında yer alan enflasyon düzeltmesi yapma şartlarının gerçekleşmediği hesap dönemlerinin sonu itibarıyla yeniden değerlemeye yapılabileceğini öngördüğü ve bu fıkrada belirtilen enflasyon düzeltmesi şartlarının da “vergili” enflasyon düzeltmesi uygulamasına ait olduğu (yani 2024 ve şartların gerçekleştiği izleyen yıllar) açık olduğu halde Maliyenin ilgili tebliğde hatalı yönlendirme yaptığını düşünüyorum.

Kanun koyucunun 2023 yılının son çeyreğine ilişkin olarak güncellenmemiş değerler üzerinden amortisman ayrılmasını istemiş olabileceğini kabul edemiyorum. Maliye yayımlayacağı bir tebliğ veya sirküler ile bu haksızlığı giderebilir, eksikliği telafi edebilir.

2023 amortismanları zaten kanuna göre düzeltilmiş değerler üzerinden ayrılmalıdır!

Yukarıda açıkladığımız sonuca başka bir açıdan da ulaşabiliriz.

VUK’nun mükerrer 298/A maddesi gereğince, enflasyon düzeltmesi yapılan dönemlerde amortisman uygulamasına düzeltilmiş değerler esas alınıyor, yani düzeltilmiş değerler üzerinden amortisman gideri yazılıyor.

2023 düzeltmesi için herhangi bir geçici madde bulunmadığına göre, bu düzeltmenin de genel hüküm olan VUK’nun mükerrer 298/A maddesine göre yapılması zorunluluktur.

Nitekim enflasyon düzeltmesine ilişkin 555 sıra no.lu VUK Genel Tebliğinin 1 /2 nci maddesinde, 2023 hesap dönemi ve düzeltme şartlarının gerçekleşmesine/varlığına bağlı olarak (geçici vergi dönemleri dâhil) izleyen hesap dönemlerine ilişkin olarak enflasyon düzeltmesine tabi tutulacak mali tabloların ve VUK’nun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrası ile geçici 33 üncü maddesine göre yapılacak düzeltme işlemlerinin usul ve esaslarının belirlenmesinin bu tebliğin amacını ve kapsamını oluşturduğu ifade edilmiştir.

Yani geçici 33’üncü maddede, 2023 enflasyon düzeltmesine ilişkin uygulama esaslarına yönelik bir hükme yer verilmediğinden ve geçici 25 benzeri geçmişe ilişkin vergisiz düzeltmeye dair herhangi bir geçici madde de bulunmadığından, 2023 düzeltmesine ilişkin yasal dayanak da VUK’nun mükerrer 298/A maddesidir.

Bu maddede de açıkça amortismanların düzeltilmiş değerler üzerinden ayrılması öngörülmektedir. Buna rağmen 555 no.lu tebliğde, 2023 hesap dönemine ait vergi matrahının, düzeltme öncesi mali tablolara göre tespit edilmesi gerektiği gerekçesiyle 2023 hesap dönemi amortisman giderlerinin de enflasyon düzeltmesi öncesi değerler üzerinden hesaplanacağı belirtilmiştir (Madde 12/4) Bu gerekçe ile düzeltilmemiş değerler üzerinden amortisman ayrılması gerektiği görüşüne katılmıyorum.

Maliye kanunu amaçsal yorumlayarak, amortismanların düzeltilmiş değerler üzerinden ayrılmasını kabul etseydi, son çeyreğe ilişkin yeniden değerlemenin yaratacağı sonuç sağlanmış olacaktı. Yani haksızlık giderilebilecekti.

Sonuç olarak, 2023 yılının son 3 ayına ilişkin yeniden değerleme yaptırılmaması ve 2023 amortismanlarının düzeltilmiş değerler üzerinden ayrılmasına izin verilmemiş olması nedenleriyle 2023 yıl sonu itibariyle amortismanların eksik gider yazılmış olduğunu, dolayısıyla 2023 kurum kazancının yüksek oluştuğunu düşünüyorum.

