Mayıs 2024

İBANLA ÖDEME ALAN, GÖNDEREN VEYA BANKA HESABINI KULLANDIRANLARIN BİLMESİ GEREKENLER

Uncategorized

İbanla Ödeme Alan, Gönderen veya Banka Hesabını Kullandıranların Bilmesi Gerekenler

T.C. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından, son günlerde “kayıt dışılıkla 7/24 mücadele” edileceği ve Kamu harcamalarında tasarruf gibi konulara kararlılık mesajları verilmektedir.

Vergiyi tabana yayma ve kayıt dışılıkla mücadele edilerek Hazineye ekstra gelir sağlama hedeflenmektedir. Bununla ilgili özellikle küçük ölçekli Ticari, Serbest Meslek Kazancı veya Potansiyel (Menkul sermaye iradı, Gayrimenkul Sermaye İradı gibi) kazanç elde edenleri ilgilendiren denetimler gündeme gelmektedir.

Vergi Usul Kanunu Madde 148’e göre; Kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzel kişiler, Maliye Bakanlığının veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların istiyecekleri bilgileri vermeye mecburdurlar. Hükmüne göre Vergi İdaresinin her türlü interaktif bilgileri kullanma yeteneğinin sonucu olarak, Şahıs ve Şirketlere ait Banka Hesapları, Tapu, Belediye vs. bilgilerine erişilebilmekte, bilgi sistemleri arasında veri akışı sağlanmaktadır.

Gelir İdaresi tarafından yaygın olarak kullanılan, POS ödemeleri ve Kira Ödemeleri otomatik olarak banka bilgi sisteminden çekilerek, aylık veya yıllık beyanlarla kıyaslanmakta, fark durumunda sistem uyarı vermektedir. Mükelleflerin beyan etmesi gereken kira gelirlerinin olduğu hk. SMS ile bilgi verilmektedir.

Mükellefler tarafından, İBAN kullanmanın sakıncalı olduğu düşüncesi gibi, ticarete ve küçük esnafın gelişiminin önüne geçilebilecek bir durum oluşmaması için bu denetimlerin nasıl yapılacağı ve esnafa İBAN kullanımının ne gibi vergisel etkiler oluşturacağının tam olarak açıklanması gerekmektedir. Zira Maliye İdaresinin amacı İBAN kullanımını engellemek değil, vergi kayıp ve kaçağıyla mücadele etmektir.

DENETİMLERİN YAPILMA YÖNTEMLERİ

SİSTEM DENETİMİ

Maliye İdaresinin kullanmakta olduğu denetim tekniklerinden, bilgi işlem vasıtasıyla, Bankalardan “Ticari Ödeme” yöntemi seçilerek yapılan Havale/EFT tutarlarının aylık bazda toplamları, tıpkı POS tahsilat bilgisi gibi, eklenerek “POS+Havale/EFT tahsilatları toplamı” tutarı bilgisi ile KDV veya diğer Beyan ve bilgilerin kıyaslaması otomatik olarak yaptırılabilir. En uygun, geniş etki edecek ve hızlı sonuç verecek sistem budur. Zira uygulamada POS Tahsilat tutarından düşük bir KDV beyanı verildiğinde uyarı vererek uyumsuzluk mükellefe bildirilmektedir. Bunun için mükellefin banka hesaplarının POS hesapları gibi sisteme entegre edilmesi gerekir. Böylelikle vergi kayıp kaçağı oluşmadan bir erken uyarı sistemi olacaktır.

İNCELEME

Maliye İdaresi ihbar veya resen yaygın ve yoğun denetim veya vergi incelemesini, zamanaşımı süresince yapabilir. Bu durumda mükellefin Banka hesapları memur veya Müfettişler tarafından incelenmesi gerekecektir. Mükellefler tarafından stresli görülen ve uzun sürebilen, zamanaşımı içinde geçmiş işlemlere yönelik yapılan denetimlerdir.

BANKA HESAPLARINA (İBAN) PARA GÖNDERENLERİN DİKKAT ETMESİ GEREKEN KONULAR

EFT/Havale de tıpkı POS ödemesi gibi bir ödeme yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Gönderen kişinin dikkat etmesi gereken en önemli husus işlemi ispat etme konusudur. Çünkü para gönderilen hesabın bir hizmet sağlayıcı veya mal temin eden kişinin üzerine olup olmadığını denetlemeleri zor olabilir. Kullanılan banka hesabının suç unsuru olabilecek işlemler yapılmış bir hesap olup olmadığı, para gönderenler tarafından bilinmeyebilir. Bunun için hesaplara para gönderme amacını belli etmeleri gerekmektedir.

İBAN’a para gönderirken, bunun bir ticari ödeme olduğu, hizmet veya mal temini ödemesi veya borç ödemesi olup olmadığı belirtilmelidir. Çünkü kullanılan hesap, karşı tarafın başka (bireysel-ticari vs.) amaçlarla da kullanmasına açıktır.

Açıklamanın önemine değinen Yargıtay kararları aşağıdaki gibidir;

  • Havale yoluyla gönderilen paralarda açıklama kısmının boş bırakılması halinde, havale; “Borcun Ödenmesi” niteliği taşır. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, Esas N:2018/527, Karar N: 2019/8504)
  • Bankadan yapılan havale/eft işlemlerinde açıklama yapılmazsa var olan bir borcun ödendiği niteliğini gösterir. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, Esas N:2019/32421, Karar N:2020/2042)

HESAP SAHİPLERİ VE İBANLA ÖDEME ALANLARIN DİKKAT ETMESİ GEREKENLER VE İNCELEMEYE DAİR BİLGİLER

Bazı medya organlarında, her İBAN transferlerinden 3.240 TL’den az olmamak üzere özel usulsüzlük cezası kesileceği haberleri yer almakta, tespitin nasıl yapılacağına yönelik başka bir açıklama yapılmamaktadır. Ancak her transfer bir ticari veya serbest meslek hasılatı tahsilatı olmayabilir. Bireysel ve diğer tahsilatlar gibi bir hasılat niteliği taşımayan transfere fatura veya fiş kesilmemesinden ceza yazılması söz konusu değildir.

Ayrıca teknik olarak, bir hizmet veya mal alışında birden fazla, parça parça, aynı gün veya farklı günlerde ödeme alınabilir. Avans alınabilir. Alınan paranın ticari olsa dahi niteliği ortaya çıkarılmalıdır. Aynı mal/hizmet teslimi için, aynı gün içinde parça parça veya farklı şahısların hesaplarından yapılan, ödemelerin tek ödeme olarak kabul edilmesi, bu ödemenin niteliği, avans olup olmadığı fatura-fiş düzenleme zorunluluğu olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. Yine fatura düzenleme süresi (azami 7 gün) göz önüne alınması gerekmektedir.

Hesaba her gelen havaleye, işlemin gerçek mahiyetinin (fatura belge düzenleme durumu) ortaya çıkarılmadan özel usulsüzlük cezası uygulanması, Kanuna aykırı olacaktır.

213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 3’ncü Maddesi; Vergi Kanunlarının uygulanması ve ispat:

B) İspat: Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya, ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.

Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz. İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.

Sadece EFT veya Havaleye bakarak, hasılat hesaplaması yapılması da Kanunlara aykırı olacaktır. Bir mal veya hizmet tesliminde ödeme harici veriler araştırılıp, ortaya çıkarılması gerekir. Örneğin mal, hizmet teslim formu, nakliye, stok kayıtları, randıman hesaplaması, iş ve işlemlerin hacmi, alıcılardan bilgi alınması gibi araştırmaların da yapılması gerekir.

Buna göre ödemelerin karşılığı mal veya hizmet tesliminin araştırılması gerekmektedir. Bu İBAN açıklamasında da yazılabilir. Örneğin taksit ödemesi, mal veya hizmet alış ödemesi gibi, eğer açıklama yazılmamışsa ispat külfeti idarede olacaktır. Yargıtay kararlarına göre açıklama yazılmadığı durumların borç ödemesi niteliği taşıdığı belirtilmiştir. Başkaca bir tespit yoksa açıklama olmayan havale ve eft’lerin hasılat olarak değerlendirilmesi yanlış olacaktır.

KDV konusunda ise herhangi bir tarhiyata maruz kalmamak için, aylık POS+ Ticari veya Mesleki işlem neticesinde elde edilen hasılata yönelik Havale/EFT tahsilatları + Nakit tahsilatları kapsayan matrah bildirimi yapılmalıdır.

BANKA HESABINI BAŞKASINA KULLANDIRANLAR

İşlemlerin gerçek mahiyetinin esas olduğundan, hesabı kullanan kişi veya şirketin gelir ve matrahını oluşturan tahsilatlarla ilgili, hesabı kullanan tarafından belge düzenlenmeli ve vergilerinin beyan edilmesi gerekmektedir. Öte yandan hesabını kullandıran kişilerin de iktisadi ticari ve teknik icaplara göre bedava kullandırma söz konusu olmayacağından, Şahsi Gelir Vergisi tarhiyatına maruz kalacaktır. Hesabından geçen paralar üzerinden, belirlenecek bir komisyon oranına göre geliri ve ödemesi gereken vergiler hesaplanacaktır. Suç gelirlerinin aklanması gibi suç unsuru taşıyan havalelerde ayrıca bunlara yönelik işlemler yapılacağından, hesabını başkasına kullandırma, kaçınılması gereken bir konudur.

Vakkas Burak Koç
Yeminli Mali Müşavir
E.Vergi Müfettişi
ymm.vbk@gmail.com

06.05.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

TEKNOKENTLERDE HİZMET VEREN ÖĞRETİM ÜYELERİ İLE İLGİLİ VERGİSEL HUSUSLAR

Uncategorized

TEKNOKENTLERDE HİZMET VEREN ÖĞRETİM ÜYELERİ İLE İLGİLİ VERGİSEL HUSUSLAR

Teknokentlerdeki yönetici şirketler ile diğer işletmeler, projelerde öğretim üyelerinden danışmanlık, mentörlük ve benzeri adlarla birçok hizmet alırlar. Bu hizmetlerin verilme şekline bağlı olarak da vergileme işlemleri değişmektedir. Teknokent ve TTO’lar özelinde öğretim görevlilerinin vergisel durumları aşağıda açıklanmıştır.

  1. Ücretli Personel Olarak Teknokent İşletmelerinde Çalışan Öğretim Görevlileri

5746 sayılı Ar-Ge Kanununa göre, kamu personeli Ar-Ge projelerinde çalışsa dahi, alacakları ücretlere teşvik uygulanmaz. Öte yandan, Teknopark Kanununda kamu görevlilerine ilişkin herhangi bir kısıtlama yoktur.

