Author name: admin

Burcu YILDIZ İzmir Serbest Muhasebeci Mali Müşavir– 0531 020 5320 İZMİR Mali Müşavir Bürosu Konak / İZMİR Listesi – Mali Müşavir İzmir – Şirket Kuruluş

HİSSE EDİNDİRME PLANLARI

Uncategorized

HİSSE EDİNDİRME PLANLARI

 

Amacı, çalışanların motivasyonunu ve şirkete bağlılıklarını artırmak olan hisse edindirme planları (stock option, restricted stock units-RSU, stock appreciation rigths-SARs vb.) gelişmiş ülkelerde çok yaygın olarak kullanılıyor.

Hisse edindirme planlarında temel prensip, şirketlerin çalışanlarına (özellikle üst düzey yöneticiler) şirketçe belirlenen birtakım koşulları yerine getirmeleri halinde bedelsiz veya düşük bedelle çalıştıkları şirkettin hisselerini alabilme imkânının tanınmasıdır. Koşullar ise genellikle; belirli bir çalışma süresinin doldurulması ve belirlenen performans hedeflerinin tutturulması olarak sıralanabilir.

Dünyadaki örneklerinden, genellikle halka açık şirketler tarafından kullandığı anlaşılıyor. Ülkemizde halka açık şirketlerin sayısı ve toplam şirketler içerisindeki oranı gelişmiş ülkelere göre oldukça düşük. Ayrıca şirketlerin kendi hisselerini iktisap etmeleri daha önceki yasa kapsamında mümkün değildi. Yaklaşık 10 yıldan beri uygulanan yeni Türk Ticaret Kanunu ile bu engel kaldırıldı ve artık belli şartlarla şirketler kendi hisselerine sahip olabiliyorlar. Diğer taraftan vergilemenin nasıl yapılacağına ilişkin mevzuatımızda yeteri kadar açık düzenlemeler de bulunmuyor. Bütün bunlardan hisse edindirme planlarının Türkiye’de neden yaygın olarak uygulanamadığı daha rahat anlaşılacaktır.

Aşamaları

Hisse edindirme planları iki veya üç aşamayı içeriyor. Bu planların vergilendirilmesi konusunu açıklayabilmek için öncelikle bu safhaların bilinmesine ihtiyaç var.

  • İlk aşama, şirketin hisse edindirme planları doğrultusunda çalışanına yerine getirmesi gereken birtakım şartları sunduğu ve böylelikle çalışanın hisse edindirme planına dâhil edildiği, diğer bir deyişle çalışanlara hisse planına katılma izni verildiği, hissenin vaat edildiği tarihtir (granting date).
  • İkinci aşamaya ise bekleme dönemi (vesting) diyebiliriz. Bu aşama, hisse planında belirtilen şartların çalışan tarafından gerçekleştirildiği ve hisse senedi edinme hakkının elde edildiği safhadır. Örneğin çalışan, hisse planında 4 senelik çalışma süresini doldurmak ve bu süre içerisinde bir takım performans ölçütlerine ulaşmakla yükümlü olsun. Eğer çalışan, bulunduğu şirkette 4 yıllık çalışma süresini doldurmuş ve bu süre zarfında hedeflenen performans ölçütlerine ulaşmış ise opsiyon hakkını elde etmiştir. Yani bu çalışan için vesting safhası 4 senelik bir zaman dilimini ifade ediyor. Bazı hisse senedi edindirme planlarında ayrıca bir iktisap etme işlemi olmaksızın hisse senetleri çalışanların tasarrufuna bırakılabilmektedir. Bu tür planlar için (örneğin RSU) bekleme dönemi son aşama niteliği taşımakla birlikte hisse senedi opsiyonu (stock option) niteliğindeki planlar için nihai aşama değildir.
  • Hisse senedi opsiyonu şeklinde dizayn edilmiş planlarda, hisse planlarının son aşaması olan üçüncü aşama ise bekleme dönemi bittikten sonra çalışanın haklarını kullanarak hisseleri piyasa fiyatından düşük bedelle veya bedelsiz olarak iktisap ettiği aşamadır (exercising).

Ücret sayılıyor

Her ne kadar yürürlükte olan gelir vergisi mevzuatında konuya ilişkin bir düzenleme bulunmasa da yukarıdaki aşamalar sonunda çalışanlara bedelsiz veya piyasa değerinden düşük bedelli olarak sağlanan hisse opsiyonlarının ücret olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Mali İdarenin konuya ilişkin vermiş olduğu yazılı görüşler de bu yönde. Ancak burada vergi matrahının ne olacağı, vergilemenin ne zaman yapılacağı, nasıl yapılacağı gibi sorulara cevap bulunması gerekiyor.

Çalışanın, hisse edindirme planındaki şartları yerine getirmesi neticesinde şirket hisselerini almaya hak kazanması, verginin doğması için yeterli değil. Çünkü bir gelirin vergilendirilmesi için elde edilmiş olması gerekiyor. Bunun için de çalışanın hisse senedi opsiyonları üzerinde fiili, ekonomik ve hukuki tasarrufunun bulunması şart. Bir başka deyişle çalışanın iktisap ettiği hisselerini kullanma, üçüncü kişilere devretme gibi hakları elde ettiği anda gelirin elde edildiğinden söz edebiliyoruz.

Vergiye tabi gelir

Hisse edindirme planları kapsamında, iktisabın gerçekleşmesi durumunda net ücret olarak nitelendirilecek olan tutar, çalışanın bu alım için para ödeyip ödememesine göre değişiyor. Hisselerin bedelsiz olarak sağlanması durumunda alınan hisselerin piyasa değerinin tamamı ücret geliri sayılıyor. Hissenin piyasa değerinin altında bir bedel ile alınması durumunda ise piyasa değeri ile hisselerin alımı için ödenen bedel arasındaki fark ücret geliri olarak kabul ediliyor.

Vergiyi işveren kesiyor

Hisse senedi planları çerçevesinde işveren tarafından çalışanlarına sağlanan bu ücret niteliğindeki menfaatler üzerinden vergi kesintisi (stopaj) yapılması gerekiyor. Yürürlükteki gelir vergisi tarifesi uyarınca kesintinin oranı yüzde 15’ten başlıyor ve tutar yükseldikçe yüzde 40’a kadar çıkıyor.

Ancak bahse konu bu uygulama, çalışanlara hisse senedi veya hisse senedi satın alma hakkının Türkiye’de bulunan işverence tanınması veya yurt dışındaki grup şirket tarafından sağlanan hisselerin Türkiye’deki şirkete yansıtılması durumunda geçerli.

Yurt dışından alınırsa

Şirket hisselerinin yurt dışında mukim şirket tarafından doğrudan Türkiye’de çalışan personele sağlanması durumunda, ödemenin Türkiye’deki işveren ile ilişkilendirilmesi mümkün olmuyor. Bu nedenle ücret olarak nitelendirilecek olan tutarın yıllık gelir vergisi beyannamesi ile çalışan tarafından beyan edilerek, hesaplanan verginin ödenmesi gerekiyor.

Yabancı hisse satışının vergisi

Hisse edindirme planları kapsamında iktisap edilen (edinilen) dar mükellef kurumlara ait hisse senetlerinin satışı stopaj kapsamına girmiyor. Elde tutma süresine bağlı bir istisna uygulaması da söz konusu değil. Başka bir deyişle, dar mükellef kurumların hisse senetlerinin elden çıkarılmalarından sağlanan kazancın, değer artış kazancı olarak kabul edilerek vergilendirilmesi gerekiyor.

Ancak bu kazancın hesaplanması sırasında, endeksleme yöntemi kullanılarak enflasyonun kazanç üzerindeki etkisi yok edilebiliyor. Bu işlemin yapılabilmesi içinse alış ve satış tarihleri arasındaki enflasyon oranının (Yİ-ÜFE) yüzde 10’un üzerinde olması şart. Bu şekilde tespit edilen kazancın tutarı ne olursa olsun, yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilerek, hesaplanan verginin ödenmesi gerekiyor.

Türkiye’deki uygulama

Türkiye’de karşımıza çıkan hissen senedi edindirme planları çoğunlukla, büyük küresel şirketlerin, merkezlerinin bulunduğu ülkede uygulamaya koydukları ancak Türkiye’deki üst düzey çalışanlarının da faydalandığı planlardan oluşuyor. Yürürlükteki Türk Ticaret Kanunu’nun da eski Kanun’dan farklı olarak Türkiye’deki şirketlerin de çalışanlarına hisse senedi edindirme planı sunabilmesine olanak sağladığını söyleyebiliriz. Şirketler gerek kendi hisselerini satın almak gerekse şarta bağlı sermaye artırmak suretiyle hisse senedi edindirme planı oluşturabiliyorlar.

Teknik olarak borsada işlem gören anonim ortaklıklar dışındaki şirketlerin de hisse senedi edindirme planı uygulamasından yararlanması mümkün olmakla birlikte, çalışanların edineceği hisse senetlerini ne şekilde satabilecekleri, söz konusu hisse senetlerinin değerinin ne olacağı gibi sorular göz önünde bulundurulduğunda, planların borsada işlem gören anonim ortaklıkların yapısına daha uygun olduğu görülüyor. Ülkemizde son zamanlarda bu tür planlara ilginin arttığını söyleyebiliriz. Pek çok şirketin kendi özelliklerine uygun bir yapı oluşturmak için planlama yaptığını, halihazırda bazı şirketlerin ise Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP), uygulamaya başladıkları hisse senedi edindirme planlarına ilişkin bilgi verdiklerini görüyoruz.

Yerlilerin satışında vergi yok

Türkiye’de banka veya aracı kurum aracılığıyla gerçekleştirilen hisse senedi satışında, bu kurumlar tarafından işlemden elde edilen kazancın hesaplanarak, bu kazanç üzerinden vergi kesintisi (stopaj) yapılması gerekiyor. Ancak stopajın oranı, menkul kıymet yatırım ortaklığı hisse senetleri hariç olmak üzere %0 (sıfır) olarak belirlenmiş durumda.

Hisse edindirme planlarının daha çok halka açık şirketler tarafından uygulanacağı düşünüldüğünde, bu şirketlerin paylarını edinmiş olan çalışanların bunları banka veya aracı kurum aracılığıyla borsada (BİST) satması durumunda kazancın tutarı ne olursa olsun vergi kesintisi yapılmayacaktır. Ayrıca bu gelirler için beyanname verilmesi de söz konusu değil. Dolayısıyla edinildiği anda ücret olarak zaten vergilendirilmiş olan bu yerli hisse senetlerinin satışından sağlanan kazanç üzerinden hiç vergi ödenmiyor.

Makaledeki bilgi ve açıklamalardan dolayı EY ve/veya Kuzey YMM ve Bağımsız Denetim A.Ş.’ye sorumluluk iddiasında bulunulamaz. Mevzuatın sık değiştirilen ve farklı anlayışlarla yorumlanabilen yapısı nedeniyle, herhangi bir konuda uygulama yapılmadan önce konunun uzmanlarından profesyonel yardım alınmasını tavsiye ederiz.

https://www.ey.com/tr_tr/tax/hisse-edindirme-planlari

 

E-TİCARETTE VERGİLENDİRME VE İŞYERİ SORUNSALI

Uncategorized

E-TİCARETTE VERGİLENDİRME VE İŞYERİ SORUNSALI

Mustafa DEMİR

Vergi Müfettişi

Dünyanın muhtelif coğrafyalarında yaşayan insanlar, her şeyin bir değişim içerisinde olduğunu ve değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu Heraklitos’un dillere pelesenk olan bu özdeyişiyle iyice özümsemiştir. Yaşanan coğrafyalar farklı olsa da Heraklitos’un bu özdeyişi her yerde genel geçer bir kural gibi kabul görmektedir. Dünya döndükçe değişim ve dönüşüm de devam etmektedir. Günümüz dünyasında değişime ve dönüşüme konu olan en önemli unsurlardan bir tanesi de alışveriş alışkanlıklarımızdır. Yenilenen, değişen ve dönüşen dünya görüşü, geleneksel alışveriş alışkanlıklarında da önemli yenilikler ortaya çıkarmıştır. Bu alandaki en önemli değişim, alışverişlerin sanal ortama kayması ve fiziki mağaza ve dükkânların sanal dünyaya açılmasıdır. Her geçen gün tüketicilerin sanal mağazalara olan ilgisi arttığından sanal mağazaların ciroları da artmış ve artmaya da devam etmektedir. Tüketim alışkanlıklarında meydana gelen bu değişime ayak uyduramayan nice aktörler ya güç kaybetmiş ya da oyun dışı kalmıştır. Pazar dışına itilmemek için firmaların e-ticaret alanında yaptıkları yatırım harcamaları da günden güne artmakta, her geçen gün e-ticarete atfettikleri önem de artmaktadır. Tüketicilerin e-ticaret platformlarına yönelmesi firmaları bu alanda daha çok yatırım yapmaya itmiş, firmaların bu alanda daha çok yer alması da tüketicilerin bu alana daha çok ilgi duymasına neden olmuştur. Böylece ticaretin tarafları birbirlerinden etkilenerek e-ticarete daha fazla önem atfeder olmuşlardır. Hal böyle olunca devletler de e-ticarete kayıtsız kalamamış, ortaya çıkan her bir soruna hızlı bir düzenleme getirme gayreti içerisinde olmuşlardır. Ancak e-ticaretin sanallığı, sorunlarla mücadeleyi güçleştirmekte hatta ulus devletlerin tek başlarına güç yetirmeyeceği kadar problemlerin çözümünü zorlaştırmaktadır. E-ticaret işlemlerinin vergilendirilmesinin güçlüğündeki en temel sebeplerden biri, alıcılar ile satıcıları yüz yüze gelmeden sanal ortamda buluşturan ve ticaretin gerçekleştirilmesini sağlayan dijital platformların işyeri oluşturup oluşturmayacağı konusudur. Bu konu e-ticaret işlemlerinin vergilendirilmesinin önündeki en büyük ihtilaf konularından biridir.