Bu gerekçe ile 2023 yılı KV beyannamelerinin ihtirazî kayıtla verilmesi seçeneği değerlendirilebilir.

Erdoğan Sağlam

https://t24.com.tr/yazarlar/erdogan-saglam/2023-yilinin-son-ceyregine-iliskin-amortismanlar-eksik-mi-ayrildi,44484

İHRACAT VE ÜRETİM FAALİYETLERİNİN BİRLİKTE YAPILMASI HALİNDE 1 VEYA 5 PUAN KURUMLAR VERGİSİ İNDİRİMİ NASIL UYGULANACAK?

Uncategorized

İHRACAT VE ÜRETİM FAALİYETLERİNİN BİRLİKTE YAPILMASI HALİNDE 1 VEYA 5 PUAN KURUMLAR VERGİSİ İNDİRİMİ NASIL UYGULANACAK?

 

Nasıl ki KDV uygulamasında, mükellef lehine bir yorumla indirilemeyen KDV’nin öncelikle iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklandığı kabul ediliyorsa, KV indirim uygulamasında da benzer bir yaklaşım sergilenebilir

 

Değerli okurlar, 15 Nisan 2024 tarihinde yazdığım yazıda 2023 yılında kurumlar vergisi (KV) oranının ihracat yapan kurumların sadece ihracattan elde ettikleri kazançlarına 5 puan, sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim faaliyetiyle uğraşan kurumların sadece üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına ise 1 puan indirimli uygulanacak olmasını bazı açılardan irdelemiştim.

Bu indirim, 2022 kazançlarından başlamak üzere iki tür kazanç için de 1 puan şeklinde yürürlüğe konulmuş, ancak 2023 yılı kazançlarından geçerli olmak üzere ihracat kazançlarında 5 puana çıkarılmıştır. Yani ihracat ve imalat kazançları için farklılaştırılmıştır.

Bugün biraz detaya gireceğim.

İhracat ve imalat kazançları için 2023 yılında uygulanacak KV oranları

Kurumlar vergisi oranı, kurumların 2023 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına (özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2023 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına) uygulanmak üzere yüzde 25’tir.

Buna göre, ihracatçı ve imalatçı kurumların başka indirimli oran olanakları yoksa ihracat ve/veya imalat kazanlarına uygulanacak oran şöyledir:

Bu 1 ve 5 puanlık indirimli oranlar, kurumların varsa diğer indirim hakları uygulandıktan sonraki kurumlar vergisi oranı üzerine uygulanır. Örneğin ihracatçı ve imalatçı kurumların payları Borsa İstanbul Pay Piyasası’nda ilk defa işlem görmek üzere en az yüzde 20 oranında halka arz edildiği için 2 puan indirim hakkı varsa, önce 2 puan indirim, sonra 1 veya 5 puan indirim uygulaması yapılır. Kanun bunu açıkça hükme bağlamıştır.

İhracat ve üretim faaliyetlerinin birlikte yapılması halinde 1 veya 5 puanlık indirimli uygulaması nasıl yapılacak?

Kurumların hem imalat hem de ihracat kazançları varsa 1 veya 5 puan indirimden hangisinin öncelikle uygulanacağına dair kanunda hüküm yoktur.

Eğer imalat faaliyetiyle uğraşan kurum ürettiği malları bizzat veya dış ticaret sermaye ya da sektörel dış ticaret şirketleri aracılığıyla ihraç ediyorsa, kazanç hem 1 puan hem de 5 puan indirime tabi olacağı için önceliğin 5 puan indirime verileceği açıktır.

Ancak imalatçı kurumların ürettikleri ürünlerin bir kısmını yurt içine bir kısmını ise yurt dışına satmaları halinde, yurt dışına satılan ürünlere ilişkin kazanca 5 puan, yurt içine yapılan satışlardan hesaplanan kazanca ise 1 puan indirim uygulanması gerekir.