Buna göre;

– 5018 sayılı Kanun eki listelerdeki kamu kurum ve kuruluşlarında

– Yerel yönetimlerde

– Döner sermayeli kuruluşlarda, kanunla kurulan fonlarda, kefalet sandıklarında

– Kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarında

– 5018 sayılı Kanun kapsamı dışındaki özel bütçeli kamu idarelerinde

çalışan tüm kamu görevlileri (Devlet üniversitelerinde çalışan öğretim üyeleri dahil), teknoparklardaki şirketlerde çalıştıkları takdirde gelir vergisi stopaj teşvikinden yararlanabilirler.

Örneğin; Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Lefter Küçükandonyadis’in Ostim Teknopark’taki (X) Limited Şirketinden aldığı ücreti gelir vergisi stopaj teşvikine konu olacaktır.[1]

Ancak teknokent işletmelerinin, bir üniversite veya başka bir şirket (TTO/Döner Sermaye) aracılığıyla personele yaptığı ödemeler, gelir vergisi stopaj teşviki kapsamına alınmayacaktır.  

Örneğin; Marmara Üniversitesinin kadrosunda bulunan öğretim görevlisi Prof. Dr. Alex de Souza’nın Üniversite adına, TÜBİTAK tarafından desteklenen ve teknokentte gerçekleştirilen bir projede çalışmak üzere görevlendirilmesi, ödemelerin proje sahibi firma tarafından doğrudan Üniversiteye yapılması ve Üniversite tarafından da öğretim görevlisine ücret verilmesi durumunda, söz konusu ödemeler gelir vergisi stopaj teşvikine konu edilemeyecektir.[2]

Söz konusu ödemenin, TTO veya döner sermaye işletmesi üzerinden ödenmesi halinde de gelir vergisi stopaj teşviki uygulanmayacaktır.

  1. Ücret ile Serbest Meslek Farkı ve Vergisel Yansıması

Gerçek kişilerin şahsi emeği ile elde ettikleri gelir, ücret ya da serbest meslek kazancı olarak vergilendirilir.

Gelir Vergisi Kanununun (GVK) 61. maddesine göre ücret;

– İşverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara

– Hizmet karşılığı verilen

para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

İşverenler ise, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişilerdir.

GVK’nın 65. maddesine göre, her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya uzmanlığa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.

Serbest meslek faaliyetini mutat (olağan) meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır. Serbest meslek faaliyetinin yanında meslekten başka bir iş veya görev ile devamlı olarak uğraşılması serbest meslek faaliyetinin niteliğini değiştirmez.

Buna göre, 4691 sayılı Kanun kapsamındaki teşvike sadece ücret gelirleri dahil olduğundan, işletmelerde ücretli olarak çalışmayan ve serbest meslek erbabı olan kişilerden (mühendis, mimar, doktor, avukat, mali müşavir, üniversite hocası vs.) alınan hizmetler karşılığında ödenen tutarların gelir vergisi stopaj teşviki kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

Örneğin; Ostim Teknokentte faaliyette bulunan (X) A.Ş., yazılım projesi kapsamında akademisyenlere danışmanlık ücreti ödemektedir.

Bu akademisyenlerin;

– Bölgede faaliyette bulunan şirkete tabi ve bağlı olarak çalışmaları (personel ile şirket arasında bir hizmet sözleşmesi imzalanmış olması) halinde, bunlara yapılacak ödemelerin ücret olarak kabul edilmesi, bölge içerisinde çalışılan sürelere ait ücretlerin 4691 sayılı Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca gelir vergisi stopaj teşvikine konu olması ücret olarak yapılan ödemelerin ücret bordrosu ile belgelendirilmesi,

– Bölgede faaliyette bulunan şirkete tabi ve bağlı olmaksızın kendi nam ve hesaplarına çalışmaları halinde ise, bunlara yapılacak ödemelerin serbest meslek kazancı olarak kabul edilerek, Gelir Vergisi Kanununun 94. maddesine göre %20 gelir vergisi tevkifatına tabi tutulması gerekmektedir.[3] Ayrıca serbest meslek ödemeleri, şirkete düzenlenecek serbest meslek makbuzu ile belgelendirilecek ve bu ödemeler KDV’ye tabi olacaktır.[4]

Örneğin; Yıldız Teknik Üniversitesi Teknoparkında faaliyette bulunan (Z) A.Ş.’nin, üniversitelerin akademisyen kadroları ve konunun uzmanlarından aldığı danışmanlık ve proje hizmetleri %18 KDV’ye tabi olacaktır. Ancak, akademik personelin şirkete tabi ve bağlı olarak çalışması halinde, bunlara yapılacak ödemeler ücret olarak kabul edileceğinden, söz konusu ücret ödemeleri KDV’nin konusuna girmeyecek ve bu ödemeler üzerinden KDV hesaplanmayacaktır.

Akademisyenlerin çok büyük bir kısmı, teknokentlerde verdikleri danışmanlık hizmetlerini “arızi” olarak gerçekleştirmektedirler. Bu şekilde verilen danışmanlık hizmetleri için serbest meslek makbuzu düzenlenmesine ve bu hizmet için KDV hesaplanmasına gerek yoktur. Diğer yandan teknokent yönetici şirketleri ile teknokent işletmeleri, akademisyenlerden aldıkları bu şekildeki hizmetler için “gider pusulası” düzenlemek zorundadır. Gider pusulası ile belgelendirilen hizmet bedelleri üzerinden de, %20 gelir vergisi stopajı yapılacaktır.

Örneğin; Bilkent Cyberpark’ta faaliyet gösteren (Y) A.Ş., öğretim görevlisi Prof. Dr. Can Bartu’dan 1 ay süreyle ve 4.000 TL (brüt) bedelle danışmanlık hizmeti almıştır.

Bu durumda (Y) A.Ş., Prof. Dr. Can Bartu’ya gider pusulası düzenleyecek, ödeme üzerinden (4.000 x %20) 800 TL tevkifat yapacak ve Prof. Dr. Can Bartu’ya 3.200 TL verecektir. Bu işlem KDV’ye de tabi olmayacaktır.

  1. Yönetici Şirketlerde Çalışan ve/veya Bu Şirketlere Hizmet Veren Akademisyenler

Ar-Ge faaliyetinde görev alsın almasın, teknik personel kapsamında olsun olmasın; teknokent yönetici şirketleri bünyesinde çalışan personelin ücretlerine gelir vergisi stopaj teşviki uygulanması mümkün değildir.

Gelir İdaresince verilen özelgede de, “(Yönetici şirket olarak) Bölge içinde veya dışında bulunan firmalara vermiş olduğunuz Ar-Ge teknik danışmanlık ve proje danışmanlığı hizmetleri faaliyetlerinde fiilen görev alan yönetim kurulu ve danışma kurulu üyeleri ile Sosyal Güvenlik Kurumundan emekli olan ve şirket bünyesinde genel müdür olarak çalışan personele bu çalışmaları karşılığında ödenen ücretlerin gelir vergisi ve damga vergisinden istisna edilmesi mümkün bulunmamaktadır.”[5] denilmiştir.

Yönetici şirkette görev alan üniversite personeli ile diğer uzman kişiler de gelir vergisi istisnasından yararlanamaz.

Örneğin; ODTÜ Teknokentte, Ar-Ge ve tasarım faaliyetinde bulunmak isteyen girişimcilerin projelerini değerlendirmek üzere oluşturulan komisyonda (hakem heyetinde) part-time görevlendirilen üniversite öğretim üyeleri ve uzman kişilerin, hizmet sözleşmesine bağlı olarak  gerçekleştirdikleri faaliyetin Ar-Ge kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığından ve 4691 sayılı Kanunun 3. maddesinde yer alan “Ar-Ge personeli” tanımı ile “Destek Personeli” tanımı kapsamında değerlendirilemeyeceğinden söz konusu personele ait ücretlerin gelir vergisi stopaj teşvikine konu edilmesi mümkün değildir.[6]

Hakem heyetinde görevlendirilen sektör uzmanı ve öğretim elemanlarının, yönetici şirkete tabi ve bağlı olmaksızın kendi nam ve hesaplarına çalışmaları halinde, bunlara yapılacak ödemeler serbest meslek ödemesi olarak kabul edilecek ve %20 tevkifat uygulanacaktır. Verilen hizmetin, arızi serbest meslek faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi halinde KDV hesaplanmayacak; devamlı yapılan serbest meslek faaliyetinde ise, uzmanlar ve öğretim elemanlarının serbest makbuzu düzenlemesi ve KDV hesaplaması gerekecektir.[7]

  1. Şirket Ortağı Olan Öğretim Görevlilerinin Elde Ettikleri Ücretler

4691 sayılı Teknokent Kanununa göre, teknoparklarda görevlendirilen öğretim üyelerinin bölgede elde edecekleri gelirler üniversite döner sermaye kapsamı dışında tutulur. Öğretim elemanları, üniversite yönetim kurulunun izniyle yaptıkları araştırmaların sonuçlarını ticarileştirmek amacı ile bu bölgelerde şirket kurabilir, kurulu bir şirkete ortak olabilir ve/veya bu şirketlerin yönetiminde görev alabilirler.

Böylece, üniversitelerde görevli öğretim üyelerine, teknoparklara ilişkin ayrıcalık tanınmış ve bu bölgelerde ticari faaliyet gerçekleştirmelerine izin verilmiştir.

Kurumlar vergisi mükellefi olan sermaye şirketlerinin ortakları, genellikle şirketlerde bordrolu/ücretli personel şeklinde çalışmaktadır. Sermaye şirketlerinin ortaklarından bağımsız tüzel kişiliği bulunmakta ve 3. kişilere karşı da tüzel kişilik sorumlu olmaktadır.

Bu çerçevede, teknokentteki firmalarda fiilen çalışan şirket ortaklarına bu çalışmaları karşılığında ödenen ücretler, diğer şartları da taşıması kaydıyla 4691 sayılı Kanunda yer alan gelir vergisi stopaj teşvikinden faydalandırılacaktır. Ayrıca, şirket ortağı olan ve aynı zamanda fiilen Ar-Ge faaliyetlerinde çalışan öğretim görevlilerine yapılan ücret ödemelerinin de gelir vergisi stopaj teşvikine konu edilmesi mümkündür.[8]

Ar-Ge faaliyetlerine fiilen katılan yönetim kurulu üyelerine bu çalışmaları karşılığı ödenecek ücretler için diğer şartları da taşıması kaydıyla, gelir vergisi stopaj teşviki uygulanacaktır.[9]

  1. Sonuç

Özellikle TTO’lar ve Üniversitelerin döner sermaye işletmeleri üzerinden teknokent firmalarına verilen hizmetlerde, vergisel yönden  ciddi  hatalar yapıldığı görülmektedir.