Bu makalemizde dijital platformların işyeri oluşturup oluşturmadığı, Türkiye’de yerleşik olanlar ile yurtdışında yerleşik olanlar açısından ayrı ayrı ele alınarak değerlendirilecektir. Türkiye’de yerleşik olanlar ile yurtdışında yerleşik olanlar da yine kendi içlerinde sınıflandırmaya tabi tutularak değerlendirilecektir. Türkiye’de yerleşik olanlar; hem fiziki işyerlerinden hem de dijital kanallar üzerinden teslim veya hizmet ifasında bulunanlar, sadece web sayfası veya mobil uygulamalar gibi dijital kanallar üzerinden teslim veya hizmet ifasında bulunanlar ile Youtube, TikTok, Instagram, Facebook gibi sosyal medya platformları üzerinden gelir elde edenler olarak ayrı ayrı ele alınacaktır. Yurtdışında yerleşik olanlar ise yaptıkları işin mahiyetine göre mal ihraç edenler ile hizmet ihraç edenler olmak üzere iki farklı kategoride değerlendirilecektir. Makalemizin sonunda Youtuber, Influcer, Blogger, Vlogger, Tiktoker gibi sosyal medya fenomenleriyle sosyal medya platformları aracılığıyla gelir elde edenlerin vergi mükellefi olmaları konusundaki görüşümüz ortaya konulmakla birlikte e-ticaret devleri olan ve dijital platformlar aracılığıyla Türkiye’den gelir elde eden Google, Youtube (Bir Google markası olduğundan vergilendirme durumu Google üzerinden değerlendirilmelidir.), Microsoft, Amazon, Aliexpress, Booking, Expedia, Trivago (Bir Expedia markası olduğundan vergilendirme durumu Expedia üzerinden değerlendirilmelidir.), Netflix gibi firmaların Türkiye’deki vergi mükellefiyet durumlarına da değinilmiş olacaktır.

1.  MAKALEDE YER ALAN KISALTMALAR 

BEPS: Base Erosion and Profit Shifting- (Yurtiçi Vergi Matrahı Erozyonu ve Kârın Aktarılması)

OECD: Organisation for Economic Co-operation and Development (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü veya İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı)1

G20: 1999 yılında Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları düzeyinde oluşturulmuş bir platformdur.2

ETBİS: Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi, internet alışverişlerinde e-ticaret işlemlerini kayıt altına almayı, e-ticaret verilerini toplamayı ve doğru e-ticaret politikaları üretmeyi amaçlayan bir platformdur.3

TİKTOK: TikTok veya Çin’de bilinen adıyla Douyin, Musical.ly bazında yaratılan, video oluşturma ve paylaşmanın yanı sıra canlı yayın imkânı sağlayan bir sosyal medya uygulamasıdır.4

YOUTUBE: Google ait olan ve video paylaşımına ve izlenmesine ortam oluşturan bir sosyal medya sitesidir.

YOUTUBER: Youtube için içerik hazırlayıp yayınlayan ve yayınladığı içerikleri belirli bir sayının üzerinde izlenerek Youtube’ta popüler olan kişi.

INFLUCER: Sosyal medya sitelerinde popüler olan ve insanların tüketim alışkanlıkları üzerinde tesir oluşturan kişi.

VLOGGER: Youtube video çekenlere Youtuber, bloglarda yazı yazanlara Blogger, videolu blog çekenlere Vlogger deniyor. Vlogger kelimesi video- logger kelimesinin kısaltılmış halidir.5

BLOGGER: Okurların ilgisini çekebilecek türden yazı hazırlayan kişi.

2.   E-TİCARETİN DOĞUŞU VE HIZLI GELİŞİM SÜRECİ

90’lı yıllar insanlık tarihi için önemli gelişmeler doğuran bir dönemdir. Günümüz insanlığının hayatının kolaylaşmasının, hızlanmasının ve özellikle de dünyanın küçülerek çalışma masalarımıza hatta ceplerimize sığmasının temellerinin atıldığı bir dönemdir. Dijitalleşmenin başlangıç tarihi üzerinde zaman zaman ihtilaflar yaşansa da dünya toplumları için dijitalleşmenin başlangıcını İngiliz mühendis ve bilgisayar bilimi profesörü olan Tim Berners-Lee’nin World Wide Web (www)’i icat etmesiyle başlatabiliriz. Bu makalemizin esas konusu dijitalleşmenin hayatımıza kattığı e-ticaretin vergilendirilmesi olduğundan e-ticaretin tarihi hakkında çok fazla detaya girilmeyecektir. Ancak anlam bütünlüğü oluşturmak adına tarihsel süreç kısa bir şekilde ortaya konularak küçük bir kartopunun çığa dönüşmesinden kısa bir bölüm seyrettirilecektir.

World Wide Web (www)’in hayatımıza girmesiyle birlikte dijital dünyanın da ilk oyuncuları tarih sahnesine çıkmaya başlamıştır. Bu kapsamda hayatımıza giren birçok işletme olsa da Amazon, Ebay, Google, Microsoft gibi firmalar, bu alandaki oyun kurucu firmalar olarak rol üstlenmişlerdir. Jeff Bezos tarafından 1994 yılında Amerika’nın Seattle şehrinde kurulan Amazon.com, işe önceleri kitap satarak başlamış, sonraları ise her geçen gün ürün yelpazesini genişleterek her türlü ürünün ticaretinin yapıldığı büyük bir e-pazara dönüşmüştür. Bu sebeple Amazon.com’u ilk kurulmuş e-alışveriş sitesi olarak kabul etmek mümkündür.

90’lı yılların sonlarına doğru Larry Page ve Sergey Brin tarafından Google’nın da kurulmasıyla birlikte dijitalleşmenin roketi ateşlenmiş ve beşyüz küsür milyon km2’lik dünya, günden güne küçülmeye, dünyanın farklı coğrafyalarındaki insanlar fiziken bir araya gelmeden de birbirleriyle iletişim kurmaya başlamışlardır.

İnsanların birbirleriyle etkileşimde bulunmalarının doğurduğu en önemli faaliyetlerden biri de alışveriştir. Gerek toplumlar gerekse toplumları oluşturan bireyler, refahlarını artırabilmek için mal ve/veya hizmet alışverişini artırmayı amaçlarlar. Dijitalleşme, bir yandan ticarete yeni pazar kapıları açarak milli gelirin artırılmasına vesile olmuş bir yandan da farklı kültürlerin mal ve hizmet ticareti vasıtasıyla hızla yayılmasını sağlamıştır. Bu durum e-ticaret yoluyla yepyeni sektörlerin ve mesleklerin de ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Hâlâ etkisi altında olduğumuz Covid-19 küresel salgını, bir çok işletmeye zor zamanlar yaşatsa da e-ticaret firmalarına doping etkisi yapmıştır. Salgın döneminde birçok müteşebbis piyasadan çekilmiş ancak e-ticaretle iştigal eden gerçek ve tüzel kişiler kâr şampiyonluğunda yarışır hale gelmişlerdir. Salgının hüküm sürdüğü bu dönemde gerek web sayfaları üzerinden, gerek mobil uygulamalar üzerinden gerekse sosyal medya platformlarından satış yapan işletmeler, tüketiciler tarafından aranır ve tercih edilir olmuştur. En basit gündelik ihtiyaçların temini dahi e-ticaret işletmeleri aracılığıyla yapıldığından dijital kanalları kullanarak ticaret yapan işletmeler yüksek kâr oranlarına ulaşmışlardır. T.C. Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan aşağıdaki istatistikler, e-ticarette meydana gelen büyümeyi gözler önüne sermektedir.

2021 yılında ülkemizde e-ticaret hacmi %69 artarak 381,5 milyar TL olarak gerçekleşti. Sipariş adetleri ise yüzde 46 artarak 2 milyar 297 milyon adetten 3 milyar 347 milyon adede yükseldi. E-ticaretin genel ticarete oranı 2021 yılında %17,7 olarak gerçekleşti. Bu oranın en yüksek olduğu ay ise

%20,4 ile e-ticarette kampanya ayı olarak bilinen Kasım ayıdır. E-ticaretin yüzde 92’si (349 milyar TL) yurt içinde gerçekleşirken yüzde 4’ünü diğer ülkelerin ülkemizden yaptıkları alışverişler, geri kalan %4’ünü ise vatandaşlarımızın yurt dışından yaptığı alımlar oluşturdu. Ülkemizde 2021 yılında e-ticaret faaliyetinde bulunan işletme sayısı 484.347 rakamına ulaştı. Bu işletmelerin 26.442 adedi, ETBİS’e kayıtlı hizmet sağlayıcı olarak faaliyet gösterirken, 472.604’ü e-ticaret pazaryerlerinde faaliyet göstermektedir. ETBİS’e kayıtlı site sayısı ise 31.592 adede ulaşmıştır. 14.699 adet işletmemiz kendi sitesinde e-ticaret faaliyetinde bulunmakla birlikte e-ticaret pazaryerlerinde de satış yapmaktadır. 2021 yılında gerçekleşen e-ticaret harcamaları ülkemizde 18-70 yaş arası nüfusa oranlandığında kişi başına düşen e-ticaret harcaması 2021 yılında bir önceki yıla göre %69 artış göstererek 4.749 TL olarak gerçekleşti.” 6

TC Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan ve elektronik ticaretin hızını gösteren detaylara https:// www.eticaret.gov.tr/dnnqthgzvawtdxraybsaacxtymawm/ content/FileManager/Dosyalar/2021%20Yılı%20 E-Ticaret%20Bülteni.pdf linkinden erişim mümkündür.

3.  E-TİCARETTE VERGİLENDİRME 

Dijital ekonominin katlayarak büyümesi ve toplam ticaret içindeki payının da giderek artması nedeniyle OECD’ye ve G20’ye üye olan diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de bu konu yakından takip edilmekte ve gereken adımlar atılmaktadır. Türk Vergi İdaresi de bu konuda gerekli iradeyi sergilemiş, e-ticaret üzerinden gerçekleştirilen işlemlerle alakalı önemli çalışmalarda bulunmuş ve görüşünü ortaya koymuştur. Türk Vergi İdaresinin bu konudaki görüşü önemli ölçüde benimsense de aykırı fikirde olan taraf da oldukça fazladır. Makalemizin bu bölümünde Türk Vergi İdaresinin konu hakkındaki görüşüyle birlikte kendi görüşümüz de ortaya konulacak, karşıt görüşlere ise makalemizin ilerleyen bölümlerinde yer verilecektir.

E-ticaret dünyasında cereyan eden işlemlerin vergilendirilmesinin ilk adımı; alıcı ile satıcının buluşmasına, malların ve hizmetlerin durumlarının tespit edilmesine, sözleşmelerin tanzim edilerek işlemlerin gerçekleşmesine vesile olan dijital kanalların işyeri oluşturup oluşturmadığının kabulüdür. Makalemizin “5. KONU KAPSAMINDAKİ YASAL DÜZENLEMELER” başlıklı bölümünde yer verildiği üzere, Türk Vergi İdaresi, dijital kanalları işyeri olarak kabul etmekte ve vergilendirmedeki mükellefiyet durumunu da bu görüş üzerine kurmaktadır. Ancak dijital kanallar üzerinden elde edilen gelirin vergilendirilmesi denklemi, birçok değişkeni bünyesinde barındırmaktadır. Bu değişkenlerden bazıları; dijital kanallar üzerinden gelir elde eden gerçek veya tüzel kişilerin Türkiye’de yerleşik olup olmadıkları, yaptıkları işlemlerin mahiyeti, ticarete taraf olan karşıdaki kişilerin yerleşim durumları gibi hususlardır. Bu sebeple dijital kanallar üzerinden elde edilen gelirlerin vergilendirilmesi konusu, Türkiye’de yerleşik olanların durumu ile yurtdışında yerleşik olanların durumu ayrı ayrı ele alınarak değerlendirilecektir.