İhracat kazançlarına ilişkin indirimin 5 puana çıkarılmasından önce hem ihracat hem de üretim faaliyetinden doğan kazançlar için 1 puanının geçerli olduğu tarihte yayımlanan tebliğde ihracat ve imalat faaliyetinin birlikte yapılması halinde indirim uygulamasının nasıl yapılacağı aşağıdaki şekilde açıklanmıştı:

Sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden mükelleflerin ürettikleri ürünlerin satışından elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı, üretilen ürünlerin yurt içinde ve yurt dışında satılmasına göre ayrım yapılmaksızın, üretim faaliyetinden elde edilen kazanç olarak bu Kanunun 32’nci maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca 1 puan indirimli uygulanacaktır.

Bu Kanunun 32’nci maddesinin gerek yedinci gerekse sekizinci fıkraları bir bütün olarak değerlendirilecek olup mükellefler tarafından bu kapsamda üretilen ürünlerin satışından elde edilen kazancın bir kısmı veya tamamı ihracattan kaynaklansa bile bu kazanca üretim faaliyetinden elde edilen kazanç olarak kurumlar vergisi oranı zaten 1 puan indirimli olarak uygulanacağı için, bu kazancın ihracata isabet eden kısmına ikinci defa indirime yol açacak şekilde ayrıca 1 puan indirim uygulanmayacaktır.”

İhracat ve imalat kazançlarının her ikisi içinde 1 puan indirim uygulandığı dönemde indirimin bir bütün olarak değerlendirilmesi ve kazancın bir kısmı veya tamamının ihracattan kaynaklansa bile üretim faaliyetinden elde edilen kazanç olarak kabul edilmesinin mükellef aleyhine bir sonucu yoktu.

Ancak ihracat kazançları için indirim 5 puana çıkarıldıktan sonra ihracatçıların 4 puan indirim hakkını yok eden böyle bir yaklaşım kanuna aykırıdır, kabul edilemez. Bu konuda Maliyeye verilmiş bir yetki de yoktur.

Bu nedenle üreticilerin ürettikleri ürünleri yurt içinde satışından doğan kazançlarına 1 puan, ihraç etmelerinden doğan kazançlarına ise 5 puan indirim uygulanacaktır. Kanunda bu iki indirim arasında bir öncelik sırası düzenlenmemiş olduğu için de mükellefler kendileri için daha avantajlı olan 5 puan indirimi öncelikle uygulayabilirler. Buna yasal bir engel yoktur. Mükellef hakları bunu gerektirir.

Tebliğdeki açıklama yeni düzenleme karşısında yok hükmündedir.

Burada önemli olan üreticilerin üretip ihraç ettikleri ürünler için 5 puan indirime ilaveten üretim kazancı gerekçesiyle ayrıca 1 puan indirimden yararlanmamaları gerektiğidir. Çünkü kanunda bu kazançların ihracata isabet eden kısmı için 5 puan indirimden faydalananlara ayrıca 1 puan indirim uygulanmayacağı açıkça belirtilmiştir.

Maliyenin acilen tebliğdeki bugün için hatalı açıklamaları ve örnekleri düzeltmesi gereklidir. Aksi durumda birçok ihtilaf yaşanması kaçınılmazdır.

Tebliğdeki bazı örneklerin nasıl değiştirilmesi gerektiği yönündeki önerilerimi aşağıdaki tabloda görebilirsiniz.

Esasen matrahın kurum kazancından düşük olduğu durumlarda, indirim uygulamasının yukarıdaki 2.örnekte olduğu şekilde orantı yoluyla değil, daha yüksek indirim oranına öncelik verilmek suretiyle yapılmasının daha adil olacağını düşünüyorum.

Nasıl ki KDV uygulamasında, mükellef lehine bir yorumla indirilemeyen KDV’nin öncelikle iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklandığı kabul ediliyorsa, KV indirim uygulamasında da benzer bir yaklaşım sergilenebilir.