Üniversite öğretim görevlileri, yukarıda açıklandındığı üzere farklı şekillerde teknokent işletmelerine hizmet vermektedir. Her bir uygulamanın; teknopark, vergi ve muhasebe mevzuatı açısından baştan sona doğru kurgulanması, en optimum seçenek üzerinden sistem oluşturulması, yapılacak olası bir vergi ve/veya bakanlık incelemesinde işletmelerin risklerini ortadan kaldıracaktır. Yapılan yanlış işlemler nedeniyle, daha önce yararlanılan tüm teşviklerin (kurumlar vergisi, gelir vergisi, KDV vs.) cezalı olarak tarh edileceği unutulmamalıdır.

Güven AYYILDIZ

SMMM/ Ar-Ge ve Teknokent Uzmanı

[1] Ankara VDB’nin 18.09.2013 tarih ve  38418978-120[61-13/ 12]-1035 sayılı özelgesi.
[2] Gümüşhane Defterdarlığının 14.04.2017 tarih ve 22202903-010.01-5 sayılı özelgesi
[3] İstanbul VDB’nin 19.06.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV.G.20-1935 sayılı özelgesi.
[4] Büyük Mükellefler VDB’nin 18.08.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.99.16.02-4691/Geçici-2-90 sayılı özelgesi.
[5] İstanbul VDB’nin 29.01.2018 tarih ve 62030549-125[10-2015/51]-93748 sayılı özelgesi.
[6] Denizli VDB’nin 07.09.2015 tarih ve 51421814-120[61-2015-78]-152 sayılı özelgesi.
[7] Erzurum VDB’nin 08.03.2017 tarih ve 30094508-125.05[2016/2.3]-14 sayılı özelgesi.
[8] İstanbul VDB’nin 01.03.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 6-809 sayılı özelgesi
[9] İstanbul VDB’nin 03.11.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 10-1971 sayılı özelgesi.

https://www.argeveteknokent.com/makaleler/teknokentlerde-hizmet-veren-ogretim-uyeleri-ile-ilgili-vergisel-hususlar

 

 

DÖVİZ CİNSİNDEN VEYA DÖVİZE ENDEKSLİ DÜZENLENEN FATURAYA KARŞILIK TÜRK LİRASI (TL) CİNSİNDEN ÇEK İLE TAHSİLAT YAPILMASI HALİNDE KUR FARKINA İSTİNADEN ALINAN EK ÖDEME KDV’YE TABİ MİDİR?

Uncategorized

Döviz Cinsinden veya Dövize Endeksli Düzenlenen Faturaya Karşılık Türk Lirası (TL) Cinsinden Çek ile Tahsilat Yapılması Halinde Kur Farkına İstinaden Alınan Ek Ödeme KDV’ye Tabi midir?

Değerli okurlar, somut olaya ilişkin idarenin verdiği 16.03.2023 tarihli 11395140-105[VUK-1-21709]-323016 sayılı özelge içeriği aşağıdaki gibidir.

“… şirketiniz tarafından ticareti yapılan bazı ürünlerin ithal olması nedeniyle dövize endeksli fiyatlandırılarak müşteriler ile döviz bazında anlaşma yaptığınız ve faturaları döviz cinsinden düzenlediğiniz, bu işlemlere karşılık Türk Lirası (TL) cinsinden vadeli çek ile tahsilat yaptığınız, TL cinsinden çekin şirketinizce ciro edildiği tarihteki döviz kurundan dövize çevrilerek müşterilerinizin döviz bakiyesinden düşüldüğü, fatura düzenlendiği tarihten sonra döviz kurunda artış olması halinde müşterilerin firmanıza kur artışlarını da kapsayacak şekilde çek ile ödeme yaptığı, bu durumda aradaki farkın iç yüzde yöntemi ile katma değer vergisi (KDV) hesaplanarak kayıtlara alındığı, müşteriler ile yapılan sözleşme gereği TL olarak verilen çekin vadesi geldiğinde döviz kurunda artış olması halinde firmanıza çek ile yapılan ödeme ilk fatura tutarını karşılamadığından alınan çek ciro edilse dahi müşteriden ek ödeme talep edilerek müşterilerin döviz cinsinden borcunun arttırıldığı belirtilerek, ikinci durumda tahsil edilen bedel üzerinden düzenlenecek faturanın kur farkı faturası mı yoksa vade farkı faturası mı olarak düzenleneceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.…

-229’uncu maddesinde, “Fatura, satılan emtia veya yapılan hizmet karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.”,…

-280’inci maddesinde, “Yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır.

Yabancı paranın borsada rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kur Maliye Bakanlığınca tespit olunur.

Bu madde hükmü yabancı para ile olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da caridir. Bunlardan vadesi gelmemiş senede bağlı alacak ve borçlar, bu Kanunun 281 ve 285’inci maddeleri uyarınca değerleme günü kıymetine irca edilebilir. Ancak senette faiz oranının yazılı olmadığı durumlarda değerleme gününde geçerli olan Londra Bankalar Arası Faiz Oranı (LİBOR) esas alınır.” hükümlerine yer verilmiştir.

Ayrıca, 536 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 4’üncü maddesinde, “(1) 20/4/1976 tarihli ve 15565 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 130 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde ve 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 217 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği gereğince, değerleme günü itibarıyla Hazine ve Maliye Bakanlığınca kurların ilan edilmediği durumlarda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca ilan edilen kurlar esas alınır.

(2) Bu şekilde yapılacak değerlemelerde efektif cinsinden yabancı paralar için efektif alış kuru (efektif alış kurunun bulunmaması halinde döviz alış kuru), döviz cinsinden yabancı paralar içinse döviz alış kuru uygulanır.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun;…

-(24/c) maddesinde; vade farkı, fiyat farkı, kur farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olduğu,

-35 inci maddesinde, malların iade edilmesi, işlemin gerçekleşmemesi, işlemden vazgeçilmesi veya sair sebeplerle matrahta değişiklik vuku bulduğu hallerde, vergiye tabi işlemleri yapmış olan mükellefin bunlar için borçlandığı vergiyi, bu işlemlere muhatap olan mükellefin ise indirme hakkı bulunan vergiyi değişikliğin mahiyetine uygun şekilde ve değişikliğin vuku bulduğu dönem içinde düzelteceği hüküm altına alınmıştır.

KDV Genel Uygulama Tebliğinin “Matraha Dâhil Olan Unsurlar” başlıklı (III/A-5.) bölümünün “Kur Farkları” başlıklı (III/A-5.3.) alt bölümünde de “Bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkları KDV matrahına dahildir. Buna göre, matraha dahil olacak kur farklarının hesabında, mal ve hizmet bedeline isabet eden kur farkları dikkate alınır, hesaplanan KDV’ye ilişkin ortaya çıkan kur farkları matraha dahil edilmez.

Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle KDV hesaplanır.

Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.         

Yıl sonlarında ve geçici vergi dönemlerinde, Vergi Usul Kanunu uyarınca yapılan değerlemeler sonucu oluşan kur farkları üzerinden KDV hesaplanmaz.” açıklamaları yer almaktadır.

Bu bağlamda, bedelin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlendiği satışlar nedeniyle vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarih ile ödemenin yapıldığı tarih arasında lehe veya aleyhe oluşan kur farkları için kural olarak, lehine kur farkı oluşan mükellef tarafından fatura düzenlenmesi ve kur farkı üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.

Buna göre, alıcı tarafından Türk Lirası (TL) olarak düzenlenen çekin vadesi geldiğinde döviz kurunda artış olması halinde şirketinize çek ile yapılan ödeme ilk fatura tutarını karşılamadığından, alınan çek ciro edilse dahi, müşteriden kur farkı olarak alınan ek ödeme KDV matrahına dahil olacağından, söz konusu ödemeye ilişkin olarak kur farkı faturası düzenlenmesi ve faturada yukarıda belirtildiği şekilde KDV hesaplanması gerekmektedir.”

Örnek: ADA … A.Ş. 25.04.2024 tarihinde ithal etmiş olduğu emtiayı 5.000 USD ve %20 KDV ile müşterisine teslim etmiş olduğunu varsayalım. (Kur: 32 TL) Bu durumda ADA … A.Ş.’nin müşterisine düzenlediği dövizli fatura için (5.000 * 0,20 = 6.000 USD) 45 gün vade içeren 192.000 TL’lik çek almış olsun. (6.000 USD * 32 = 192.000) Çek, ADA … A.Ş. tarafından vadesinde tahsil edildiğinde ise kurun 34 TL olması halinde oluşacak olan 12.000 TL (6.000 USD * 34 = 204.000 – 192.000) için kur farkı faturası düzenlenmelidir.

Vedat Erdem
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bilim Uzmanı
vedaterdem1@gmail.com

KAYNAKLAR

16.03.2023 tarihli 11395140-105[VUK-1-21709]-323016 sayılı özelge

06.05.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

STOK AFFI VE ÖZ SERMAYE ENFLASYON FARKLARININ ORTAKLARA DAĞITIMI SORUNU

Uncategorized

STOK AFFI VE ÖZ SERMAYE ENFLASYON FARKLARININ ORTAKLARA DAĞITIMI SORUNU
Stok Affı ve Öz Sermaye Enflasyon Farklarının Ortaklara Dağıtımı Sorunu

7440 sayılı Kanunun 6/1 maddesi kapsamında mükellefler stoklarında bulunan ancak kayıtlarında yer almayan emtialara ilişkin yapılan bildirim sonucunda bildirilen stok tutarı Stoklar hesabına karşılık 525 KAYDA ALINAN EMTİA ÖZEL KARŞILIK HESABINA kaydedilir. 7440 sayılı Kanuna göre emtia için ayrılan karşılık, ortaklara dağıtılması veya işletmenin tasfiye edilmesi hâlinde, sermayenin unsuru sayılır ve vergilendirilmez.

525 Nolu Hesap parasal olmayan öz sermaye unsuru kıymet olarak enflasyon düzeltmesine tabidir. Bu durumda enflasyon düzeltmesi sonrası farkın da ortaklara dağıtılıp dağıtılamayacağının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu Mükerrer 298. Maddesi ile 555 Seri Nolu Vergi Usul Genel Tebliği hükümlerine göre açıklanması gerekir.