3.1.  Türkiye’de Yerleşik Olanların Dijital Kanallar Üzerinden Yaptığı İşlemlerde Vergilendirme

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu7 hükümleri uyarınca gerçek kişilerin bir takvim yılında elde ettikleri kazançlar Türkiye’de vergilendirilmektedir. Vergilendirmeye konu olan yedi farklı unsur vardır ki bunların en önemlisi ve en kapsamlısı Ticari Kazançtır. Bir faaliyetin ticari faaliyet olarak değerlendirilebilmesi için taşıması gereken bazı özellikler bulunmaktadır. Bunlar; emek-sermaye özelliği, devamlılık özelliği, organizasyon özelliği, gelir-kazanç elde etme özelliği ve hacim özelliğidir.

Türkiye’de yerleşik olanların dijital kanallar üzerinden yaptığı işlemlerin vergilendirilmesinde yukarıdaki düzenlemeler temel alınmaktadır. Buna göre;

  • Hem fiziki hem de sanal işyerlerinden satış yapan işletmelerin gerek fiziki mağazalarından gerekse dijital kanallardan satış yaparak elde ettikleri gelirlerin tamamı, gelir üzerinden alınan gelir vergisine veya kurumlar vergisine tabi olacaktır. Yapılan işlemin katma değer vergisi, özel tüketim vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi, özel iletişim vergisi gibi işlem (harcama) üzerinden alınan vergilerin konusuna girmesi halinde ayrıca bu vergilerin de mükellefi olunacağı tabiidir.
  • Sadece web sayfaları, mobil uygulamalar veya sosyal medya siteleri üzerinden mal teslimi veya hizmet ifasında bulunan ve bu şekilde gelir elde eden

mükellefler de ticari kazancın esasını teşkil eden unsurları taşımaktadırlar. Bu sebeple bu gruptaki kişiler de gelir ve işlem (harcama) üzerinden alınan vergilerin mükellefi olacaklardır.

  • Youtuber, Influcer, Blogger, Vlogger, Tiktoker gibi sosyal medya fenomenleri de bu uğraşıları karşılığında gelir elde etmektedir. Bu kişilerin sosyal medya platformları aracılığıyla elde ettikleri gelirler de gelir ve işlem üzerinden alınan vergilerin konusuna girmektedir.

3.2. Yurtdışında Yerleşik Olanların Dijital Kanallar Üzerinden Yaptığı İşlemlerde Vergilendirme

  • Türkiye’ye Hizmet İhraç Ederek Türkiye’den Gelir Elde Edenlerin Durumu

Dijital kanalların işyeri oluşturduğu yaklaşımı altında yurtdışında yerleşik olup da dijital kanallar üzerinden Türkiye’de yerleşik olanlara hizmet verip onlardan gelir elde edenler, yaptıkları bu işlemler dolayısıyla Türkiye’de gelir ve işlem üzerinden alınan vergilere muhatap olacaklardır. Örneğin Google, reklam geliri elde eden bir firma olup dünyanın en büyük reklam hizmeti veren işletmesi konumundadır. Türkiye’de yerleşik olan işletmeler de Google’nın küreselliğinden ve reklam dünyasındaki büyüklüğünden yararlanmak için Google’dan reklam hizmeti satın almaktadırlar. Haliyle bu hizmetler için yüklü miktarda ödeme yapmaktadırlar. Google’nın Türkiye’de yerleşik olanlara verdiği bu reklam hizmetinin dijital kanallar üzerinden gerçekleşmesi işlemin Türkiye’de vergilendirilemeyeceği sonucunu doğurmamaktadır. Zira Google firmasının dünyanın her ülkesinden reklam geliri elde etmesinin yegâne yolu “Google” web sayfasıdır. E-ticaret devi olan bu firma web sayfasının ismiyle müsemma olmuştur. Vergi Usul Kanunu’nun 156’ıncı maddesinde tanımlandığı üzere işyeri; ticari, sınai, zirai veya mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yerdir. Yani alıcı ile satıcının buluşmasına, sözleşmelerin kurulup, ticaretin gerçekleşmesine vesile olan yerdir. Bu noktadan bakıldığında “Google” web sayfasının işyeri olduğu apaçık ortadadır.

Google’a benzer bir şekilde Booking ve Expedia gibi işletmeler de Türkiye’de yerleşik olan otellere müşteri temin hizmeti vermekte ve bu hizmetlerinin karşılığında bu otellerden komisyon geliri elde etmektedirler. Bu firmaların Türkiye’de yerleşik olan otellerden elde ettikleri komisyon gelirleri ticari kazancın beş temel unsurunu kapsadığından Türkiye’de kurumlar vergisine tabi olacaktır.

3.2.2  Türkiye’ye Mal İhraç Ederek Türkiye’den Gelir Elde Edenlerin Durumu

  • Kendi Mallarını Satanların Durumu

E-ticaret devleri gerek kendi sahip oldukları ürünleri satarak kazanç elde etmek gerekse kendi web sayfaları aracılığıyla üçüncü kişilerin mallarının satışına aracılık etmek suretiyle komisyon geliri elde etmektedirler. E-ticaret devlerine olan güvenin de işin içine girmesiyle dünyanın bir ucundaki mallar dünyanın diğer ucundaki müşterilerle buluşmaktadır. Dijital kanallar üzerinden kendilerine ait olan malları Türkiye’de yerleşik olanlara satmak, Türkiye’de yerleşik olanlar açısından mal ithalatı mahiyetindedir. İşlemin geleneksel alışveriş usulleriyle ya da dijital kanallardan yapılmış olması vergilendirme açısından bir fark teşkil etmemektedir. Haliyle bu işlemleri yapan yurtdışı yerleşikler Türkiye’den elde ettikleri bu gelirlerden dolayı Türkiye’de gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmayacaklardır. KDV ve ÖTV gibi işlem üzerinden alınan vergilerde ise prensip olarak ithalatı yapanlar KDV ve ÖTV’nin mükellefi olduklarından yine bu işletmeler Türkiye’de vergi mükellefi olmayacaklardır.

3.2.2.2.    Üçüncü Kişilerin Mallarının Satılmasına Aracılık Faaliyeti

E-ticaret devleri kendi ürünlerini satmanın yanında üçüncü kişilere ait olan ürünlerin de satışına aracılık etmekte ve böylece komisyon geliri elde etmektedirler. Mallarını e-ticaret devlerine ait dijital kanallardan satışa arz eden kişiler, dünyanın muhtelif ülkelerinde yerleşik olabilmektedirler. Burada vergilendirmeyi etkileyen esas nokta üçüncü kişilerin yerleşik olduğu ülkedir. Yani e-ticaret devlerinin komisyon geliri elde ettiği ülke, vergilendirmede önem teşkil etmektedir. Eğer e-ticaret devleri Türkiye’de yerleşik olan üçüncü kişilerin mallarının dünya ülkelerine satılmasına aracılık ediyorlar ve bu aracılık hizmetleri dolayısıyla Türkiye’de yerleşik olan üçüncü kişilerden komisyon geliri elde ediyorlarsa elde edilen gelir dolayısıyla Türkiye’de gelir ve işlem üzerinden alınan vergilerin mükellefi olunması gerekecektir.

1.  KONU KAPSAMINDAKİ YASAL DÜZENLEMELER

1.1.   Kurumlar Vergisi Kanunu

 

5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun8 (3) numaralı maddesinin (2) numaralı fıkrasında; dar mükellefiyete tabi kurumların sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançların vergilendirilebileceği belirtilmiştir. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “Dar Mükellefiyet Esasında Verginin Tarhı ve Ödenmesi” başlıklı “ÜÇÜNCÜ KISIM” da yer alan “Safi Kurum Kazancı” başlıklı (22) numaralı maddesinde aşağıdaki hükümler yer almaktadır.

“(1) Dar mükellef kurumların iş yeri veya daimî temsilci vasıtasıyla elde edilen kazançlarının tespitinde, aksi belirtilmediği takdirde tam mükellef kurumlar için geçerli olan hükümler uygulanır.”

3.3.    Yukarıda yer verilen hükümlerden görüleceği üzere; Türkiye’de işyeri bulunan ve bu yer vasıtasıyla elde edilen kazancın tespitinde tam mükellef kurumlar için geçerli olan hükümler uygulanacaktır. Vergi Usul Kanunu

 

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun9 “İşyeri” başlıklı

(156) numaralı maddesinde işyeri aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır.

“Ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyette iş yeri; mağaza, yazıhane, idarehane, muayenehane, imalathane şube, depo, otel, kahvehane, eğlence ve spor yerleri, tarla, bağ, bahçe, çiftlik, hayvancılık tesisleri, dalyan ve voli mahalleri, madenler, taş ocakları, inşaat şantiyeleri, vapur büfeleri gibi ticari, sınai, zirai veya mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yerdir.”

Yukarıda yer verilen kanun hükmünde yer aldığı üzere “gibi” kavramı kullanmak suretiyle işyerinin Vergi Usul Kanununun 156’ıncı maddesinde yer verilen örneklerle sınırlı olmadığı, önemli olanın ticari, zirai ve mesleki faaliyetin yapılmasına veya yürütülmesine elverişli bir yer olması gerektiğidir.

Bu husus dikkate alındığında ticari faaliyet için elverişli olan yerin, fiziksel bir mekân olabileceği gibi web sayfası veya mobil uygulamalar gibi dijital bir alanı da içine alacağı aşikârdır.

3.4.    Özelgeler

 

Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen birçok özelgede; işyerinin bir önceki bölümde zikredilen 156’ıncı maddedeki tanımlamada verilen örneklerle sınırlı olmadığı, ticari faaliyetin yapılmasına ve yürütülmesine elverişli dijital alanların da işyeri kapsamında mütalaa edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu kapsamda verilen birçok özelgenin sonuç bölümünde aşağıdaki açıklamanın yer aldığı görülmektedir.

“… … …Madde hükmünden de anlaşılacağı üzere, işyerinin tanımı yapılırken, ticari sinai, zirai

ve mesleki faaliyetin yapılması ve yürütülmesinde kullanılan yerlerin neler olabileceği nitelenmiş ve tanımda belirtilen yerlerle sınırlandırılmamıştır. Bu nedenle, elektronik ortamda yapılan bu tür faaliyetler için iletişim amacıyla kullanılan yerin işyeri olarak kabul edilmesi mümkün bulunmaktadır.   

Bu kapsamda verilen özelgelerden bazılarına örnek olması açısından aşağıda yer verilmiştir.

  • Gelir İdaresi Başkanlığının 03.2006 Tarih ve B.07.1.GİB.0.44/4402-302/019262

Sayılı Özelgesi10

  • İzmir Vergi Dairesi Başkanlığının 13.09.2012 Tarih ve B.07.1.G

İB.4.35.16.01-120.01.02-849 Sayılı Özelgesi11

  • İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 06.09.2012 Tarih ve B.07.1.G

İB.4.34.16.01-120[37-2012/271]-2728 Sayılı

Özelgesi12

  • İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 27.04.2012 Tarih ve 07.1.GİB.4.34.16.01-GVK

9-1477 Sayılı Özelgesi13

 

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 27.04.2012 Tarih ve B.07.1.GİB.4.34.16.01-GVK 9-1477

Sayılı Özelgesinde ayrıca “… Bu nedenle, internet üzerinden satış faaliyetinin işinizin organizasyonunu internet üzerinden yapmanız durumunda kullanmış olduğunuz site iş yeri olarak nitelendirileceğinden esnaf muaflığından yararlanmanız mümkün bulunmamaktadır. …” şeklinde görüş bildirilmiştir.

Görüleceği üzere; web adresi de dâhil olmak üzere ticari faaliyetin var olduğu ve yürütüldüğü bu tür dijital mekânlar, Türk Vergi Mevzuatı karşısında işyeri olarak sayılmaktadır

3.5.   Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları

 

Malum olduğu üzere çifte vergileme, vergiye tabi bir gelirin birden fazla ülkede vergiye konu olması, aynı gelirin hem elde edildiği ülkede hem de geliri elde edenin mukim olduğu ülkede vergilendirilmesidir. Ülkeler bu istenilmeyen durumu ortadan kaldırmak amacıyla aralarında vergi anlaşmaları yapmaktadır. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları; karşılıklı bir vergi muafiyeti olmayıp, kapsama aldıkları gelir unsurları itibariyle vergilendirme yetkisini duruma göre bazen yalnızca bir devlete bırakmakta bazen de vergilendirme hakkını devletlerarasında paylaştırılmaktadır. Vergilendirme hakkının devletler arasında paylaşıldığı durumlarda da diğer devlette ödenen vergiler mukim devlette anlaşmada belirtilen kriterlere göre ya mahsup edilmekte ya da istisna tutulmak suretiyle çifte vergilendirme önlenmiş bulunmaktadır.

Örnek teşkil etmesi açısından Türkiye Cumhuriyeti ile İrlanda arasında akdedilen Uluslararası Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının14 “Ticari Kazanç” başlıklı (7) numaralı maddesinin (1) ve

(2) numaralı fıkraları aşağıdaki gibidir.