Bu anlayışla 2. örneği çözersek; ihracattan elde edilen kazanç matrahtan düşük olduğu için ihracat kazancının tamamı (1.500.000 TL) üzerinden kurumlar vergisi 5 puan indirimle yüzde 20 oranında, kalan 500.000 TL’lik matrah 900.000 TL’lik üretim kazancından düşük olduğu için bu tutar üzerinden 1 puan indirimle yüzde 24 oranında kurumlar vergisi hesaplanacaktır. Bu yaklaşım kabul edilecek olursa bu örnekte genel oran uygulanmayacaktır.

KKEG ve indirim/istisna tutarlarının indirim uygulamasına etkisi konusunda da Maliyenin tebliğdeki yaklaşımına katılmıyorum. Kanaatimce her bir KKEG unsuru ile indirim veya istisna tutarlarının hangi kazanç unsuru ile (1 veya 5 puan indirime tabi ya da indirime tabi olmayan diğer kazançlar şeklinde) ilgili olduğu kolaylıkla tespit edilebilir.  Buna göre yapılacak hesaplama çok daha sağlıklı sonuçlar verecektir.

Yazı uzadığı için bu konuyu burada kesiyorum, başka bir yazımda detaylandırmaya çalışacağım.

Tüm mükellef yetkilileri ve mali müşavirlere kurumlar vergisi hazırlıklarında kolaylıklar diliyorum. Böyle giderse muhasebeci ve mali müşavir olmayı isteyecek kimse bulamayacağız!

Erdoğan Sağlam

https://t24.com.tr/yazarlar/erdogan-saglam/ihracat-ve-uretim-faaliyetlerinin-birlikte-yapilmasi-halinde-1-veya-5-puan-indirimli-kurumlar-vergisi-orani-uygulanacak-kazanc-nasil-hesaplanacak,44512

VERGİ YASALARININ GERİYE YÜRÜTÜLMESİ TARTIŞMA YARATTI

Uncategorized

VERGİ YASALARININ GERİYE YÜRÜTÜLMESİ TARTIŞMA YARATTI

Ek verginin iptal talebini reddeden Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı vergi kanunlarının geriye yürütülmesi tartışması başlattı. TÜRMOB, bu karar ile birlikte anayasal vergilendirme ilkeleri, evrensel hukuk ilkeleri, mülkiyet hakkının ortadan kaldırılabileceğine dikkat çekerken, vergi kanunlarının geriye yürütülmesinin önünün açıldığını düşünüyor.

Anayasa Mahkemesi, depremin olumsuz etkilerinin giderilmesi amacıyla kurumlar vergisine bir defaya mahsus ek vergi getirilmesini öngören düzenlemenin iptal talebini reddetti. Yüksek mahkemenin bu kararı, hukuk sisteminde kanunlarının geriye yürütülmemesi ilkesinin zedelenmesi tartışması başlattı.

TÜRMOB, bu karar ile birlikte anayasal vergilendirme ilkeleri, evrensel hukuk ilkeleri, mülkiyet hakkının ortadan kaldırılabileceğine dikkat çekerken, vergi kanunlarının geriye yürütülmesinin önünün açıldığını düşünüyor. Güncel Grup Yönetim Kurulu Başkanı YMM Yılmaz Sezer, bu kararın yabancı yatırımcıya en çok ihtiyaç duyulan dönemde, yatırımcıları şaşkına çevirdiğini bildirdi. Buna karşılık Yeni Ekonomi Danışmanlık AŞ Kurucu Ortağı YMM Nazmi Karyağdı ise yatırım kararı verildikten sonra yapılan vergisel değişikliklerin yatırım ortamını olumsuz etkilemekle birlikte olağanüstü durumların devleti olağan olmayan çözümlere zorladığını aktardı. Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün de olağanüstü durumlarda ‘geriye yürümezlik’ ilkesinin işlemeyebileceği değerlendirmesinde bulundu.