555 Seri Nolu Vergi Usul Genel Tebliğine göre 7440 sayılı Kanunlar kapsamında, işletmede mevcut olduğu halde kayıtlarda yer almayan emtianın kayda alınmasına ilişkin olarak oluşturulan karşılık hesapları bilançoda düzeltilmiş değerleriyle yer alır. 555 Seri Nolu Vergi Usul Kanunu Tebliğine öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir; bu işlemler kâr dağıtımı sayılmaz. Bunun haricinde enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tâbi tutulur ve kar dağıtımı tabi tutulur.

Bu durumda 7440 sayılı Kanun 525 KAYDA ALINAN EMTİA ÖZEL KARŞILIK HESABINA yönelik 2024 sonrasında ortaklara dağıtımı halinde:

  •  7440 sayılı Kanuna göre emtia için ayrılan karşılık, ortaklara dağıtılması veya işletmenin tasfiye edilmesi hâlinde, sermayenin unsuru sayılır ve vergilendirilmez.
  • 555 Seri Nolu Vergi Usul Genel Tebliğine göre enflasyon düzeltme farkı ortaklara dağıtılırsa, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tâbi tutulur ve kar dağıtımı tabi tutulur.

Burada üzerinde durulması gereken nokta öz sermaye enflasyon düzeltme farklarının başka hesaba aktarımı, ortağa dağıtımı 525 nolu hesap özelinde değil örneğin 13 sayılı Kanunun 328 ve 329 uncu maddeleri kapsamında oluşturulan sabit kıymet yenileme fonu ile aynı Kanunun 325/A maddesi kapsamında ayrılan girişim sermayesi fonu; 5520 sayılı Kanunun 5/1-e, j ve k bentleri gereğince oluşturulan fonlar;; 26/6/2001 tarihli ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun ek 3 üncü maddesi ile 28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3. maddesi kapsamında oluşturulan fon hesapları  içinde geçerlidir.

Ersan Karaca
Yeminli Mali Müşavir
ymmersankaraca@gmail.com

06.05.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

İŞ ORTAKLIĞINDA İŞİN ORTAKLARDAN BİRİNE DEVİR EDİLMESİNİN SONUÇLARI VE VERGİLEME

Uncategorized

İş Ortaklığında İşin Ortaklardan Birine Devir Edilmesinin Sonuçları ve Vergileme

I.TANIM

İş ortaklığı, 5520 sayılı KV Kanununda yazılı kurumların kendi aralarında veya şahıs ortaklıkları ya da gerçek kişilerle, belli bir işin birlikte yapılmasını ortaklaşa yüklenmek ve kazancını paylaşmak amacıyla kurdukları ortaklıklardan bu şekilde mükellefiyet tesis edilmesini talep edenler iş ortaklığı olarak tanımlanmıştır.

Bu yazımızda iş ortaklığı ile İdare arasında imzalanan sözleşme ile işin üstlenilerek işe başlandıktan sonra; ortaklık tarafından yapılmakta olan işin bütün vecibeleriyle birlikte ortaklardan birine devredilmesinin vergisel sonuçları değerlendirilmiştir.

Bu kapsamda yazımızda devir nedeni ile düzenlenecek faturalarda KDV tevkifatı uygulanıp uygulanmayacağı ve iş ortaklığından kesilen stopajların devir alan ortak tarafından mahsup edilip edilmeyeceği hususları değerlendirilmiştir.

  1. II) KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

İş ortaklıkları 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1.maddesinde kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmıştır.

Aynı Kanunun 2.maddesinin yedinci fıkrasında;

“İş ortaklıkları: Yukarıdaki fıkralarda yazılı kurumların kendi aralarında veya şahıs ortaklıkları ya da gerçek kişilerle, belli bir işin birlikte yapılmasını ortaklaşa yüklenmek ve kazancını paylaşmak amacıyla kurdukları ortaklıklardan bu şekilde mükellefiyet tesis edilmesini talep edenler iş ortaklıklarıdır. Bunların tüzel kişiliklerinin olmaması mükellefiyetlerini etkilemez.” hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca, 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin;

– “2.5. İş Ortaklıkları” başlıklı bölümünün “2.5.2.Unsurları” alt başlıklı bölümünde, “…

Belli bir iş için kurulacak olan iş ortaklığında işin bitim tarihi, taahhüt sözleşmesinde belirlenen esaslara göre tayin olunacaktır. Ancak, işin bitimi iş ortaklığının da sona erdiğini göstermez. Bu iş dolayısıyla mükellefiyetle ilgili ödevlerin tamamının da yerine getirilmesi (Örneğin, tahakkuk eden vergilerin tamamının ödenmesi) gerekir. Vergisel ödevlerin tamamının ikmal edilmesinden sonra iş ortaklığı sona ermiş sayılır.

Öte yandan, iş ortaklıklarının tasfiyesi, Borçlar Kanunundaki adi ortaklıkların dağılmasına ilişkin hükümlere göre yapılacaktır.”,

– “2.5.3. İşin bitiminde ortaya çıkan zararların durumu” başlıklı alt başlıklı bölümünde, “Kurumlar, dilerlerse Borçlar Kanununa göre adi ortaklık veya Kurumlar Vergisi Kanununa göre iş ortaklığı şeklinde ortaklıklar oluşturarak faaliyet gösterebilmektedirler.

Adi ortaklıklar, kurumlar vergisi mükellefi olmamalarına rağmen katma değer vergisi mükellefi olmaları nedeniyle ayrı defter tutabilmektedirler. Ortaklar ise dönem sonlarında ortaya çıkan kâr veya zararı, ortaklıktaki hisseleri oranında paylaşarak kendi hesaplarına dahil etmektedirler.

İş ortaklıkları ise Kurumlar Vergisi Kanununda ayrı bir kurum olarak değerlendirilmekte ve kurumlar vergisi mükellefi olarak sayılmaktadırlar. İş ortaklıklarının faaliyetinden doğan kazanç, kurumlar vergisine tabi tutulmakta ve vergi sonrası kazanç ortakların hisselerine göre ortaklara dağıtılmaktadır.

Kurumlar vergisi mükelleflerinin zararlarının, bu mükelleflerin ortaklarınca indirilebilmesi mümkün olmayıp aynı durum kurumlar vergisi mükellefi iş ortaklıklarının zararları için de geçerlidir.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Diğer taraftan;

Kurumlar Vergisi Kanununun 15.maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununda belirtilen esaslara göre birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleri ile uğraşan kurumlara bu işleri ile ilgili olarak yapılan hakediş ödemelerinden vergi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmışTIR.

1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “15.3.1. Birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işlerine ilişkin olarak yapılan hakediş ödemeleri” başlıklı bölümünde de birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işlerinin tanımı konusunda Gelir Vergisi Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanacağı açıklaması yer almıştır.

Bu kapsamda, Gelir Vergisi Kanununun 42.maddesinin birinci fıkrasında, “Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır.) ve onarma işlerinde kâr veya zarar işin bittiği yıl kati olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılarak, mezkûr yıl beyannamesinde gösterilir.” hükmü yer almakta olup, bir işin 42 nci madde kapsamına girmesi için faaliyet konusu işin, inşaat ve onarma işi olması, taahhüde bağlı olarak yapılması ve birden fazla takvim yılına sirayet etmesi gerekir.

Aynı Kanunun 44.maddesinin birinci fıkrasında ise, “İnşaat ve onarma işlerinde geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan hallerde geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarih; diğer hallerde işin fiilen tamamlandığı veya fiilen bırakıldığı tarih, bitim tarihi olarak kabul edilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre;

  • Üstlenilen işin ilgili idarenin olur’u ile
  • İşin bütün vecibeleriyle birlikte devredilmesinin ortağa uygun bulunması ve
  • Devir sözleşmesi ile iş ortaklığı olarak yapılan ilk sözleşmeye atıfta bulunulması

Şartıyla işin ortaklarda birine devir edilmesi gerekir.

Yukarıda yer verilen yasal hükümler ve idari düzenlemelere göre;

  • İş ortaklığı tarafından işin ortaklardan birine devredildiği tarihin iş ortaklığı açısından işin bitim tarihi olarak kabul edilmesi ve
  • Bu tarih itibarıyla kar veya zararın kati olarak tespit edilerek işin bittiği hesap dönemine ilişkin kurum kazancına dâhil edilmesi ve
  • Bu işe ilişkin istihkaklardan devir tarihine kadar ortaklık adına yapılan kesintilerin ilgili yıl beyannamesi üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilmesi gerekir.

Bununla beraber iş ortaklığından devir alınan söz konusu işin devir alan açısından yeni bir iş olarak dikkate alınarak buna göre vergilendirilmesi gerekir.

III.KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;

– (1/1) maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

– (4/1) maddesinde, hizmetin, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu, bu işlemlerin bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği,

– 9.maddesinde ise vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla vergiye tabi işlemlere taraf olanları vergi alacağının ödenmesinden sorumlu tutma konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verildiği,

– 20.maddesinde, teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, bedel deyiminin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği

hüküm altına alınmıştır.

Buna göre; ilgili idare ile imzalanan sözleşme gereğince “Yapım İşine” ilişkin yapılan işlerin İş Ortaklığı tarafından ortağa devri durumunda söz konusu devir için bir bedel alınması halinde alınan bedel üzerinden KDV hesaplanması gerekir.

Bu bağlamda devir işlemine ilişkin düzenlenecek faturada hesaplanan KDV’nin, tevkifata tabi tutulmaması gerekir.

Kaynak:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu,

3065 sayılı KDV Kanunu

İlgili İdari Düzenlemeler

https://ekovergi.com/2024/03/30/is-ortakliginda-isin-ortaklardan-birine-devir-edilmesinin-sonuclari-ve-vergileme/

Ahmet GÜZEL
WRS imperium, YMM, Bağımsız Denetçi

SORU CEVAPLARLA VE GÜNCEL HALİYLE BAĞIMSIZ DENETİM ŞARTLARI VE UYGULAMASI

Uncategorized

Soru Cevaplarla ve Güncel Haliyle Bağımsız Denetim Şartları ve Uygulaması


Kamu Gözetim Kurumu (KGK) tarafından 6 Nisan 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan yeni kararla Bağımsız Denetim Şartları güncellenmiştir.

Bu yazımızda Bağımsız Denetime tabi olma şartları ve esasları soru cevaplarla açıklanmıştır.

1.Herhangi bir şarta bağlı olmaksızın bağımsız denetime tabi şirket var mıdır?

KGK tarafından alınan kararla; karara ekli (I) sayılı listenin 1-8 sırasında (aşağıda açıklanmıştır) belirtilen şirketler herhangi bir kritere bağlı olmaksızın bağımsız denetime tabi olması kararlaştırılmıştır.