“1. Bir Akit Devlet teşebbüsüne ait kazanç, söz konusu teşebbüs diğer Akit Devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunmadıkça, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Eğer teşebbüs yukarıda bahsedilen şekilde ticari faaliyette bulunursa, teşebbüsün kazancı, yalnızca bu işyerine atfedilebilen miktarla sınırlı olmak üzere bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

  1. 3 üncü fıkra hükümleri saklı kalmak üzere, bir Akit Devlet teşebbüsü diğer Akit Devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunduğunda, her iki Akit Devlette de bu işyerine atfedilecek kazanç, bu işyeri aynı veya benzer koşullar altında, aynı veya benzer faaliyetlerde bulunan ayrı ve bağımsız bir teşebbüs olsaydı ve işyerini oluşturduğu teşebbüsten tamamen bağımsız bir nitelik kazansaydı ne kazanç elde edecek ise aynı miktarda bir kazanç olacaktır.”

Yukarıda yer verilen hüküm gereğince İrlanda mukimi bir şirketin Türkiye’den elde ettiği kazançların vergilendirilebilmesi için bu kazancın Türkiye’de bulunan bir işyeri vasıtasıyla elde edilmesi gerekmektedir. Mezkûr anlaşmanın “İşyeri” başlıklı

(5) numaralı maddesinin (1) numaralı fıkrasında işyeri aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır.

“Bu Anlaşmanın amaçları bakımından “işyeri” terimi, bir teşebbüsün işinin tamamen veya kısmen yürütüldüğü işe ilişkin sabit bir yer anlamına gelir.”

(5) numaralı maddenin devamında işyeri sayılacak haller ve sayılmayacak haller belirtilmiş olmakla birlikte elektronik ortamda yürütülen faaliyetlerle ilgili olarak özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla e-ticaret aktörleri tarafından dijital ortamda yürütülen faaliyetlerin, Türkiye’de vergilendirilmesi kapsamında çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasına aykırılık teşkil eden bir boyut söz konusu değildir.

4. KONU KAPSAMINDAKİ KARŞIT GÖRÜŞLER

 

4.1.   Vergi Usul Kanunu Dayanak Yapılarak Oluşturulan Karşıt Görüş

Vergi Usul Kanunu’nun “İşyeri” başlıklı 156’ıncı maddesinde;

Ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyette iş yeri; mağaza, yazıhane, idarehane, muayenehane, imalathane şube, depo, otel, kahvehane, eğlence ve spor yerleri, tarla, bağ, bahçe, çiftlik, hayvancılık tesisleri, dalyan ve voli mahalleri, madenler, taş ocakları, inşaat şantiyeleri, vapur büfeleri gibi ticari, sınai, zirai veya mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yerdir.” hükmü yer almaktadır. Bu maddede örnek olarak sayılan tüm yerler sabit ve fiziki bir işyeri oluşturduğundan web sayfalarının, mobil uygulamalarının veya sosyal medya sitelerinin işyeri oluşturmayacağı savunulmaktadır. Bu görüş de kendi içerisinde bölümlere ayrılmakla birlikte çoğunluk ya web sayfalarının çalışmasını sağlayan sunucuların (server) bulunduğu yeri ya da bu sitelere sahip olan işletmelerin fiziken bulunduğu yeri işyeri olarak kabul etmektedir. Ancak bize göre her iki görüş de vergi adaletini sağlamaktan uzaktır. Zira işyerinin belirlenmesinde sunucuların olduğu yer dikkate alınacak olursa sunucuların uzay boşluğunda olduğu durumlar veya taşınabilir olduğu durumlar kapsanamamış olacak ve dijitalleşmenin hızı ve etkisi de gözden kaçırılmış olacaktır. Bir diğer görüş olan dijital işlemlerde web sayfasını yöneten işletmelerin fiziken var olduğu yerlerin işyeri olacağı görüşü de ülkelerin vergilendirme haklarını ihlal etmeye, vergilendirmede adalet ilkesine aykırı bir durum oluşturmaya zemin hazırlayacaktır.

1.1.  Çifte Vergileme Önleme Anlaşmaları Dayanak Yapılarak Oluşturulan Karşıt Görüş

Dijital kanallar üzerinden gerçekleştirilen işlemlerde işyerinin belirlenmesinde mutlaka fiziki bir yerin varlığını şart koşan görüşün esasen dayandığı nokta, çifte vergilendirme anlaşmalarında işyeri tanımlarında geçen “sabit bir yer” ibaresidir. Örnek olması açısından Türkiye ile İrlanda arasında tanzim olunan Çifte Vergileme Önleme Anlaşmasının ilgili bölümüne makalemizin “5.4. Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları” başlıklı bölümünde yer verilmiştir. İrlanda ile tanzim olunan çifte vergilendirme anlaşmasının örnek olarak alınmasının sebebi, İrlanda devletinin verdiği önemli teşvikler üzerine İrlanda’nın birçok e-ticaret devinin işyeri merkez üstü konumuna gelmesidir.

Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşmasının 5’inci maddesinin devamında işyeri sayılacak haller ve sayılmayacak haller belirtilmiş olmakla birlikte elektronik ortamda yürütülen faaliyetlerle ilgili olarak özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle Türkiye’de elektronik ortamda yürütülen faaliyetlerin Türkiye’de bir işyeri oluşturup oluşturmayacağı hususu anlaşmada açıkça düzenlenmemiştir. Dolayısıyla işletmeler tarafından dijital ortamda yürütülen ticari faaliyetlerin, Türkiye’de vergilendirilmesi kapsamında çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasına aykırılık teşkil eden bir boyutu söz konusu değildir. Tüm bu bilgiler ışığında gelirin elde edilmesine imkân sağlayan dijital platformlar, “İŞYERİ” olarak değerlendirilmelidir.

SONUÇ

 

Covid-19 salgınının baş göstermesiyle birlikte tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de vatandaşlarımız e-ticaret sitelerine yoğun ilgi göstermişlerdir. Özellikle dayanıksız tüketim ürünlerinin satın alma platformu marketlerden, mağazalardan, fırınlardan çevrimiçi sipariş alan e-ticaret firmalarına kaymıştır. Bu süreçte bir çok süpermarket online (çevrimiçi) ortamda satışa başlamış ve online ortamdan elde ettikleri satış hasılatlarını katlamışlardır. Birçok işletme pandemi döneminde zarar ederken e-ticaret şirketleri tarihi kârlar elde etmeye başlamışlardır. Zira bu dönemde e-ticaret sitelerinden verilen siparişler dağıtım ve kargo şirketlerinde de ciddi yoğunluğa sebep olmuştur. Şu pandemi salgını bizlere göstermiştir ki, e-ticaret siteleri mağazalardan farksız birer işyeridir. Burada dikkatlerden kaçmaması gereken en önemli nokta, bir ürünün katma değer yaratması ürünün tüketiciyle buluştuğu anda cereyan etmesidir. Ne kadar kaliteli ürün üretilirse üretilsin, tüketiciyle buluşamayan ürünler katma değer yaratamayacak ve üreticisine

/satıcısına fayda sağlayamayacaktır. Tüketicilerin

kaliteli ürünleri ucuza temin etme olasılığı bilişim teknolojisinin de etkisiyle her geçen gün daha da kolaylaşmaktadır. Tüketiciler ceplerindeki telefonlarla bile evde, sokakta, okulda kısacası her yerde ve her durumda kolaylıkla alışveriş yapabilmektedirler.

Uluslararası ticaret söz konusu olduğunda işin içine bir kavram daha girmektedir ki o da güvendir. Tüketiciler ne kadar ucuz olursa olsun güven duymadıkları platformlardan alışveriş yapmaya meyletmezler. Hele de uluslararası ticaret söz konusu olunca, güven duygusu müşterilerin ilk yaşamak istedikleri duygu olacaktır. Bu noktada ortaya çıkan boşluğu, e-ticarette önemli işlere imza atarak kitlelerin güvenini kazanmış e-ticaret devleri doldurmaktadır. Örneğin Amazon, Aliexpress, Ebay gibi sitelerden alışveriş yapanlar buradan alacakları hizmetten memnun kalacaklarını ve herhangi bir sorun olması durumundaysa bu e-ticaret şirketlerinin onlara çözüm sağlayacağını bildikleri için, buradaki ürünlere ve yapacakları alışverişlere güvenirler. Bu durum müşterilerin alışveriş tercihlerinin e-ticarete kaymasını sağlayacaktır. Müşteriler güvenilir e-ticaret şirketlerini tercih ettikçe üçüncü kişi tacirler de e-ticaret dünyasına katılmak ve burada yer alan sınırsız profildeki müşterilere satış yapmak isteyeceklerdir. E-ticaret dünyasında yer almak üçüncü kişi tacirlere bir anda dünyanın dört bir yanına satış yapma kapısını açacağı gibi e-ticaret devlerinin altyapısı, ödeme seçenekleri, kargo alternatifleri, kullanıcı dostu ara yüzü ve özellikle de satıcılara verilen profesyonel danışmanlık gibi birçok güçlü özellikten yararlanma imkânı verecektir. Üçüncü kişi tacirler için e-ticaret dünyasında yer almanın faydalarını üç beş satırdan müteşekkil olan şu makalede layıkıyla anlatabilmemiz mümkün değildir. Tüm bu hususlar bize gösteriyor ki katma değer yaratan faaliyet, ürünün tüketiciyle buluşmasıdır. E-ticaret siteleri dünyanın dört bir köşesinde üretilerek satışa arz edilen ürünleri hızlı, kolay ve güvenli bir şekilde tüketiciye ulaştırmaktadır. İşte bu nedenlerden ötürü e-ticarete kapı aralayan web sayfaları, mobil uygulamalar veya sosyal medya siteleri işyeri oluşturmakta ve bu kanallardan elde edilen gelirler elde edenin durumuna göre gelir vergisi veya kurumlar vergisi ile katma değer vergisine tabi olmaktadır. Türk Vergi İdaresi tarafından yapılacak herhangi bir tarhiyata ve kesilecek cezai müeyyidelere maruz kalmamak için e-ticaret üzerinden yapılan işlemlerin de vergiye tabi olduğu göz önünde bulundurulmalı, gerekli mükellefiyet kayıtları tesis edilmeli ve elde edilen gelirler dolayısıyla ilgili vergi beyannamelerinin verilmesi gerekmektedir.

KAYNAKÇA

 

213 sayılı Vergi Usul Kanunu 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu

Türkiye Cumhuriyeti ile İrlanda Arasında Gelir ve Sermaye Değer Artış Kazançları Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması.

Gelir İdaresi Başkanlığının 20.03.2006 Tarih ve B.07.1.GİB.0.44/4402-302/019262 Sayılı Özelgesi.

İzmir Vergi Dairesi Başkanlığının 13.09.2012 Tarih ve B.07.1.GİB.849-120.01.02-4.35.16.01 Sayılı Özelgesi.

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 06.09.2012 Tarih ve B.07.1.GİB.4.34.16.01-120[37-2012/271]-2728 Sayılı Özelgesi.

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 27.04.2012 Tarih ve B.07.1.GİB.-4.34.16.01GVK 1477-9 Sayılı Özelgesi.

https://www.mfa.gov.tr/iktisadi-isbirligi_ve-gelisme- teskilati-_oecd_.tr.mfa / , (S.E.T. 25.08.2022).

https://www.mfa.gov.tr/g-20-tr.tr.mfa / , (S.E.T. 25.08.2022).

https://tr.wikipedia.org/wiki/TikTok / , (S.E.T. 01.09.2022).

https://www.eticaret.gov.tr/cevrimiciegitim/ etbis-kayit-26 / , (S.E.T. 01.09.2022).

https://www.manpower.com.tr/blog/vlog- nedir-vlogger-kime-denir#:~:text=Youtube%20 video%20çekenlere%20youtuber%2C%20 bloglarda,anlamı%20video%20oluşturan%20 kişi%20demektir. / , (S.E.T. 01.09.2022).

https://www.vergipusulasi.com.tr/PanelContent/Makale/7b0ed7ab-dc04-4bb2-8cb2-e727a10c472e.pdf

KURUMLAR ORANI ORANINDA İMALATÇILARA VE İHRACATÇILARA SAĞLANAN 1 VE 5 PUANLIK İNDİRİM UYGULAMALARININ YARATTIĞI SORUNLAR

Uncategorized

KURUMLAR ORANI ORANINDA İMALATÇILARA VE İHRACATÇILARA SAĞLANAN 1 VE 5 PUANLIK İNDİRİM UYGULAMALARININ YARATTIĞI SORUNLAR

 

2023 yılı kurum kazançlarının beyanı ile ilgili en çok tartışılan, dolayısıyla ihtirazî kaydedilmesi muhtemel konuların başında 1 ve 5 puanlık kurumlar vergisi indirim uygulaması geliyor

 

Değerli okurlar, bir önceki yazıda oranların yüksek oranda son zamanlarda yapılan bozulmaları ve bunların yarattığı sıkıntıları irdelediğini görmüştü. Maalesef bu vergi değişiklik sistemimizi basitlikten uzaklaştırıyor, karmaşıklaştırıyor ve vergi farklılıklarını artırıyor.  