Güncel Grup Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Sezer: “Yabancı yatırımcılar açısından endişe yaratıyor”

Kanunların geriye yürümezliği ilkesi hukukun genel kabul görmüş ilkelerinin başında yer almasına rağmen, Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu son kararlar ile bu hukuk genel kurulanı yok saymıştır.

Vergi gelirlerinin yetersiz olması sonucu maliye bakanlığının hukuk genel teamüllerine aykırı davranarak vergi toplaması ve anayasa mahkemesinin de bu uygulamayı haklı ve yerinde görmesi günümüz Türkiye’sinde başka bir tartışmayı gündeme taşımaktadır. Çünkü vergi çok hassas bir konudur ve ancak kanunla konulur ve kanunla kaldırılır. Yaşanılan son olayda ise genel hukuk kuralı yok sayılmıştır. Ekonominin sıkıntılı olduğu, vergi gelirlerinin toplanamadığı, bütçenin ciddi açık verdiği günümüz Türkiye’sinde; bundan sonra da yine benzer hukuk ihlalleri yapılarak, kanunsuz ya da kanunların ve hukuk kurallarının yok sayılarak vergi toplanılmaya çalışıldığı bir sürece mi giriliyor diye düşünmeden edemiyoruz. Tabi bu durum özellikle yabancı yatırımcılar açısından büyük bir endişe yaratmaktadır. Bir yandan yabancı yaptırımcı çekmek isteyip, (yabancı yatırımcıya ihtiyacımız varken) var olan hukuk kurallarını ihlal ederek onları şaşkına çevirmek sanırım yeni bir politika gereği. Kanunsuz ve hukukun genel kurallarına aykırı vergi toplamaz. Bunun sonuçlarını kısa ve uzun vadede millet olarak çok pahalıya öderiz.

Yeni Ekonomi Danışmanlık AŞ Kurucu Ortağı Nazmi Karyağdı: “Olağanüstü durumlar devleti olağanüstü çözümlere zorluyor”      

Vergilendirmenin en temel ilkelerinden biri “yasaların geriye yürütülmemesi” ilkesidir. Bu ilke aynı zamanda “hukuk güvenliği” ve “hukuk devleti” ilkelerinin de bir anlamda sağlayıcısıdır. Yatırım kararları verilip iş planları yapıldıktan sonra sıklıkla yapılan vergisel değişikliklerin ülkelerin yatırım ortamını olumsuz etkilediği bir gerçektir. Ancak olağanüstü durumlar, devletleri olağan olmayan çözümlere zorlamaktadır. Hele ki ek kaynağa ihtiyaç olduğu dönemlerde bu durum kaçınılmaz hale gelmektedir. Geçen yıl 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta yaşadığımız depremler sonucunda ortaya çıkan büyük yıkımın yaralarının sarılması ve hayatın yeniden olağan akışına dönmesi Devletin acil önlemler almasını zorunlu kıldı. Mali güce göre vergi ödeme ilkesini göz önünde bulundurarak getirilen ek verginin, geçmiş yılın ekonomik faaliyeti üzerinden alındığı bir bilinen gerçektir. Nitekim AYM’de bu durumu kararında açıkça ifade ediyor. AYM’nin doğal afetler, savaş ve seferberlik hâli, siyasi, ekonomik ve sosyal kriz durumlarında toplanmak zorunda kalınan vergilerde “geriye yürümezlik” ilkesini bir anlamda askıya alması kamu yararı açısından sağlam bir gerekçeye dayanmaktadır.

Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün: “Olağanüstü durumlarda ilke işlemeyebilir” 

“Vergi ile ilgili konularda, ‘geriye gitmezlik’ ilkesi olağanüstü durumlarda işlemeyebilir. Nitekim, 6 Şubat deprem felaketi nedeniyle çıkarılan vergiler bakımından deprem, olağanüstü hal sayılabilir.”