(I) SAYILI LİSTE:

1) 6362 sayılı Kanun uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunun düzenleme ve denetimine tabi şirketlerden;

a) Yatırım kuruluşları,

b) Kolektif yatırım kuruluşları,

e) Portföy yönetim şirketleri,

ç) İpotek finansmanı kuruluşları,

d) Varlık kiralama şirketleri,

e) Merkezi takas kuruluşları,

f) Merkezi saklama kuruluşları,

g) Veri depolama kuruluşları,

ğ) Derecelendirme kuruluşları,

h) Değerleme kuruluşları,

ı) Sermaye piyasası araçları bir borsada veya teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem gören veya işlem görmeleri amacıyla Sermaye Piyasası Kurulunca onaylanmış geçerlilik süresi bulunan izahname veya ihraç belgesi bulunan anonim şirketler,

i) Bir borsada veya teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem görmemekle birlikte halka arz edilmeksizin pay hariç sermaye piyasası aracı ihraç eden (ihraç ettikleri sermaye piyasası araçlarının itfa edildiği hesap döneminin sonuna kadar) veya bu amaçla Sermaye Piyasası Kurulunca onaylanmış geçerlilik süresi bulunan ihraç belgesi olan anonim şirketler.

2) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun düzenleme ve denetimine tabi şirketlerden;

a) Bankalar,

b) Derecelendirme kuruluşları,

c) Finansal holding şirketleri,

ç) Finansal kiralama şirketleri,

d) Faktoring şirketleri,

e) Finansman şirketleri,

f) Varlık yönetim şirketleri,

g) Finansal holding şirketlerinde ve bankalarda 5411 sayılı Kanunda tanımlandığı şekliyle nitelikli paya sahip olan şirketler,

ğ) Tasarruf finansman şirketleri.

3) 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile 28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu kapsamında faaliyet göstermekte olan sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri.

4) Borsa İstanbul piyasalarında faaliyet göstermesine izin verilen; yetkili müesseseler, kıymetli madenler aracı kurumlan, kıymetli maden üretimi veya ticaretiyle iştigal eden şirketler.

5) 10/2/2005 tarihli ve 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanununa göre kurulan lisanslı depo işletmeleri ile 11/8/1982 tarihli ve 2699 sayılı Umumi Mağazalar Kanununa göre kurulan umumi mağazalar.

6) 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun uyarınca Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun düzenleme ve denetimine tabi şirketlerden;

Aşağıdaki hak veya lisanslardan en az ikisine sahip olan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar:

Karasal ortamdan ulusal televizyon yayını yapma hakkı.

Uydu televizyon yaym lisansı.

Birden fazla ile yönelik olarak kablolu televizyon yaym lisansı.

İnternet ortamında isteğe bağlı yaym hakkına sahip olan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar.”

7) Enerji Piyasası Düzenleme Kuramımdan lisans, sertifika veya yetki belgesi alıp bu Kuram düzenlemelerine tabi olarak faaliyet gösteren ve söz konusu düzenlemeler uyarınca bağımsız denetim yükümlülüğü bulunan şirketler.

8) 20/6/2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun uyarınca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının düzenleme ve denetimine tabi ödeme kuruluşları ve elektronik para kuruluşları.

9) 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında faaliyet gösteren kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları.”

2.Halka açık sayılan şirketler için açıklanan bağımsız denetim şartları nelerdir?

“Sermaye piyasası araçları bir borsada veya teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem görmeyen ancak 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında halka açık sayılan şirketler

Aşağıdaki tabloda belirlenen eşik değerler kapsamında üç ölçütten en az ikisinin eşik değerlerini art arda iki hesap döneminde aşması halinde bağımsız denetim yaptırmak zorundadırlar.

EŞİK DEĞER
Aktif Büyüklük 30 Milyon TL
Net Satış Hasılatı 40 Milyon TL
Çalışan Sayısı 50 Kişi

 3.Halka açık “sayılmayan” veya hiçbir şarta tabi olmadan bağımsız denetime tabi tutulan şirketler dışındakiler için açıklanan bağımsız denetim kriterleri nelerdir?

Cevap:

Bu tür şirketler için ikili ayrım yapılmıştır.

a) KGK Kararına ekli (II) sayılı listede belirtilen şirketler için aşağıdaki tabloda belirlenen eşik değerlerden;

EŞİK DEĞER
Aktif Büyüklük 60 Milyon TL
Net Satış Hasılatı 80 Milyon TL
Çalışan Sayısı 100 Kişi

üç ölçütten en az ikisinin eşik değerlerini art arda iki hesap döneminde aşması halinde bağımsız denetime olacaktır.

(II) SAYILI LİSTE

1) Çağrı merkezi şirketleri hariç olmak üzere, 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu, 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu, 9/5/2013 tarihli ve 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu ve 6102 sayılı Kanunun 1525 inci maddesi kapsamında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu düzenleme ve denetimine tabi olan şirketler.

2) Gayri faal olan veya faaliyetleri geçici olarak durdurulan veya iptal edilmiş olan (gerekli ana sözleşme değişiklikleri ve benzeri prosedür işlemleri henüz gerçekleştirilmemiş olanlar dâhil) iştirak ve şirketler hariç olmak üzere, TMSF’nin iştirakleri ile mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu ve 5411 sayılı Kanun kapsamında TMSF tarafından denetimi ve yönetimi devralınan şirketler.

3) Sermayesinin en az %50’si belediyelere ait olan şirketler.

b) Yukarıda açıklananların dışında kalan (I ve II sayılı liste dışında olan) şirketlerden üç ölçütten en az ikisinin eşik değerlerini art arda iki hesap döneminde aşması halinde bağımsız denetime olacaktır.

EŞİK DEĞER (Yeni-05.04.2024 tarih ve 8313 no’lu CB Kararı) EŞİK DEĞER (Önceki)
Aktif Büyüklük 150 Milyon TL 75 Milyon TL
Net Satış Hasılatı 300 Milyon TL 150 Milyon TL
Çalışan Sayısı 150 Kişi 150 Kişi

4.Bağımsız Denetim kapsam dışında tutulan şirketler nelerdir?

Aşağıdaki şirketler bu Kararın kapsamı dışında tutulmasına karar verilmiştir:

a) Ekli (I) sayılı liste kapsamında yer alanlar hariç olmak üzere, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanuna tabi şirketler (I sayılı listenin 9.sırsanda belirtilmiştir).

b) Ekli (I) sayılı listede belirtilenler ile ekli (II) sayılı listenin 5 (b) sırasında belirtilen şirketler hariç olmak üzere sermayesinin en az yüzde 50’si devlete, il özel idarelerine, kanunla kurulmuş vakıflara ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait olan şirketler.

c) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanununun geçici 7 nci maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında tasfiyelerine karar verilen ve tasfiye süreci Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından atanan tasfiye komisyonlarınca yürütülen tasarruf finansman şirketleri.

5.Şirketler ne zaman bağımsız denetime olacaktır?

Eşik değerlere tabi şirketler, KGK Kararında belirlenen üç ölçütten en az ikisinin eşik değerini art arda iki hesap döneminde aştığı takdirde “takip eden hesap döneminden” itibaren bağımsız denetime tabi olur.

ÖRNEK:

(X) AŞ, 2021 ve 2022 hesap dönemlerinde belirlenen eşik değerlerden en ikisini aşmıştır.

Buna göre (X) AŞ’nin 2023 yılı mali tabloları bağımsız denetime tabi olacağından 2023 yılında KGK’dan yetkili bir bağımsız denetim şirketi ile anlaşarak bağımsız denetçi olarak ataması gerekir.

6.Eşik değerlerin hesaplanması nasıl yapılır?

Eşik değerlerin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde; aktif toplamı ve yıllık net satış hasılatı bakımından şirketin tabi olduğu mevzuat uyarınca hazırlanmış olan son iki yıla ait finansal tablolar, çalışan sayısı bakımından ise son iki yıla ait ortalama çalışan sayısı esas alınır.

7.Şirketler Bağımsız Denetim Kapsamından ne zaman çıkabilir?

Eşik değerleri aştığı için bağımsız denetime tabi şirket, art arda iki hesap döneminde üç ölçütten en az ikisine ait eşik değerlerin altında kaldığı ya da bir hesap döneminde bu ölçütlerden en az ikisine ait eşik değerlerin yüzde 20 veya daha fazla oranda altında kaldığı takdirde müteakip hesap döneminden itibaren bağımsız denetim kapsamından çıkar.

8.Bağlı ortaklık ile iştirakler eşik değerlerin hesaplanmasında dikkate alınır mı?

Eşik değerlerin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde şirketler bağlı ortaklık ve iştirakleriyle birlikte dikkate alınır.

Bağlı ortaklıkları ve iştirakleri bulunan şirketlerde;

a) Aktif toplamı ve yıllık net satış hasılatı bakımından ana ortaklık ve bağlı ortaklığa ait finansal tablolarda yer alan kalemlerin toplamı (varsa grup içi işlemler yok edilir),

b) Çalışan sayısı bakımından ise ana ortaklık ve bağlı ortaklığın son iki yıla ait ortalama çalışan sayılarının toplamı dikkate alınır.

İştirakler açısından, iştirake ait söz konusu kalemler şirketin iştirakteki hissesi oranında dikkate alınır.

9.Yeni eşik değer kriterleri ne zaman yürürlüğe girecek?

05.04.2024 tarih ve 8313 no’lu KGK tarafından alınan karar 01.01.2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir.

Kaynak: 

050.04.2024 tarih ve 8313 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı

29/11/2022 tarihli ve 6434 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı

660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu

 

https://ekovergi.com/2024/04/20/soru-cevaplarla-ve-guncel-haliyle-bagimsiz-denetim-sartlari-ve-uygulamasi/

HIZLI KARGO ARACILIĞIYLA YAPILAN İHRACATLARDA KDV İADESİ

Uncategorized

HIZLI KARGO ARACILIĞIYLA YAPILAN İHRACATLARDA KDV İADESİ

I.ÖRNEK OLAY

Mükellef (A), hızlı kargo taşımacılığı yöntemi ile 150 kg ve 7.500 Avro’yu geçmeyen malların ihracatını kargo firmasının toplu gümrük çıkış beyannamesi (GÇB) aracılığıyla gerçekleştirmiştir.

Mükellef (A), kargo firmasından sadece konşimento ve GÇB tescil numarasını alabilmiştir. Kargo firmasının beyannamenin içerisinde ihracat yapan diğer firmaların bilgisi bulunması nedeniyle GÇB ve eklerini Mükellef (A)’ya vermemiştir.