Oran konusunda yaşanan karmaşıklığı iyi niyetle yapılan indirimleri daha da artırıyor. Deyim yerindeyse içinden çıkılmaz hale getiriyor.

Bazı vatandaşlara veya sektörlere teşvik etmek amacıyla refah vergisi oranını olumlu buluyorum. Ancak şu anda olduğu gibi, teşvik edilenlerin, üyelerinin kazançlarının bir bölümünde normal oran, bir kişinin ise ödüllendirildiğini oranını temsil ettiğini doğru buluyorum. Çünkü bu uygulama anında farklı vergi oranı değişimi bu kazançların nasıl hesaplanacağı/sorununu ortaya çıkıyor. Bu da zaten yanmazlığa boğulmuş vergi sistemimizde yeni çürümelerin habercisi…

Her ne kadar tebliğ veya özelgelerle bu konu açıklanmaya çalışılsa da yapılan açıklamada yeni bir liste ve riskler bulunuyor.

Bu sorun özellikle 2023 yılı büyümesinden ihracat kazançlarına uygulanan indirimin 1 puandan 5 puana çıkarılmasıyla iyice arttı ve önemli hale geldi.

İhracatta 1 puanlık indirim 5 puana çıkarıldı, imalatta 1 puan olarak devam ediyor

Bu değişiklikten önce hem ihracat hem de imalat faaliyetlerinden elde edilen kazançlara, genel hizmet vergisi oranı yüzde 20 (banka ve diğer finans kuruluşlarında yüzde 25) iken, 1/1/2022 tarihinden itibaren 1 puanlık indirim uygulanmaktaydı.

Daha sonra, 7456 sayılı Kanunla 2023 yılı ve takip eden yıllarda elde edilen kazançlara uygulanan genel kurumlar vergisi oranı yüzde 20’den yüzde 25’e; banka ve bazı finansal kuruluşlar için yüzde 25’ten yüzde 30’a çıkarıldı.

Aynı Kanunla, dövizin aşırı derecede geliştiğinin bir sonucu olarak, ihracat yapan münhasıran ihracattan elde edilen kazançlara uygulanan 1 puanlık kurumlar vergisi indirimi 5 puana yükseltildi. Gerekçede bu değişiklik amacı, ihracatçı ihracatçılarının ihracat oranı artışından çok etkilenmeleri ve üretimin teşvik edilmesi olarak ifade edildi.

Anlaşılacak bu değişiklikle ihracat kazançlarında kurumlar vergisi oranı yüzde 25’ten yüzde 20’ye düşürülmüş (yani yüzde 20 oranında indirilmiş) oldu. Bu çok önemli bir teşviktir.

Sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden münhasıran üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlardaki 1 puanlık indirimde ise herhangi bir değişiklik yapılmadı.

Bu durum özellikle imalatçı ihracatçılarda indirim uygulamaları içinden derinlemesine çıkılmaz hale getirildi.

Son olarak yapılan değişiklikten sonra 1 puanlık indirim uygulamasına ilişkin toplam düzenlemede (1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği 20 seri no.lu Tebliğ ile oynama bölümünde) herhangi bir değişiklik yapılmadı. Oysa hem ihracat hem de üretim faaliyeti ile aynı anda uğraşan kişiler açısından tebliğin ilgili bölümünde yer alan açıklamaların ve örneklerin gözden geçirildiği bir yerde görmekteyiz.

2023 yılı kazançlarına ait beyanname döneminin bu yöndeki planlarla tasarlandı. Böyle biteceği görülüyor.

Bu durumun doğal olarak aynı olmayanlara ve bunların sonucunda oluşan parçalara açılabileceği söylenebilecek olası yanlış olmaz.

2023 yılının en çok ihtirazî kayıtla beyanı konusu bu indirim uygulaması olursa hiç şaşırmayacağım!

İndirimlerde en çok meydana gelenler neler? 

İndirimin en çok tartışıldığı/tereddüt, münhasıran üretim ve ihracat faaliyetinden elde edilen kazançların nasıl tespit edildiği hakkında genel bakış.

Diğer faaliyetlerden doğan gelir ve giderlerin istisnası getirisinin tespitinde dikkate alınmayacağı çok açık, ancak faaliyetin kaydedilmesinin gelir ve giderlerinin (sonucundaki gelir ve giderlerinin) nasıl dikkate alınacağı açık değil.

Mevcutta bildirim, indirim kapsamında kabul edilen faaliyetler ile bu kapsama girmeyen işlerin (yani hizmetlerin) birlikte yapılması halinde, indirim işlemlerinin hasılatla ilgili kazanca, gider ve maliyet unsurlarının ayrı olarak tespit edilmesinin esas olduğu belirtiliyor.

Devamında, kurumların finansmanının belirlenmesi açısından hasılat, maliyet ve gider unsurlarının; ayrı ayrı oturum, diğer faaliyetlerle bağlanmaması ve kayıtların da bu ayırmayı sağlayacak şekilde ayrılması gerektiği ifade ediliyor.

Gider ve maliyet unsurlarının ayrı hesaplarda izlenmesinin sağlanmasının mümkün olmadığı hallerde müşterek genel giderlerin, indirim kapsamında olan faaliyetler ile olmayan faaliyetler arasında uygun bir besleme anahtarı tespit edilerek dağıtılabileceği belirtiliyor. (İşte bu “ uygun bir tanıtım göstergesi ” işareti çok tehlikeli. Sevgili üyeleri aman bu ifadeye güvenerek rahat olmayın, çünkü incelemelerde bunun sıkıntısını yaşayabilirsiniz. Hazine aleyhine olan tüm tercihleriniz eleştirilebilir.)

Tebliğde yer alan açıklamalar, üretim ve ihracat faaliyetinin yanı sıra otel işletmeciliği veya taşımacılık gibi diğer hizmetler “ faaliyet ” kapsamındaki açık olan koşullar için kullanılabilir/uygulanabilir. Ancak ortada başka bir ticari faaliyetin olmaması, tek bir faaliyetin gerekliliği olarak doğan diğer gelir ve giderler açısından çok da açıklayıcı değil, hatta yanlış anlaşılmasına izin verilebilir.

Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanlığının (Bakanlık) olumsuz etkisini göstermesi, tebliğin “ Münhasıran üretim veya ihracat kazançlarına isabet eden kur farkı ve diğer gelirlerin durumu” başlıklı bölümde yer alan aşağıdaki açıklamaları dikkatinize sunarım:

“ Gereksiz ihracat faaliyeti kapsamında üretim faaliyeti kapsamında doğan alacaklara isabet eden kur farkı, faiz ve benzeri gelirler 1 (ve değişiklikten sonra ve 5) puanlık indirim faizi kurum getirisi olarak uygulanırken, bu faaliyetler kapsamındaki alacakların tahsilinden sonra oluşan kur farkı, faiz ve benzeri gelirlerin ise Söz konusu indirimden yararlanılamaz elbette.”

Hemen belirtelim, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinin 7 ve 8. maçlarında 1 ve 5 puanlık indirim, bu indirimlerin ise Bakanlığa verilmiş herhangi bir yetki bulunduğunu belirtti.

Bu nedenle tebliğde yer alan ve indirimi kısıtlayan bu açıklamaların herhangi bir yasal dayanağının olmadığını düşünüyorum. Çünkü Bakanlığa indirimi kısıtlama yetkisi verilmiş değil. Bu nedenle, tebliğdeki açıklamaların kanunda öngörülmeyen ve kanuna aykırı sınırlamalar yapabileceklerini düşünüyorum.

Tek bir faaliyeti olan ihracatçı veya sanayicilerin bu türevi olan gelir veya giderlerinin ihracat veya üretim kazançları ile ilgili belirtilmez!

Nitekim, geçmişte, serbest bölge istisnası ile 85 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin 2.1.1 inci maddesinin ikinci tarifesinde yer alan ” Diğer kapsamda, sözü edilen istisna serbest bırakılmasının sağlanmasınden elde edilen kazançlara ilişkin olduğu, serbest olarak kaydedildiği olsa dahi faiz, Repo ve benzeri faaliyet dışı gelirlere teşmil edilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte, serbest zamanın sürdürülmesinden doğan alacaklara ilişkin kur farkı ve vade farkı gelirleri istisna kapsamında değerlendirilecektir .” düzenli düzenlemenin iptali istemiyle açılan davada Danıştay Dördüncü Dairesi E:2005/1890, K:2006/3186 Kararı ile bu iptal talebini kabul ederek tebliğin ilgili bölümün iptali yönünde hüküm emri.

İptal gerekçesi özeti; “ kurumlar vergisi mükelleflerinin her türlü kazancının ticari kazanç niteliğinde olduğu, sermayenin veya nakitlerin bankalarda değerlendirilmesinin ekonomik ve ticari hayatın bir olup olmadığı, bu işlemden elde edilen gelirlerin ticari faaliyet kapsamı dışında düşünülmesinin mümkün olmadığı, kanunda kurumlar vergisi istisnasından faydalanma koşulları arasında, elde edilen gelirlerin olduğu açısından bir ayırmama gidilmediği, bu nedenle, kurumsal ticari kazançlarının bir unsuru olan banka faiz gelirlerinin ana faaliyet konusu işlerden elde edilen ticari kazanç kapsamında belirtilmeyen düzenleme ile kanunda öngörülmeyen bir sınırlama getirildiği” hususlarıdır.

Bu iptal kararının ardından ilgili tebliğlerti. 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Tebliği de ilgili bölümden bu şekilde taşınmıştı.

Bu nedenle kurumlar vergisinde 1 ve 5 puanlık indirimi ile ilgili 1 seri no.lu Tebliğde yer alan bölümünün iptal edilmesi yüksek miktarda akım. Tebliğin ilgili bölümü, iptal işlemine konu edilmese de da ihtirazî kayıt beyanı verilen vergilere ilişkin olarak açılacak davalarda ilgili hükmün iptali istemek mümkün bulunuyor. Bu konu özellikle indirimin 5 puana çıkarıldığı ihracat kazançları açısından önemli.

Bu yazı için son sözlerim…

2023 yılı kurum kazançlarının beyanı ile ilgili en çok tartışılan, dolayısıyla ihtirazî kayıt altına alınması muhtemel konuların başında 1 ve 5 puanlık kurumlar vergisi indirim uygulaması geliyor.

Umarım bu promosyon uygulaması yapılacak bir yasal düzenleme ile kazanç üzerinden “oran indirimi” şeklinde değil, daha basit bir şekilde (bazı imalat ve ihracat hasılatı üzerinden belli bir oranlarda hesaplanacak matrah indirimine) dönüştürülür.   

Böylece mükellefler indirimden güvenli bir şekilde faydalanırlar!

Erdoğan Sağlam

https://t24.com.tr/amp/yazarlar/erdogan-saglam/kurumlar-vergisi-oraninda-imalatcilara-ve-ihracatcilara-saglanan-1-ve-5-puanlik-indirim-uygulamalarinin-yarattigi-sorunlar,44379

ŞİRKETİN AKTİFİNDE BULUNUN ARSANIN FİNANSAL KİRALAMA KANUNU KAPSAMINDA GERİ ALINMASI

Uncategorized

Tarih : 21.06.2023
Yayın Dönemi : Temmuz 2023

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Samsun Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü

 

Sayı

:

E-97338759-105-43502

21.06.2023

Konu

:

Şirketin Aktifinde Bulunun Arsanın Finansal Kiralama Kanunu Kapsamında Geri Alınması

İlgi:

 

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden;

– Şirketiniz aktifinde kayıtlı bulunan arsanın 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu kapsamında kiralama ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla satışının yapıldığı ve bu satıştan kaynaklı bir kazanç oluştuğu, söz konusu kazancın pasifte özel fon hesabına alındıktan sonra sermayeye ilavesinin mümkün olup olmadığı, mümkün ise şirketiniz tarafından ilerleyen dönemlerde sermaye azaltımına gidilmesi halinde özel fon hesabına alınan ve sermaye azaltımına konu edilen tutar üzerinden vergileme yapılıp yapılmayacağı,

– Ayrıca kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %50’lik kısmının vergiden istisna olduğu, istisna uygulaması kapsamında özel fon hesabına alınan tutarın daha sonrasında sermayeye ilavesinin mümkün olup olmadığı hususlarında bilgi talep ettiğiniz anlaşılmakta olup Başkanlığımız görüşü aşağıda açıklanmaktadır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının;

– (e) bendinde, “Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri, rüçhan hakları ve bu fıkranın (a) bendi kapsamında istisna kazançlarına kaynak oluşturan yatırım fonlarının katılma paylarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı ile aynı süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %50’lik kısmı. 

Bu istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanır ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulur. Ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır.