“AYM olağanüstü durumda mülkiyet hakkı ihlalinin göz ardı edilebileceğini değerlendirdi”

EKONOMİ Yazarı YMM Abdullah Tolu

Kanunların yürürlüğe girmeden önceki dönemler için yeni kanun hükümlerinin uygulanmaması hukuki güvenlik ilkelerinden biri olan “kanunların geriye yürümezlik ilkesi” olarak değerlendirilir. Hukuk sistemimiz için çok önemli bir teminattır bu ilke. Diğer ilkeler ise belirlilik ve kıyas yasağı’dır.

Hukuki bir sonuç doğduktan sonra vergi yükünü artıran düzenlemelerin uygulanması gerçek geriye yürüme olarak adlandırılır. Ancak, hukuki sonuç doğmadan vergi yükünün artırılması ise gerçek olmayan geriye yürüme’dir. Hukukumuzda temel kural gerçek geriye yürüme geçersiz, gerçek olmayan geriye yürüme ise geçerlidir.

7440 sayılı Af Yasası’nın 10/27. Maddesinde yer alan ek vergi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edildi ve bu Yasa’nın muhtelif hükümleri Anayasa Mahkemesine taşındı.

Anayasa Mahkemesi ise 19 Nisan 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararında kamu yararının gözetildiği ve bu nedenle de mevcut düzenlemenin geriye yürüyebileceğine hükmetti.

Bu durum, olağanüstü koşullarda yasa koyucuya benzer düzenlemelerin yapılabileceğini ve deprem gibi olağanüstü durumlarda kamu harcamalarının finanse edilmesi anlamında ek vergi yükü getirilebileceğine, bu nedenle de, Anayasanın diğer muhtelif hükümlerinin normal dönemlerde işlediği gibi işlemeyeceğini göstermektedir.

Anayasa Mahkemesi bu kararıyla deprem gibi olağanüstü dönemlerde geriye yürümenin olabileceğini, ölçülülük ilkesine takılmamayı ve dolayısıyla da mülkiyet hakkının ihlali hükümlerinin de göz ardı edilmesi gerektiğini kamu yararı üst perdesinin altında değerlendirmiştir.

19 Nisan’da yayımlandı

Geçtiğimiz yıl yaşanan deprem felaketinin ardından çıkarılan 7440 sayılı Kanun ile afetzedelerin acil ihtiyacının karşılanması, bölgenin yeniden inşası amacıyla 2022 hesap dönemine ilişkin bir defaya mahsus olmak üzere yüzde 10 ek kurumlar vergisi alınması hükme bağlanmıştı. Ek vergi, çeşitli istisnalardan yararlanan mükellef ere ise yararlandıkları istisna tutarının yüzde 5’i kadar uygulanmıştı. Ek vergiye ilişkin İstanbul 1. Vergi Mahkemesi iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş, Mahkeme de başvuruyu 19 Nisan’da Resmi Gazete’de yayımlanan kararı ile reddetmişti.

1999’da da reddedilmişti

1999 depreminin hemen ardından çıkarılan 4481 sayılı Kanun ile, deprem nedeniyle ortaya çıkan kamu finansman ihtiyacının giderilmesi amacıyla gelir ve kurumlar vergisi matrahları ile belli miktarın üzerindeki ücretler, bina, arsa, arazi, motorlu taşıtlar ve cep telefonları üzerinden bir defalık ek vergi getirilmişti. Bu ek vergilerin iptali istemiyle de AYM’ye başvurulmuş ve mahkeme iptal taleplerini reddetmişti. Aynı şekilde geçen yılki depremden sonra alınan ek MTV’ye yönelik iptal başvurusu da reddedilmişti.

Hüseyin GÖKÇE/ ANKARA

https://www.ekonomim.com/ekonomi/vergi-yasalarinin-geriye-yurutulmesi-tartisma-yaratti-haberi-739508

Scroll to Top
Burcu YILDIZ İzmir Serbest Muhasebeci Mali Müşavir– 0531 020 5320 İZMİR Mali Müşavir Bürosu Konak / İZMİR Listesi – Mali Müşavir İzmir – Şirket Kuruluş İşlemleri
MENÜ