Mükellef (A), fatura ettiği malların çıkışını gösteren (firma unvanı, satılan malın miktarı, tutarı, cinsi ve malın alıcısı) hiçbir belge bulunmadığından Mükellef (A)’ya verilen konşimento ve GÇB numarası doğrultusunda ihracat istisnası kapsamında KDV’siz fatura düzenleyip düzenleyemeyeceği veya fatura ekindeki evraklar eksik kabul edilip, KDV’li fatura kesilmesi gerekir mi?

II.İLGİLİ MEVZUAT

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun (11/1-a) maddesinde, ihracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin yapılan hizmet ifası işlemleri KDV’den istisnadır.

Aynı Kanunun 12.maddesinde bir teslimin ihracat teslimi sayılabilmesi için teslimin yurt dışındaki bir müşteriye yapılması, teslim konusu malın Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesinden çıkarak bir dış ülkeye vasıl olması şartlarının aranacağı hüküm altına alınmıştır.

Konuya ilişkin olarak “Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği”nin “İhracat İstisnası” başlıklı II/A bölümünün “İade” alt başlıklı (1.1.4) bölümünde Gümrük Çıkış Beyannameli mal ihracı nedeniyle nakden veya mahsuben yapılacak iade taleplerine ilişkin dilekçeye;

a) Satış faturaları listesi,

b) Gümrük beyannamesi veya listesi (Serbest bölgeye yapılan ihracatta serbest bölge işlem formu, Posta veya kargo yoluyla gerçekleştirilen ihracatta elektronik ticaret gümrük beyannamesi),

d) İhracatın beyan edildiği döneme ait indirilecek KDV listesi,

e) Yüklenilen KDV listesi ve İadesi talep edilen KDV hesaplama tablosunun ekleneceği belirtilmiştir.

III.SONUÇ

Yukarıda yapılan açıklamalara göre, posta ve hızlı kargo taşımacılığı yolu ile yapılan ihracatın;

kargo şirketi adına düzenlenen, malı yurt dışına gönderilen mükellefin bilgisinin yer aldığı ve gümrük müdürlüğü tarafından elektronik ortamda onaylanan ve VEDOP (Vergi Daireleri Otomasyon Projesi) sistemine aktarılan ETGB (Elektronik Ticaret Gümrük Beyannamesi)”

ile tevsiki mümkün bulunmaktadır.

Bu şekilde yapılan ihracatın tevsiki için ETGB’nin çıktısının vergi dairesine ibrazı yeterlidir. Ayrıca ıslak imzalı ve mühürlü ETGB’nin ibrazına gerek bulunmamaktadır.

Diğer taraftan; Mükellef (A)’nın, söz konusu beyannamelerin kağıt ortamında dökümünün alınamadığı durumlarda, taşıma işini yapan kargo şirketi adına düzenlenen beyannameye ilişkin bilgileri içeren bir yazının kargo şirketinden alınarak beyanname eki listeyle birlikte vergi dairesine ibraz etmesi halinde KDV iade taleplerinin yerine getirilmesi mümkündür.

Bu bağlamda söz konusu yazı ve listelere istinaden, Mükellef (A)’nın, kargo firması aracılığıyla gerçekleştirdiği ihracatlara ilişkin faturaları KDV’siz düzenlemesi gerektiği açıktır.

Kaynak:

3065 sayılı KDV Kanunu

KDV Genel Uygulama Tebliği

İlgili Diğer İdari Düzenlemeler

 

https://ekovergi.com/2024/05/03/hizli-kargo-araciligiyla-yapilan-ihracatlarda-kdv-iadesi/

BAZI STOPAJ ORANLARI ARTIRILDI

Uncategorized

Bazı Stopaj Oranları Artırıldı

Numara : 47
Tarih : 1.5.2024

VERGİ SİRKÜLERİ 

NO: 2024/47

KONU: Bazı Stopaj Oranları Artırıldı

1 Mayıs 2024 tarihli ve 32533 sayılı Resmi Gazete’de bazı stopaj oranlarında değişiklik yapan “193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun Geçici 67 nci Maddesinde Yer Alan Tevkifat Oranları Hakkında Karar (Karar Sayısı: 8434)” yayımlandı.

Bilindiği üzere, Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 nci maddesinde yer alan bazı kazanç ve iratlardan yapılacak stopaj oranları 2006/10731 sayılı Karar ile belirlenmiştir. Bugün yayımlanan Karar ile 2006/10731 sayılı Karar’da değişiklik yapılarak, bazı stopaj oranları artırılmıştır.

Yapılan değişikliklere aşağıda yer verilmiştir.

1) Türk Lirası Mevduat faizi ve kar payı gelirlerine uygulanacak stopaj oranları

31/7/2024 tarihine kadar (bu tarih dâhil) vadesiz ve özel cari hesaplara ve 1/5/2024 ile 31/7/2024 tarihleri arasında (bu tarih dâhil) açılan veya vadesi bu tarihler arasında yenilenen hesaplara ödenecek faizler ve kâr paylarına aşağıda yer alan stopaj oranları uygulanacaktır (30/9/2020 ile 30/4/2024 tarihleri arasında açılan veya vadesi yenilenen vadeli hesaplar için önceki oran uygulanacaktır).

1.1) Mevduat faizlerinden;

  1. i) Vadesiz ve ihbarlı hesaplar ile 6 aya kadar (6 ay dâhil) vadeli hesaplarda%7,5(Önceki oran %5),
  2. ii) 1 yıla kadar (1 yıl dâhil) vadeli hesaplarda%5(Önceki oran %3),

iii) 1 yıldan uzun vadeli hesaplarda %2,5 (Önceki oran %0),

  1. iv) Enflasyon oranına bağlı olarak değişken faiz oranı uygulanan 1 yıldan uzun vadeli hesaplarda %0 (Değişiklik yapılmamıştır),
  2. v) Kur korumalı vadeli mevduat hesapları ile döviz tevdiat hesaplarından dönüşüm kuru üzerinden Türk lirasına çevrilen mevduat hesaplarında %0(Değişiklik yapılmamıştır),
  3. vi) Altın cinsinden mevduat hesaplarından dönüşüm fiyatı üzerinden Türk lirasına çevrilen mevduat hesaplarında %0(Değişiklik yapılmamıştır).

1.2) Katılım bankaları tarafından katılma hesabı karşılığında ödenen kar paylarından;

  1. i) Vadesiz, ihbarlı ve özel cari hesaplar ile 6 aya kadar (6 ay dâhil) vadeli hesaplarda%7,5(Önceki oran %5),
  2. ii) 1 yıla kadar (1 yıl dâhil) vadeli hesaplarda%5(Önceki oran %3),

iii) 1 yıldan uzun vadeli hesaplarda %2,5 (Önceki oran %0),

  1. iv) Kur korumalı katılma hesaplan ile döviz cinsinden katılım fonu hesaplarından dönüşüm kuru üzerinden Türk lirasına çevrilen katılma hesaplarında %0(Değişiklik yapılmamıştır).
  2. v) Altın cinsinden katılım fonu hesaplarından dönüşüm fiyatı üzerinden Türk lirasına çevrilen katılma hesaplarında %0(Değişiklik yapılmamıştır).

Kararın yürürlük maddesi uyarınca, bu düzenleme 1/5/2024 tarihinden itibaren vadesiz ve özel cari hesaplara ödenecek faizler ve kâr payları ile söz konusu tarihten itibaren açılan veya vadesi yenilenen vadeli hesaplara ödenecek faizler ve kâr payları için uygulanmak üzere 1/5/2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

2) Banka tahvil ve bonoları ile fon kullanıcısının bankalar olduğu varlık kiralama şirketleri tarafından ihraç edilen kira sertifikalarına uygulanan stopaj oranları

1/5/2024 ile 31/7/2024 tarihi (bu tarih dâhil) arasında iktisap edilen, bankalar tarafından ihraç edilen tahvil ve bonolardan elde edilen gelir ve kazançlar ile fon kullanıcısının bankalar olduğu varlık kiralama şirketleri tarafından ihraç edilen kira sertifikalarından elde edilen gelir ve kazançlara aşağıda yer alan stopaj oranları uygulanacaktır (23/12/2020 ile 30/4/2024 tarihleri arasında iktisap edilenler için önceki oran uygulanacaktır.)

– Vadesi 6 aya kadar (6 ay dâhil) olanlara sağlanan gelirlerden %7,5 (Önceki oran %5),

– Vadesi 1 yıla kadar (1 yıl dâhil) olanlara sağlanan gelirlerden %5 (Önceki oran %3),

– Vadesi 1 yıldan uzun olanlara sağlanan gelirlerden %2,5 (Önceki oran %0),

– 6 aydan az süreyle (6 ay dâhil) elde tutulanların elden çıkarılmasından doğan kazançlardan %7,5 (Önceki oran %5),

– 1 yıldan az süreyle (1 yıl dâhil) elde tutulanların elden çıkarılmasından doğan kazançlardan %5 (Önceki oran %3),

– 1 yıldan fazla süreyle elde tutulanların elden çıkarılmasından doğan kazançlardan %2,5 (Önceki oran %0),

Kararın yürürlük maddesi uyarınca, bu düzenleme 1/5/2024 tarihinden itibaren iktisap edilen; bankalar tarafından ihraç edilen tahvil ve bonolardan elde edilen gelir ve kazançlar, fon kullanıcısının bu bankalar olduğu varlık kiralama şirketleri tarafından ihraç edilen kira sertifikalarından elde edilen gelir ve kazançlar için uygulanmak üzere 1/5/2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

3) Yatırım fonlarından elde edilen gelir ve kazançlara uygulanacak stopaj oranları

1/5/2024 ile 31/7/2024 tarihi (bu tarih dâhil) arasında iktisap edilen (değişken, karma, eurobond, dış borçlanma, yabancı, serbest fonlar ile unvanında “döviz” ifadesi geçen yatırım fonları hariç) yatırım fonlarından elde edilen gelir ve kazançlara %7,5 (Önceki oran %0) oranında stopaj uygulanacaktır (23/12/2020 ile 30/4/2024 tarihi arasında iktisap edilenler için önceki oran uygulanacaktır).