İstisna edilen kazançtan beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen ya da dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılan kısım için uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır. Aynı süre içinde işletmenin tasfiyesi (bu Kanuna göre yapılan devir ve bölünmeler hariç) halinde de bu hüküm uygulanır.…”,

(j) bendinde, “Her türlü taşınır ve taşınmaz malların 6361 sayılı Kanun kapsamında geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla, kurumlar tarafından finansal kiralama şirketleri, katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarına satışından doğan kazançlar ve bu kurumlarca söz konusu varlıkların devralındığı kuruma kira süresi sonunda devrinden doğan kazançlar. 

İstisnadan yararlanan satış kazancı, kiracı tarafından pasifte özel bir fon hesabında tutulur ve özel fon hesabında tutulan bu tutar sadece kiracı tarafından bu varlıklar için ayrılacak amortismanların (bu varlıkların kiralayan kurumlara devrinden önce kiracıdaki net bilanço aktif değerine isabet eden amortismanlar hariç) itfasında kullanılır. İstisna edilen kazançtan herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen ya da dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılan kısım için uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır. Kurumların tasfiyesi (bu Kanuna göre yapılan devir ve bölünmeler hariç) hâlinde de bu hüküm uygulanır.

Söz konusu varlıkların,

i) Kiracı tarafından veya

ii) Kiralayan kurumlar tarafından finansal kiralama yöntemi dâhil olmak üzere (6361 sayılı Kanunda yer alan sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilememesi hâlleri hariç), 

üçüncü kişi ve kurumlara satılması durumunda, kiralayan kurumlara devrinden önce bu varlıkların kiracıdaki net bilanço aktif değeri ile bu varlıklar için anılan kurumların kazancının tespitinde dikkate alınan toplam amortisman tutarı dikkate alınarak, satışı gerçekleştiren kurum nezdinde vergilendirme yapılır. 

Sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilememesi nedeniyle sat-kirala-geri al işleminin tekemmül etmemesi hâlinde, istisna nedeniyle kiracı adına zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte tahsil olunur.”hükümlerine yer verilmiştir.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin;

– “5.6. Taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan hakları satış kazancı istisnası” başlıklı bölümünde, “5.6.2.3.2. Satış kazancının fon hesabında tutulması

Fon hesabına alınan kazanç tutarının mükelleflerce sermayeye ilavesi mümkün bulunmaktadır. Ancak, fon hesabına alınan kazanç tutarının sermayeye ilave dışında, beş yıl içinde başka bir hesaba nakledilmesi, işletmeden çekilmesi veya dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılması ya da kurumun tasfiyesi halinde, istisna uygulanması nedeniyle zamanında tahakkuk etmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecektir.

Öte yandan, fon hesabında tutulan kazancın beş yıl içinde veya beş yıl geçtikten sonra işletmeden çekilmesinin kâr dağıtımı sayılacağı tabiidir.

5.6.2.3.3. Fon hesabında tutulan kazançların işletmeden çekilmemesi

İstisna uygulamasında, satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulması gereken kazançların, beş yıl içinde fon hesabından başka bir hesaba (sermayeye ilave hariç) nakledilmesi, işletmeden çekilmesi, dar mükellef kurumlar tarafından yurt dışına transfer edilmesi veya bu süre içinde işletmenin tasfiyeye girmesi halinde, bu işlemlere tabi tutulan kazanç kısmı için uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, Vergi Usul Kanunu uyarınca vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte alınacaktır.

Fon hesabında tutulması gereken süreden, satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar olan sürenin anlaşılması gerekmektedir. Kazancın sermayeye ilave edilmesi durumunda da aynı süre geçerli olacaktır.…”,

– “5.15. Sat-kirala-geri al işlemlerinden doğan kazançlarda istisna uygulaması” başlıklı bölümünde, “5.15.3.3. Fon hesabında tutulan kazancın işletmeden çekilmemesi

Fon hesabına alınan kazanç tutarı kiracı tarafından sadece, gerek kira süresi boyunca gerekse kira süresinin sonunda varlıkların geri alınmasından sonra bu varlıklar için ayrılacak amortismanların (bu varlıkların kiralayan kurumlara devrinden önce kiracıdaki net bilanço aktif değerine isabet eden amortismanlar hariç) itfasında kullanılabilecektir.

Ancak, fon hesabına alınan kazanç tutarının bunun dışında, başka bir hesaba nakledilmesi, işletmeden çekilmesi veya dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılması ya da kurumun tasfiyesi halinde (bu Kanuna göre yapılan devir ve bölünmeler hariç), istisna uygulanması nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecektir.…”açıklamalarına yer verilmiştir.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre, Şirketinizin aktifinde kayıtlı olan taşınmazın 6361 sayılı Kanun kapsamında kiralanması ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla finansal kiralama şirketine satışından elde edilen kazanç için 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi kapsamında sadece amortismanların itfasında kullanılacağından söz konusu satış kazancının özel fonlar hesabına alındıktan sonra sermayeye ilave edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan istisnadan yararlanılabilmesi için diğer şartlarında sağlanması kaydıyla, şirket aktifinde iki yıldan fazla süreyle kayıtlı bulunan taşınmazın satışından elde edilecek kazancın, satışın yapıldığı yılı izleyen hesap döneminin başından itibaren kazancın beyan edildiği döneme ait kurumlar vergisi beyannamesinin verildiği tarihe kadar fon hesabına alınması, dolayısıyla bu kazancın satışın yapıldığı dönemin genel sonuç hesaplarına yansıtılması gerekmektedir. Ayrıca, Kanunun 5/1-e maddesi kapsamında fon hesabına alınan tutarın sermayeye ilave edilebileceği tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

https://www.verginet.net/dtt/11/ozelge-2023-6.aspx?ozID=3693

NAKDEN ARTIRILAN SERMAYE İLE SATIN ALINAN ARAZİYE TEKABÜL EDEN TUTAR İÇİN NAKDİ SERMAYE İNDİRİMİNDEN FAYDALANAMAYACAĞI HAKKINDA

Uncategorized

Tarih : 01.01.1753
Yayın Dönemi : Aralık 2023

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

Sayı

:

38418978-125[10-18/7]-….

….

Konu

:

Nakit sermaye artışında faiz indirimi uygulaması

İlgi

:

….

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, şirketinizin …. tarihinde nakdi sermaye artırımı yaptığı ve söz konusu kararın …. tarihinde tescil edilerek …. tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, sermaye artırımı işleminden sonra …. tarihinde arazi satın aldığı ve şirket aktifine kaydedildiği, bu arazinin bir bölümünün …. tarihinde satıldığı belirtilerek nakdi sermaye artırımından sonra satın alınan arazinin bir bölümünün daha sonraki bir tarihte satılması durumunda satılan kısma isabet eden tutarla sınırlı olmak üzere Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi kapsamındaki nakdi sermaye artışında faiz indirimi uygulamasından arazinin satıldığı dönemden itibaren yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Diğer İndirimler” başlıklı 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde, “Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan “Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı” dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50’si.

Bu indirimden, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap dönemi ile bu dönemi izleyen dört hesap dönemi için ayrı ayrı yararlanılır. Bu dönemlerde sermaye azaltımı yapılması hâlinde azaltılan sermaye tutarı indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bent hükümlerine göre hesaplanacak indirim tutarı, nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanır. Matrahın yetersiz olması nedeniyle ilgili dönemde indirim konusu yapılamayan tutarlar, sonraki hesap dönemlerine devreder. Bu bendin uygulanmasında sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklananlar dâhil olmak üzere, sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından veya bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan ya da ortaklar veya bu Kanunun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımları, indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.…” hükmüne yer verilmiştir.

Konuya ilişkin olarak 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “10.6.4. İndirim uygulamasına ilişkin Bakanlar Kuruluna verilen yetki” başlıklı bölümünde, “Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin dördüncü paragrafı ile Bakanlar Kuruluna verilen yetki 26/6/2015 tarihli ve 2015/7910 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kullanılmıştır.

10.6.4.2 İndirim uygulamasına ilişkin sınırlamalar

2015/7910 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının birinci maddesinin üçüncü fıkrasında indirim uygulamasında dikkate alınmak üzere farklı indirim oranları belirlenmiştir.

10.6.4.2.4. Arsa ve arazi yatırımı yapan sermaye şirketlerinde arsa ve arazi yatırımına tekabül eden tutarla sınırlı olmak üzere indirilebilecek tutarın hesaplanmasında indirim oranı %0 olarak uygulanacaktır.

Örnek: 11/1/2016 tarihinde 1.000.000 TL nakdi sermaye artırımında bulunan (M) A.Ş. 23/10/2017 tarihinde 800.000 TL bedelle bir arsa satın almıştır.

Buna göre, (M) A.Ş. şartların sağlanması kaydıyla 2016 hesap döneminde 12 ay olarak ve genel indirim oranı dikkate alınmak suretiyle indirim uygulamasından yararlanabilecektir. 2017 hesap döneminde 1.000.000 TL’lik nakdi sermaye artırımı dolayısıyla 10 ay genel indirim oranı dikkate alınacak, kalan 2 aylık sürede ise 23/10/2017 tarihinde arsa alımında kullanılan 800.000 TL tutarla sınırlı olmak üzere indirim oranı %0 olarak uygulanacaktır.“açıklamaları yer almaktadır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, … tarihinde gerçekleştirdiğiniz nakdi sermaye artırımı dolayısıyla Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan hükümler ile 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “10.6. Sermaye artırımında indirim” başlıklı bölümünde yer alan şartların sağlanması kaydıyla söz konusu indirimden yararlanmanız mümkün bulunmaktadır.

Diğer taraftan, nakden artırılan sermaye ile satın almış olduğunuz araziye tekabül eden tutar için nakdi sermaye indiriminden faydalanmanız mümkün olmayıp, söz konusu arazinin daha sonraki bir tarihte satılarak nakde çevrilmesi durumunda da arazinin satın alma bedeline tekabül eden tutar için söz konusu indirimden faydalanmanız mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

https://www.verginet.net/dtt/11/ozelge-2023-9.aspx?ozID=3730

TEKSTİL VE GİYİMDE KONKORDATO ALARMI!

Uncategorized

 

TEKSTİL VE GİYİMDE KONKORDATO ALARMI!

Tekstil ve hazır giyim, mart ayında en fazla konkordato ilan eden sektörler listesinde ilk sıraya yükseldi. Tekstil, “en fazla konkordato riski taşıyan” sektörler listesinde de 195 şirket ile 2. sırada. Sektör temsilcileri dipten dönüş için yılın son çeyreğini işaret ediyor.

Türkiye sanayisinin ve ihracatının lokomotif sektörlerinden tekstil ve hazır giyimde geçen yıl başlayan istihdam kaybı ve kapanmalar zirve yaptı. Bu yılın ilk çeyreğinde toplam konkordatoların yüzde 10’a yakını sadece tekstil sektöründen gerçekleşti. Söz konusu rakama giyim, halı ve iplik gibi diğer kategoriler de eklendiğinde oran yüzde 15’e kadar yükseldi. Öte yandan verilere göre geçen yıl en fazla konkordato ilan edilen sektörler sıralamasında ikinci sırada yer alan tekstil, bu yıl ilk sıraya yerleşti. Tekstil sektörünü inşaat, mobilya ve tarım izledi. En fazla konkordato riski taşıyan sektörler sıralamasında ise tekstil 195 şirket ile 2. sırada bulunuyor. Son olarak mart ayında Rof Tekstil için iflas kararı verilirken, CNC Tekstil, Durtaş Tekstil, Hazar Tekstil ve MSA Tekstil için de geçici mühlet kararı verildi. EKONOMİ’ye değerlendirme yapan tekstil ve hazır giyim sektörlerinin temsilcileri, ilk yarının sonuna kadar devam etmesi beklenen kapanma ve istihdam kayıplarının yılın son çeyreği itibarıyla dipten dönüş yapmasını bekliyor.

Öte yandan, Türkiye’nin en büyük odalarının konkordatoda alacakların firmaların değil kamu ve banka alacaklarını kapsaması konusunda çalışma yaptığını belirten iş insanları, aksi durumda domino etkisi ile konkordato rüzgarının yaşanacağını vurguladı.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre 2023 yılının tamamında tekstilde 646 şirket faaliyetlerine son verirken, 87 bin kişilik de istihdam çıkışı yaşandı. Giyimde ise kapanan şirket sayısı 2 bini aşarken, istihdam kaybı 111 bin olarak kayıtlara geçti. İki sektörde faaliyet gösteren şirket sayısı ise 64 binden ocak ayı itibarıyla 60 bin 249’a gerilerken istihdam kaybı da 200 bine yaklaştı. 2023 yılı sonunda 1 milyon 25 bin olan sektörün istihdamı, ocak ayında da erimeye devam etti ve 1 milyon 7 bin 547 oldu. Şubat ve mart aylarında yaşanan istihdam çıkışları ile birlikte bu rakamın 1 milyonun altına indiğini belirten sektör temsilcileri, ikinci yarıdaki toparlanma ile birlikte son çeyrekte istihdamda yeniden artışlarının yaşanacağını dile getirdi.