Kararın yürürlük maddesi uyarınca, bu düzenleme 1/5/2024 tarihinden itibaren iktisap edilen yatırım fonu katılma paylarından elde edilen gelir ve kazançlar için uygulanmak üzere 1/5/2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

4) Devlet Tahvili ve Hazine Bonoları ile Kira Sertifikalarına Uygulanacak Stopaj Oranı

22/12/2021 ile 31/7/2024 tarihi (bu tarih dâhil) arasında iktisap edilen, Hazine ve Maliye Bakanlığınca ihraç edilen Devlet tahvili ve Hazine bonolarından elde edilen gelir ve kazançlar ile 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun uyarınca kurulan varlık kiralama şirketleri tarafından ihraç edilen kira sertifikalarından elde edilen gelir ve kazançlara, %0 oranında (Değişiklik yapılmamıştır) stopaj uygulanacaktır.

Kararın yürürlük maddesi uyarınca, bu düzenleme 1/5/2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

5) İpotek Finansmanı Kuruluşları Tarafından İhraç Edilen Ürünlerden Elde Edilen Gelir ve Kazançlara Uygulanacak Stopaj Oranı

1/5/2024 ile 31/7/2024 tarihi (bu tarih dahil) arasında iktisap edilen, 6362 sayılı Kanun kapsamında kurulan ipotek finansmanı kuruluşları (bu şirketlerin kurucusu olduğu varlık finansmanı fonları ve konut finansmanı fonları dahil) tarafından ihraç edilen varlığa dayalı menkul kıymetler, ipoteğe dayalı menkul kıymetler, ipotek teminatlı menkul kıymetler ve varlık teminatlı menkul kıymetlerden elde edilen gelir ve kazançlara %7,5 (Önceki oran %5) oranında stopaj uygulanacaktır (28/6/2022 ile 30/4/2024 tarihleri arasında iktisap edilenler için önceki oran uygulanacaktır).

Kararın yürürlük maddesi uyarınca, bu düzenleme 1/5/2024 tarihinden itibaren iktisap edilen 6362 sayılı Kanun kapsamında kurulan ipotek finansmanı kuruluşları (bu şirketlerin kurucusu olduğu varlık finansmanı fonları ve konut finansmanı fonları dâhil) tarafından ihraç edilen varlığa dayalı menkul kıymetler, ipoteğe dayalı menkul kıymetler, ipotek teminatlı menkul kıymetler ve varlık teminatlı menkul kıymetlerden elde edilen gelir ve kazançlar için uygulanmak üzere 1/5/2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu Karara aşağıdaki bağlantı yolluyla ulaşabilirsiniz.

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun Geçici 67 nci Maddesinde Yer Alan Tevkifat Oranları Hakkında Karar (Karar Sayısı: 8434)

Saygılarımızla.

https://www.verginet.net/dtt/11/Vergi-Sirkuleri-2024-47.aspx

AR-GE FİRMALARI AMAN DİKKAT!

Uncategorized

Ar-Ge firmaları aman dikkat!

Ar-Ge ve tasarım merkezleri, Teknoparklarda faaliyet gösteren firmalar ve diğer IT firmalarının önemli bir gelir kaynağı da kamu kurum ve kuruluşlarından üstlenmiş oldukları ihalelerdir.

Bu firmalar genel olarak ihale konusu işin devam ettiği süreler zarfında hak ediş ödemelerinde bir sorun yaşamazken, ihale konusu işin tamamlanıp SGK’dan ilişiksizlik belgesinin alınması aşamasına gelindiğinde ciddi bir borç yüküyle karşılaşabilmektedir. Bu anlamda;

l Yararlandıkları prim teşviklerinin önemli bir kısmını “yersiz yararlanma” gerekçesiyle faiziyle birlikte ödemek durumunda kalabildikleri gibi

l Asgari işçilik araştırma işlemi sonrasında “fark işçilikten” kaynaklanan çok ciddi tutarlarda prim borcuyla da karşılaşabilmektedirler.

İhalelere katılabilmek için kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcu bulunmama şartından dolayı her an başka bir ihaleye katılma durumları olan bu firmalar, kimi zaman bu borçların mevzuata göre tahakkuk edip etmediğini veya ihale makamı tarafından SGK’ya bildirilen bilgilerde bir yanlışlık olup olmadığını sorgulamaksızın borçlarını ödemektedirler.

Esasen öncelikli olarak, ihale konusu işe başlanılmasıyla birlikte bu firmaların SGK’ya yapacakları bildirimlerini sözleşmede yer alan hükümlere uygun yapmaları gerekiyor. Sonrasında işin bitiminin ardından ihale makamının, ihale konusu işle ilgili SGK’nın gönderdiği yazıda sorulan hususlara sözleşme hükümlerine uygun olarak ve biliniyorsa ihale konusu işte çalışan sigortalılara ilişkin bilgilerin eksiksiz ve her bir ay bazında çalışma gün sayılarına da yer verecek şekilde bildirmeleri önem taşımaktadır. Mümkünse bu aşamada ihale makamınca SGK’ya gönderilecek yazıların firmalarca da kontrol edilerek eksik veya hatalı bir bilgi veriliyorsa ihale makamından bu hususların düzeltilmesini talep etmeleri sonradan yaşanabilecek olası sorunların önüne geçecektir.

Başka nelere dikkat edilmeli?

1- Bu firmalar ihale konusu işte çalıştırdıkları sigortalılarını genelde öteden beri tescilli bulunan devamlı mahiyetteki işyeri dosyasından bildirmektedir. Bu bağlamda, ihale konusu işlerden dolayı 14857 kanun numaralı engelli teşviki hariç prim teşviklerinden yararlanılması mümkün bulunmadığından ihale konusu işte çalışan sigortalılar ihale konusu işin devam ettiği süre zarfında 0 (sıfır) kanun numarası ile bildirilmelidir.

2- 05746 kanun numaralı prim teşvikinden yararlanan Ar-Ge ve tasarım merkezleri ile Teknoparklarda faaliyet yürüten firmaların 4734 sayılı Kanunun “İstisnalar” başlıklı 3. maddesi kapsamında üstlenmiş oldukları işlerde çalıştırdığı sigortalılardan dolayı 15746 kanun numaralı prim teşvikinden yararlanmaları mümkündür. Bu amaçla MUHSGK’nın 15746 kanun numarası seçilerek düzenlenebilmesi için bir defaya mahsus ihale konusu işe ait sözleşmeyle birlikte SGK müdürlüğüne başvurularak işyeri sicil numarası 15746 kanun numarasına tanımlatılmalıdır.

3- Kamu İhale Kanunu’nun 3 üncü maddesinin (b) bendinde belirtilen işler için asgari işçilik araştırması yapılmıyor olsa da 4734/3-b maddesi kapsamında yapılan ihalelerde çalıştırılan sigortalılarla ilgili prim teşviklerinde de yukarıda yer alan açıklamalara göre bildirim yapılmalıdır.

4- İlişiksizlik belgesi alınma sürecinde, ihale sözleşmesinde kişi/gün sayısına yer verilmiş ise SGK tarafından ihale konusu işin başlayıp bittiği süreler zarfında sözleşmede yer alan kişi/gün sayısı kadar işçilik bildiriminde bulunulup bulunulmadığı kontrol edilmektedir. Ayrıca sözleşmede yer alan kişi/gün sayısı kadar teşviksiz bildirim yapılmış ise (SGDP’liler dahil) teşvik iptaline gidilmemekte, aksi halde 05510 kanun numaralı prim teşvikinden başlanılarak teşvik iptali yapılmaktadır.

5- İhale sözleşmesinde kişi/gün sayısına yer verilmemiş ve ihale makamınca ihale konusu işte çalışanların isimleri SGK’ya bildirilmemiş ise işin bitiminin ardından Kurumca asgari işçilik araştırma işlemi yapılmaktadır. Bu araştırma işlemi sırasında toplam hakediş tutarı üzerinden hesaplanan “Kuruma bildirilmesi gereken asgari işçilik miktarı” ile ihale konusu işin başlayıp bittiği süreler zarfında “Kuruma bildirilen kazançlar” karşılaştırılarak yeterli işçilik bildiriminde bulunulmuş olup olmadığı araştırılmaktadır. Ayrıca ihale konusu işe ait toplam hak ediş tutarına asgari işçilik oranı uygulanmak suretiyle (%25 eksiltme yapılmaksızın) ihale döneminde “prim teşviklerinden yararlanılamayacak” prime esas kazanç hesaplanmaktadır. İhale dönemi içinde “prim teşviklerinden yararlanılamayacak” tutar kadar teşviksiz bildirim yapılmış ise teşvik iptaline gidilmemekte, aksi halde 05510 kanun numaralı prim teşvikinden başlanılarak teşvik iptali yapılmaktadır.

6- İhale sözleşmesinde kişi/gün sayısına yer verilmemiş olmasına rağmen idarece ihale konusu işte çalışanların isimleri de SGK’ya bildirilmiş ise işin bitiminin ardından yapılan asgari işçilik araştırma işleminde Kuruma bildirilmiş olan işçilik miktarı hesaplanırken yalnızca isimleri ihale makamı tarafından SGK’ya bildirilenlerin kazançları dikkate alınmaktadır. İhale makamının SGK’ya gönderdiği yazıda çalışanların isimlerinin yanı sıra ay bazında çalıştıkları gün sayısına da yer verilmiş ise Kuruma bildirilmiş işçilik miktarının hesabında bu defa isimleri bildirilen sigortalıların yalnızca ihale makamınca bildirilen gün sayısına isabet eden kazançları dikkate alınmaktadır. Ayrıca ihale makamınca ihale konusu işte çalıştığı belirtilen sigortalıların SGK bildirimleri ihale konusu işin yapıldığı süre zarfında teşviksiz olarak yapılmamış ise yararlanılan prim teşvikleri iptal edilmektedir.

https://www.karar.com/yazarlar/eyup-sabri-demirci/ar-ge-firmalari-aman-dikkat-1599755

 

YABANCILARA VERİLEN SAĞLIK HİZMETLERİNDE VERGİSEL AVANTAJLAR

Uncategorized

Yabancılara Verilen Sağlık Hizmetlerinde Vergisel Avantajlar

1-Giriş

Sağlık turizmi; hastalıkların teşhisi, tedavisi ve rehabilitasyonu amacıyla ikamet edilen ülke sınırları dışındaki ülkenin olanaklarından faydalanılması olarak ifade edilebilir. Küreselleşen dünyada yaşam kalitesinin artması, sağlık maliyetlerinin kimi ülkelerde yüksek olması sebebiyle sağlık sektörünün çok hızlı biçimde dönüşüme uğradığını gözlemliyoruz.

Ülkemizde döviz girişinin sağlanması amacıyla yurt dışı müşterilere mal ve hizmet teslimi uygulamalarında bir takım istisnalar sağlanmıştır. Bugün kanun koyucu tarafından yabancı hastalara verilecek sağlık hizmetlerine yönelik vergi istisnalarından ve bu istisnalarının uygulanmasından bahsedeceğiz.