Takipteki krediler 876 milyon TL arttı

Gelişme sektörün takipteki kredi miktarında yaşanan artışta da kendini gösteriyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre geçen yıl ocak ayında tekstil ve tekstil ürünleri kategorisinde 5 milyar TL seviyesinde seyreden takipteki kredi miktarı, bu yıl şubat ayında yüzde 18,7 artışla 5 milyar 961 milyon TL’ye çıktı. Böylece 1 yıllık süreçte sektörde takipteki kredi miktarı 943 milyon TL arttı.

Kapasite kullanım oranları dipten döndü Merkez Bankası tarafından açıklanan kapasite kullanım oranları, bu yılın ocak ayında tekstilde yüzde 69,5 ile giyimde de yüzde 74,7 ile dip yapmıştı. Tekstil için söz konusu oran son 8 ayın, hazır giyim için de son 2,5 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçmişti. Ancak iki sektörde son iki ayda iyileşme emareleri gözlenmeye başladı. Mart ayı itibari ile tekstilde kapasite kullanım oranları yüzde 71,8’e çıkarken, giyimde ise söz konusu oran 75,4’e yükseldi. Bir başka önemli veri olan İstanbul Sanayi Odası Türkiye Sektörel PMI Anketi ise önümüzdeki döneme dair olumlu bir tablo çizmiyor. Anketin 2024 Şubat ayı verilerine göre istihdamdaki en belirgin azalma, her ikisi aynı oranda olmak üzere giyim ve deri ürünleri ile tekstilde gerçekleşti. Şubat PMI verileri, Türk tekstil firmalarının yeni siparişlerinde ivme kaybının da sürdüğüne işaret etti. Düşüş Ocak ayına göre yavaşlasa da yüksek hızını korudu. Üretimdeki azalma hız kesmesine rağmen istihdamda daralma daha yüksek oranda gerçekleşti. Giyimde ise üretim PMI şubatta azalmaya devam etse de düşüş bir önceki aya göre hız kesti. Bu durum yeni siparişler için de söz konusu. İstihdam ve satın alma faaliyetleri azalmaya devam etti, ancak istihdamdaki gerileme son yedi ayın en düşük oranında gerçekleşti.

Konfeksiyon ihracatı geçen yılın yüzde 5-10 altında kalabilir

Konfeksiyon ihracatının bu yıl ocak-şubat döneminde %8,6 düştüğünü hatırlatan Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGDS) Başkanı Ramazan Kaya, “Avrupalı alıcıların Türkiye’de hareketliliği başladı. Mart bu nedenle biraz daha dengeli gidecek” dedi. Geride kalan dönemde talebin azaldığını hatırlatan Kaya, “Markalar frene basmış, alım adetlerini düşürmüşlerdi. Sebebi de talepsizlik ve stoktu. Bu stoklar eriyor. Ekonomilerde normalleşmenin başlamasının da etkisiyle son çeyrekte talebin yükseleceğini düşünüyoruz. Bu dönemde en önemli sorun maliyetler nedeniyle fi yat tutturamamaktı. Biz de bu maliyetleri düşüremeyeceğimiz için basic işlerden katma değerli işlere yönelmek için çalışmalar yapıyoruz. Daha fazla tasarım, koleksiyon, Ar-Ge ve proje gibi… Zaten giriş seviyesi markalar rakiplere yöneldi. Biz de orta ve üst segmente yöneliyoruz. Son zamanlarda daha butik ve orta ölçekli markalar ile çalışmaya başladık. Değişim ve dönüşümün içindeyiz” şeklinde konuştu. Kaya, konfeksiyon ihracatının geçen yılın yüzde 5-10 altında kalabileceği öngörüsünde bulundu.

TOBB HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖR MECLİSİ BAŞKANI ŞEREF FAYAT:

Mali gücü olmayan firmalar devre dışı kalacak

TOBB Hazırgiyim ve Konfeksiyon Sektör Meclisi Başkanı Şeref Fayat, ihracat tarafında AB PMI endekslerinde bir miktar kımıldanmanın başladığını belirterek, “Son bir aydır Kızıldeniz’de yaşanan sorunlar ve markaların stoklarının azalması nedeni ile ihracatta çok fazla fi yat sorulan ve hatta orta-üst segmentte sipariş alınmaya başlanan bir döneme yavaş yavaş giriyoruz. İhracatta kur istenen seviyede olmasa da talepte bir gelişme başladı. Bu siparişler yılın ikinci yarısında bize fayda sağlayabilir noktaya geliyor” dedi. Ancak bu sürecin aynı zamanda mali gücü olmayan fi rmaların devre dışı kalacağı bir dönem olacağını anlatan Fayat, şöyle devam etti: “İçerdeki talebin daha da kısılacağını bildiğimiz için konkordato bacağındaki süreç devam edecek. İstihdam kayıpları da ilk yarı sonuna kadar devam eder. Konsolidasyon devam ediyor. Şu an fi rmalar maliyetine ve hatta zararına satış yapıyor. Fiyat artıramıyoruz. Ama orta ve üst segmentte sipariş almaya devam ettikçe önce zararın bittiği sonra da para kazanmaya başlayacağımız bir döneme gireceğiz” diye konuştu.

İSTANBUL TEKSTİL VE HAMMADDELERİ İHRACATÇILARI BİRLİĞİ (İTHİB) BAŞKANI AHMET ÖKSÜZ:

Dip yaptık, bundan sonra yön yukarı

İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri ihracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz, 4-5 yıl önce iki sektörde 1 milyon istihdam sınırının aşılmasının kutlandığını hatırlatarak, “Şimdi 4-5 yıl önceye döndük. Artık dip yaptığımızı ve bundan sonra artık yukarı çıkışın olacağına inanıyorum. Tabi ekonominin seyri ve kurların artıyor olması da önemli. Bir aydır biraz daha iyi, talep var. Ancak istihdam büyük sorun. Sadece şirketler eleman çıkarmıyor, çalışanlar da kendi istekleri ile çıkış yapıyorlar” dedi. Bu tablonun en önemli sebeplerinden birinin maliyetler nedeni ile fiyat tutturamama olduğunu dile getiren Öksüz, “Bu nedenle Mısır’a gidenler oluyor ama orada verimliliği hesaba kattığınızda bir sürü olumsuzluğu var. Tesis taşımak hazır giyimde tekstile göre biraz daha kolay. Türkiye artık basic işlerle fi yat tutturamaz. Mısır gibi ülkelere kayışın sebeplerinden biri de bu. Türkiye artık daha katma değerli özellikli işlere yönelmeli. Orada şansımız var” ifadelerini kullandı.

Yener KARADENİZ/İSTANBUL

https://www.ekonomim.com/ekonomi/tekstil-ve-giyimde-konkordato-alarmi-haberi-738209

ELEKTRİKLİ ARACA AİT ELEKTRİK TÜKETİM BEDELİ GİDERİNİN, GİDER KISITLAMASI KAPSAMINDA OLUP OLMADIĞI HAKKINDA

Uncategorized

 

ELEKTRİKLİ ARACA AİT ELEKTRİK TÜKETİM BEDELİ GİDERİNİN, GİDER KISITLAMASI KAPSAMINDA OLUP OLMADIĞI HAKKINDA

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü

 

Sayı

:

E-17192610-120[GV-23-1040]-32915

06.02.2024

Konu

:

Elektrikli araca ait elektrik tüketim bedeli giderinin, gider kısıtlaması kapsamında olup olmadığı

 

İlgi

:

 

 

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, serbest muhasebeci mali müşavirlik faaliyeti ile iştigal ettiğiniz, envanterinize kayıtlı elektrikli aracınıza ait elektrik tüketim bedeli giderlerin tamamının kazancınızın tespitinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun;

– “Serbest meslek kazancının tarifi” başlıklı 65 inci maddesinde; “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.”…”,

– “Serbest meslek kazancının tespiti” başlıklı 67 nci maddesinin birinci fıkrasında; “Serbest meslek kazancı bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan farktır.”,

– “Mesleki Giderler” başlıklı 68 inci maddesinde, “Serbest meslek kazancının tespitinde aşağıda yazılı giderler hasılattan indirilir.…”,

5. Kiralanan veya envantere dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderleri.(Şu kadar ki binek otomobillerine ilişkin giderlerin en fazla %70’i ve kiralama yoluyla edinilen binek otomobillerinin her birine ilişkin aylık kira bedelinin 5.500 Türk lirasına (2024 yılı için 26.000) kadarlık kısmı ile binek otomobillerinin iktisabında ödenen özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi toplamının en fazla 115.000 Türk lirasına (2024 yılı için 690.000) kadarlık kısmı gider olarak dikkate alınabilir.)…”,hükümleri yer almaktadır.

Öte yandan, 311 seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin “Binek Otomobillerin Giderleri ve Amortismanlarının Vergi Matrahından İndirilmesi” başlıklı beşinci bölümünde, konu ile ilgili olarak ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş olup anılan Tebliğin “Binek otomobillere ilişkin tamir, bakım, yakıt ve benzeri cari giderler” başlıklı 14 üncü maddesinde;

“(1) Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, binek otomobillere ilişkin giderlerin en fazla %70’i, gelir ve kurumlar vergisi açısından safi kazancın tespitinde gider olarak indirim konusu yapılabilecektir.

(2) İşletmeye veya envantere dâhil olup ticari veya mesleki faaliyette kullanılan binek otomobillerin giderleri sınırlandırılmakta olup, bu sınırlama esas itibarıyla faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere binek otomobillerin giderlerini kapsamaktadır.

(3) Birinci fıkra kapsamındaki giderler genel olarak taşıtların tamir, bakım, yakıt, sigorta ve benzeri cari giderleridir.

(4) Yapılan giderlerin işletmeye veya envantere kayıtlı ya da kiralama yoluyla edinilen binek otomobillere ilişkin olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.…”,

(6) 1/1/2020 tarihinden önce iktisap edilen veya kiralama yoluyla edinilen binek otomobillere ilişkin Kanunun yürürlük tarihinden sonrasına tekabül eden giderlerin en fazla %70’i, gelir ve kurumlar vergisi açısından safi kazancın tespitinde gider olarak indirim konusu yapılabilecektir.”,açıklamalarına yer verilmiştir.

Yukarıda yer verilen hüküm ve açıklamalara göre, serbest meslek faaliyetinizin ehemmiyet ve genişliği ile mütenasip olması kaydıyla mali müşavirlik faaliyetinizde kullanılan; söz konusu elektrikli araca ilişkin elektrik tüketim bedeli giderlerinin %70’inin, tevsik edilmesi kaydıyla, serbest meslek kazancının tespitinde indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.

https://www.verginet.net/dtt/11/ozelge-2024-3.aspx

YURT DIŞINDAN ALINIP YİNE YURT DIŞINA SATILAN MALLAR İÇİN FİNANSMAN GİDER KISITLAMASI YAPILIP YAPILMAYACAĞI HAKKINDA

Uncategorized

Tarih : 19.06.2023
Yayın Dönemi : Temmuz 2023

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı

Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

 

Sayı

:

E-64597866-125-12593

19.06.2023

Konu

:

Yurt dışından alınıp yine yurt dışına satılan mallar için finansman gider kısıtlaması yapılıp yapılmayacağı hk.

İlgi:

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, firmanızın uluslararası ticaret kapsamında demir-çelik ticareti yaptığı, yurt dışından satın aldığı malları Türkiye’ye getirmeden yurt dışında başka bir müşteriye sattığı, alım-satım işlemlerinin uluslararası bir ticaret bankası aracılığıyla yapıldığı, uluslararası ticarete konu evraklarda, alıcıdan malı alan ve satıcıya satan şirket olarak firmanızın adının yer aldığı, şirketinizin alım satıma taraf olanları bir araya getirdiği ve kazancının alış – satış fiyatı arasındaki fark olduğu, satıcı firmanın satışa konu mala ilişkin faturayı firmanız adına düzenlediği, mal bedelini ise ticarete taraf olan yurt dışı bankanın satıcı firmaya ödediği ve firmanız adına kredi açarak bu işlemi gerçekleştirdiği, malı satın alan firmanın mal bedelini bankaya ödediği zaman kredinin kapatıldığı, firmanız tarafından kullanılan bu kredilerin; uluslararası ticaret kapsamında malların bankalara rehni karşılığında finansman amacıyla kullanıldığı ve yurt içi ihtiyaçlar kapsamında kullanılmadığı belirtilerek;

-Faaliyetlerinizin dış ticaret sermaye şirketlerinin işlemleri niteliğinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği,

-Finansman gider kısıtlaması uygulanıp uygulanmayacağı,

-Uluslararası ticarete yönelik oluşan finansman giderlerinin malların satılan mal maliyeti içerisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği,

-Kullanılan kredilerin yabancı kaynak olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği,

-Alım satım işlemleri dolayısıyla oluşan kur farklarının (alıcı-satıcı cari hs.) bir bütün olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin bir hesap dönemi içinde elde edilen safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun “Kabul Edilmeyen İndirimler” başlıklı 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde ise; kredi kuruluşları, finansal kuruluşlar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri dışında, kullanılan yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işletmelerde, aşan kısma münhasır olmak üzere, yatırımın maliyetine eklenenler hariç, işletmede kullanılan yabancı kaynaklara ilişkin faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları toplamının %10’unu aşmamak üzere Cumhurbaşkanınca kararlaştırılan kısmının kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamayacağı, belirlenecek oranı sektörler itibarıyla farklılaştırmaya Cumhurbaşkanının, bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığının yetkili olduğu hükümlerine yer verilmiştir.