2-KDV Kanunu’nda Yer Alan İstisnalar

7104 sayılı kanunla 3065 sayılı KDV kanunun 13. Maddesinin birinci fıkrasına eklenen l bendine göre; Sağlık Bakanlığınca izin verilen gerçek veya tüzel kişiler tarafından, Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişilere, münhasıran sağlık kurum ve kuruluşlarının bünyesinde verilen koruyucu hekimlik, teşhis, tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri KDV’den istisnadır hükmüne bağlanmıştır.

A-İstisnadan Yararlanabilecek Kurum ve Kuruluşlar

Yukarıda bahsedilen istisnadan yararlanabilmek için bakanlıkça izni bulunan sağlık kurum ve kuruluşu olmak zorunludur. Bu kapsamda; hastaneler (kamu, özel, üniversite), tıp merkezleri, polikliniklerin yanında Sağlık Bakanlığından izin almak suretiyle faaliyette bulunan; aile ve toplum sağlığı merkezleri, muayenehaneler, laboratuvarlar, müesseseler, ağız ve diş sağlığı hizmeti sunan özel sağlık kuruluşları, ambulans hizmetleri sunan kuruluşlar, diyaliz merkezleri, fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezleri, genetik hastalıklar tanı merkezleri, hiperbarik oksijen tedavisi uygulanan özel sağlık kuruluşları, hemoglobinopati tanı merkezleri, madde bağımlılığı tedavi merkezleri, üremeye yardımcı tedavi merkezleri, terapötik aferez merkezleri, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulama merkezleri, kordon kanı bankaları ile kaplıcalar yer almaktadır

B- İstisna Kapsamında Sağlık Hizmetinden Yararlanacak Kişiler ve Kapsama Giren Hizmetler

Türkiye’de yerleşimi bulunmayan yabancı uyruklu gerçek kişilere verilen koruyucu hekimlik, teşhis, tedavi ve rehabilitasyon hizmet teslimleri KDV den istisnadır. Bu hizmetlerin kapsamı Sağlık Bakanlığının ilgili mevzuat hükümlerine göre belirlenir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan ve 193 sayılı Kanuna göre Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler bu istisnadan faydalanabilir.

Öte yandan, 5901 sayılı Kanunun 28 inci maddesi uyarınca kendilerine mavi kart verilen ve Türkiye’de yerleşmiş olmayan gerçek kişiler de bu istisnadan faydalanabilir.

İstisna kapsamında hizmet sunan sağlık kurum ve kuruluşları, alıcının istisna kapsamında olduğunun tevsikine ilişkin olarak uyruğunda bulunduğu ülke tarafından verilmiş pasaport üzerinden Türkiye’ye son giriş tarihinin altı aydan fazla olmadığını kontrol etmek ve pasaportun fotokopisini (çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerde mavi kartın fotokopisini) hizmet sunulmadan önce alıcıdan almak zorundadırlar.

C- İstisna Kapsamında Olmayan Hizmetler

Yukarıda bahsedilen koruyucu hekimlik, teşhis, tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri ile birlikte verilen konaklama, ulaşım, yemek gibi teslim ve hizmetler istisna kapsamına girmez.

Saç ekimi, cilt bakımı, kırışıklık tedavisi, dolgu maddeleri uygulamaları gibi estetik amacıyla yapılan hizmetler bu istisna kapsamında değerlendirilmez.

D- Belge Düzeni ve İstisnanın Beyanı

Yukarıda bahsedilen istisna kapsamında olan kişilere, istisna kapsamında yapılan hizmet teslimine ilişkin faturada;

-Hizmet verilen yabancının adı – soyadı,

-Hangi ülkenin uyruğunda olduğu,

-Pasaport veya mavi kart numarası,

-Verilen hizmetin niteliği,

-Hizmetin sunulduğu yer ve hizmet bedeli bilgilerine yer vererek KDV hesaplamazlar.

Hizmet sunulan yabancı hasta yerine, sigorta kuruluşları, yabancı sosyal güvenlik kurumları, yetkili acenteler veya Sosyal Güvenlik Kurumuna (ikili sosyal güvenlik anlaşması bulunan ülkelerde yerleşik olanlara verilen hizmet bedelinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ilgili ülke kurumlarından tahsil edilmesi durumunda) düzenlenmesi mümkün olabilmektedir. Bu durumda istisnanın uygulanabilmesi için düzenlenen faturada hizmet verilen yabancının adı, soyadı, hangi ülkenin uyruğunda olduğu, pasaport veya mavi kart numarası, Türkiye’ye en son giriş tarihi, verilen hizmetin niteliği ve hizmet bedeli bilgilerine yer verilmesi zorunludur.

Bu istisna kapsamında yapılan hizmetler, hizmetin yapıldığı vergilendirme dönemine ait KDV beyannamesinin “İstisnalar-Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler” kulakçığının, “Tam İstisna Kapsamına Giren İşlemler” tablosunda, 334 kod numaralı “Yabancılara Verilen Sağlık Hizmetlerinde İstisna” satırı aracılığıyla beyan edilir. Bu satırın “Teslim ve Hizmet Tutarı” sütununa istisnaya konu hizmetlerin KDV hariç tutarı, “Yüklenilen KDV” sütununa bu hizmetlere ilişkin alış ve giderlere ait belgelerde gösterilen toplam KDV tutarı yazılır. İade talep etmek istemeyen mükellefler, “Yüklenilen KDV” sütununa “0” yazmalıdır.

3-Kurumlar Vergisi Kanunu’nda Yer Alan Avantajlar

Sektörün ve hizmet ihracatının teşvik edilmesine yönelik vergisel düzenlemeler sadece KDV Kanunu ile sınırlı değil, Kurumlar Vergisi Kanunda da indirim yoluyla düzenlemeler yapılmıştır. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10’uncu maddesine eklenen (ğ) bendi ile; Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunanlara Türkiye’de verilen ve münhasıran yurt dışında yararlanılan bakanlığın izin ve denetimine tabi olarak sağlık alanında faaliyet gösteren işletmelerin münhasıran bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazancın, elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar tamamının Türkiye’ye transfer edilmesi şartıyla, %80’inin kurum kazancından indirim konusu yapılabileceği konusunda hükme bağlanılmıştır.

Daha önce %50 olan bu oran 7491 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucunda 1/1/2023 tarihinden itibaren elde edilen gelirler ve kazançlara uygulanmak üzere %80 e çıkarılmıştır.

A-İndirim Kapsamında Olan Hizmetler

Kanun koyucu KDV Kanunu’nun 13/l bendinde istisnanın kapsamını dar tutarak; koruyucu hekimlik, teşhis, tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri olarak sınırlı hizmetlerin istisnadan faydalanılacağını belirtmiştir. Nitekim konu ile alakalı 19 Seri No.lu KDV Genel Uygulama Tebliğinde; Saç ekimi, cilt bakımı, kırışıklık tedavisi, dolgu maddeleri uygulamaları gibi estetik amacıyla yapılan hizmetler bu istisna kapsamında değerlendirilmez denilmiştir.

Fakat Saç ekimi, cilt bakımı, kırışıklık tedavisi, dolgu maddeleri uygulamaları gibi estetik amacıyla yapılan hizmetler Kurumlar Vergisi Kanununda ve Tebliğinde belirtilmemiş ve konu ile alakalı sınırlama getirilmemiştir. Bu sebeple bu hizmetlerin de Kurumlar Vergisi indirim kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.

B-İndirimden Faydalanma Şartları

-İstisna kapsamındaki hizmetlerin ilgili şirketin ana sözleşmesinde esas faaliyet konuları arasında yer almalı, Sağlık Bakanlığı’ndan izin ve ruhsat alınmış olmalı,

-Hizmet ile ilgili faturanın Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunanlara düzenlenmiş olması,

-Hizmetin Türkiye’de verilmekle beraber münhasıran yurt dışında yararlanılmış olması,

-Elde edilen kazancın, elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar tahsil edilmiş olması şartıyla %80 indirim avantajından faydalanılabilir.

C-İndirimin Tespit Edilmesi Ve Hesaplama Metodu

İndirim kapsamındaki hizmetlerden elde edilen kazançlardan yine bu faaliyetler dolayısıyla katlanılan maliyet ve gider unsurlarının düşülmesi sonucu ulaşılacak olan kazancın %80 i Kurumlar Vergisi beyannamesinin “Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler” bölümünde gösterilmek suretiyle indirim konusu yapılabilir. Faaliyet sonucunun zararlı olması halinde ise bu indirim olmayacaktır.

İndirim kapsamındaki faaliyetler ile bu kapsamda olmayan faaliyetlerin birlikte yapılması durumunda indirime konu kazanca ilişkin hasılat, gider ve maliyet unsurlarının ayrı hesaplarda takip edilmesi gereklidir.

Ayrı hesaplarda takip etmenin mümkün olmadığı durumlarda ise müşterek genel giderler, indirim kapsamında olan giderler ile olmayan giderleri oranlamak suretiyle dağıtılabilir.

D-Bakanlığın İzin ve Denetimine Tabi Olarak Verilen İndirim Kapsamındaki Hizmetlere İlişkin Bildirim ve Belgele

Bakanlığın izin ve denetimine tabi olarak yukarıda bahsedilen indirim şartlarını sağlayarak kazancını indirim konusu yapan mükellefler hizmet verilen yurt dışı mukimi kişilerin her bir geçici vergi döneminde;

– Ad soyad ya da unvan,

-Hangi ülkenin uyruğunda olduğu,

-Pasaport numarası,

-Düzenlenen faturanın tarih ve sayısı,

-Verilen hizmetin niteliği ve hizmet bedeli gibi bilgilerin beyanname ekinde verilmesi gereklidir.

Bununla beraber Sağlık Bakanlığı tarafından verilen ruhsatın bir nüshasını istisnadan yararlanılacak ilk mali dönemde bağlı olunan vergi dairesine verilmesi gereklidir.

Kaynakça

-Katma Değer Vergisi Kanunu

-KDV Uygulama Tebliği

-Kurumlar Vergisi Kanunu

-Kurumlar Vergisi Genel Tebliği

03.05.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Eren Canpolat
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
erencanpolat00@gmail.com

https://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/erencanpolat/001/

Scroll to Top
Burcu YILDIZ İzmir Serbest Muhasebeci Mali Müşavir– 0531 020 5320 İZMİR Mali Müşavir Bürosu Konak / İZMİR Listesi – Mali Müşavir İzmir – Şirket Kuruluş İşlemleri
MENÜ