Konuya ilişkin yayımlanan 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin;

“11.13. Finansman gider kısıtlaması” başlıklı bölümünde;

“6322 sayılı Kanunun 37 nci maddesiyle 1/1/2013 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere 5520 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (i) bendiyle; kredi kuruluşları, finansal kuruluşlar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri dışında, kullanılan yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işletmelerde, aşan kısma münhasır olmak üzere, yatırımın maliyetine eklenenler hariç, işletmede kullanılan yabancı kaynaklara ilişkin faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları toplamının %10’unu aşmamak üzere Cumhurbaşkanınca kararlaştırılan kısmı kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) olarak kabul edilmiştir.

“11.13.4. Gider kısıtlaması kapsamına giren yabancı kaynaklara ilişkin gider ve maliyet unsurları” başlıklı bölümünde ise;

“Gider ve maliyet unsurlarından yatırımın maliyetine eklenenler gider kısıtlaması kapsamı dışındadırlar. Finansman gider kısıtlaması kapsamında yatırım olarak kabul edilen kıymetlerin maliyet bedelinin hangi unsurlardan oluştuğu Vergi Usul Kanununun 262 nci maddesinde belirlenmiştir. Bu madde ve bu maddeye ilişkin Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde yapılan açıklamalar çerçevesinde, zorunlu olarak ya da mükellefin ihtiyarında maliyete eklenen yabancı kaynaklara ait gider ve maliyetler gider kısıtlamasına konu olmayacaktır.

Bir gider veya maliyet unsurunun gider kısıtlamasına konu edilmesi için bunların yabancı kaynak kullanımına ve bu kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğmuş olması gerekmektedir. Teminat mektubu komisyonları, tahvil ihracı ile ilgili olarak yapılan baskı ve benzeri giderler ile ipotek masrafları gibi herhangi bir yabancı kaynak kullanımına bağlı olmaksızın yapılan giderlerin gider kısıtlamasına konu edilmesi söz konusu değildir. Aynı şekilde bir finansman gideri olmayıp finansman geliri azalması niteliğinde olan erken ödeme iskontoları veya peşin ödeme iskontoları da finansman gider kısıtlaması kapsamı dışındadır.

Satış bedelinin belirli bir vade sonunda ödenmesine ilişkin olarak, mükelleflerin Vergi Usul Kanununa göre düzenlenen bilançolarında izlenen “satıcılar” vb. hesaplar için finansman gideri hesaplanmaması halinde bu işlemler için ayrıca ayrıştırma yapılarak satış bedelinin belirli bir kısmı gider kısıtlamasına tabi tutulmayacaktır. Diğer yandan söz konusu hesaplarda yer alan tutarların Vergi Usul Kanununun 280 inci maddesi kapsamında değerlemesinden kaynaklanabilecek kur farkı giderleri ise gider kısıtlaması kapsamında değerlendirilecektir.

Kredi sözleşmelerine ilişkin olarak ödenen damga vergisi veya banka havale ücretlerine ilişkin ödenen banka ve sigorta muameleleri vergisi gibi bir yabancı kaynağın kullanım süresine bağlı olarak doğmayan gider ve maliyet unsurları finansman gider kısıtlaması uygulamasına tabi olmayacaktır. Bu giderlerden kredi faizleri üzerinden hesaplanan banka ve sigorta muameleleri vergisi gibi bir yabancı kaynağın işletmede kullanım süresine bağlı olarak doğanların ise finansman gider kısıtlaması uygulamasına konu edileceği açıktır.

Ayrıca, işletmelerce banka vb. kurumlardan temin edilen kredilerin, bu işletmelerin üzerinde herhangi bir finansman yükü kalmaksızın grup şirketlerine aktarılması halinde, bu kredilere ilişkin finansman giderinin, krediyi devralan ve fiilen kullanan şirket bünyesinde gider kısıtlamasına tabi tutulması gerekmektedir.

Öte yandan, imalatçı veya tedarikçi şirketlerle imzalanan aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak dış ticaret sermaye şirketleri ve sektörel dış ticaret şirketleri üzerinden aynı değerle alınıp aynı değerle ihracatı gerçekleştirilen, malın üretimi veya tedarikine ilişkin tüm yükümlülüklerden doğrudan ve münhasıran imalatçı veya tedarikçi şirketlerin sorumlu olması ve ihracattan doğan finansman yükünün aracılı ihracat sözleşmesinin tarafı olan imalatçı veya tedarikçi şirketlere aktarılması kaydıyla, bu işlemler nedeniyle dış ticaret sermaye şirketleri veya sektörel dış ticaret şirketleri nezdinde finansman gider kısıtlaması uygulanmayacaktır.

Ancak, dış ticaret sermaye şirketleri ve sektörel dış ticaret şirketlerinin kendi nam ve hesabına yurt içinden satın aldıkları malların satışından doğan finansman giderleri finansman gider kısıtlamasına tabi tutulacaktır.”açıklamaları yer almaktadır.

Diğer taraftan, ihracat: 2004/12 sayılı Dış Ticaret Sermaye Şirketi Statüsüne İlişkin Tebliğ ile “Dış Ticaret Sermaye Şirketi” statüsü verilmesi, geri alınması ve Dış Ticaret Sermaye Şirketlerinin sorumlulukları belirtilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre; dış ticaret sermaye şirketi niteliklerini haiz olmayan Şirketinizin, yatırımın maliyetine eklenenler hariç olmak üzere, kullandığı yabancı kaynakların öz kaynakları aşan kısmına ilişkin faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları toplamının %10’luk kısmının 1/1/2021 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi kazançlarınıza uygulanmak üzere kurum kazancınızın tespitinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınması gerekmektedir.

VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

– 215 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında, “2. a) Kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır. Belgeler, Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla, yabancı para birimine göre de düzenlenebilir. Şu kadar ki yurt dışındaki müşteriler adına düzenlenen belgelerde Türk parası karşılığı gösterilme şartı aranmaz. …”,

– 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, “Bu kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.”,

– 229 uncu maddesinde, “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.”,

– 231 inci maddesinin birinci fıkrasının (5) numaralı bendinde, “Fatura, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenlenir. Hazine ve Maliye Bakanlığı; mal veya hizmetin nev’i, miktarı, fiyatı, tutarı, satışın yapılma şekli, faaliyet konusu, sektör veya mükellefiyet türünü ayrı ayrı veya birlikte dikkate alarak, bu süreyi indirmeye ya da faturanın malın teslim edildiği veya hizmetin yapıldığı anda düzenlenmesi zorunluluğu getirmeye yetkilidir. Bu süreler içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır.”,

– 258 inci maddesinde, “Değerleme, vergi matrahlarının hesaplanmasiyle ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tesbitidir.”,

– 259 uncu maddesinde, “Değerlemede, iktisadi kıymetlerin vergi kanunlarında gösterilen gün ve zamanlarda haiz oldukları kıymetler esas tutulur.”,

– 262 nci maddesinde, “Maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade eder.

Aşağıda sayılan giderler de maliyet bedeline dâhil edilir:

a) İktisadi kıymetin iktisap edilmesi veya değerinin artırılması ile doğrudan ilgili; gümrük vergileri, gümrük komisyonları, yükleme, boşaltma, nakliye ve montaj giderleri,

b) İktisadi kıymetin iktisap edilmesi veya değerinin artırılması ile doğrudan ilgili; resim ve harçlar, noter, tapu, mahkeme, değer tespiti, danışmanlık, komisyon ve ilan giderleri,

c) İktisadi kıymetin finansmanında kullanılan kredilere ait faiz giderleri ve bunlara ilişkin kur farklarının; emtiada emtianın stoklara girdiği tarihe kadar, diğer iktisadi kıymetlerde ise iktisadi kıymetin envantere alındığı hesap döneminin sonuna kadar olan kısmı ile söz konusu kredilere ilişkin giderler (Faiz giderleri ile kur farklarının diğer kısımlarını maliyet bedeline ithal etmekte veya genel giderler arasında göstermekte mükellefler serbesttirler.),

ç) İktisadi kıymetin stoklara veya envantere alındığı tarihe kadarki depolama ve sigorta giderleri,

d) Gayrimenkullerde mevcut bir binanın satın alınarak yıkılmasından ve arsasının tesviyesinden mütevellit giderler.

Gayrimenkullerle doğrudan ilgili olması şartıyla, bunların envantere alındığı hesap dönemi sonuna kadar alınan hibeler maliyet bedelinden indirilir.

İktisadi kıymetin (emtia hariç) iktisap edilmesi veya değerinin artırılması ile ilgili olan özel tüketim vergisi, indirilemeyecek katma değer vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi ile kaynak kullanımını destekleme fonunu maliyet bedeline ithal etmekte veya genel giderler arasında göstermekte mükellefler serbesttirler.

Bu maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.”,

– 274 üncü maddesinde, “Emtia, maliyet bedeliyle değerlenir. …”,

– 280 inci maddesinde, “Yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır.

Yabancı paranın borsada rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kur Maliye Bakanlığınca tespit olunur.

Bu madde hükmü yabancı para ile olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da caridir. …”hükümleri yer almaktadır.

Ayrıca, anılan Kanunun 281 inci maddesinde, alacakların mukayyet değerleriyle değerleneceği, mevduat veya kredi sözleşmelerine müstenit alacakların değerleme gününe kadar hesaplanacak faizleriyle birlikte dikkate alınacağı; 285 nci maddesinde, borçların mukayyet değerleriyle değerleneceği, mevduat veya kredi sözleşmelerine müstenit borçların değerleme gününe kadar hesaplanacak faizleriyle birlikte dikkate alınacağı hükme bağlanmıştır.

Bunun yanı sıra;

– 238 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin “B- Dönem Sonu Stoklarının Değerlemesi ile İlgili Hususlar” başlıklı bölümünde, “… emtianın satın alınıp işletme stoklarına girdiği tarihe kadar oluşan kur farklarının maliyete intikal ettirilmesi zorunludur. Stokta kalan emtia ile ilgili olarak daha sonra ortaya çıkacak kur farklarının ise, ilgili bulundukları yıllarda gider yazılması veya maliyete intikal ettirilmesi mümkün bulunmaktadır.

İşletmelerin finansman temini maksadıyla bankalardan veya benzeri kredi müesseselerinden aldıkları krediler için ödedikleri faiz ve komisyon giderlerinden dönem sonu stoklarına pay vermeleri zorunlu bulunmamaktadır. Buna göre mükellefler söz konusu ödemelerini doğrudan gider olarak kaydedebilecekleri gibi, diledikleri takdirde stokta bulunan emtiaya isabet eden kısmı maliyete dahil edebileceklerdir.”,

– 536 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 4 üncü maddesinde, “(1) 20/4/1976 tarihli ve 15565 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 130 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde ve 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 217 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde belirtilen hükümler gereğince, değerleme günü itibarıyla Hazine ve Maliye Bakanlığınca kurların ilan edilmediği durumlarda T.C. Merkez Bankasınca ilan edilen kurlar esas alınır.

(2) Bu şekilde yapılacak değerlemelerde efektif cinsinden yabancı paralar için efektif alış kuru (efektif alış kurunun bulunmaması halinde döviz alış kuru), döviz cinsinden yabancı paralar içinse döviz alış kuru uygulanır.”açıklamalarına yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 253 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin “Yurt Dışında Faaliyette Bulunan Mükelleflere Yaptırılan İş ve Hizmetler Karşılığında Alınan Bedellerle İlgili İşlemler” başlıklı bölümünde, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlara yaptırılan iş veya hizmetler karşılığında ödemede bulunan gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlardan aldıkları muteber belgeleri gider olarak defterlerine kaydedebildikleri, yurt dışındaki kişi veya firmalardan belge alan mükelleflerin, bu belgeleri defter kayıtlarında gider olarak göstermeleri sırasında belgelerde yazılı bedelleri, belgelerin düzenlendiği günde Merkez Bankasınca belirlenen döviz alış kuru üzerinden Türk Lirasına çevirerek kayıtlarında gösterecekleri, ancak inceleme sırasında inceleme elemanınca lüzum görülmesi halinde, mükelleflerin bu belgelerini tercüme ettirmek zorunda oldukları belirtilmiştir.

Bu bağlamda, yurt dışından yapılan alımlar nedeniyle yüklenilen tutarların işin mahiyetine göre gider veya maliyet unsuru olarak kayıtlara intikali için, esas itibariyle, mezkûr Kanununun 229 ve müteakip maddelerinde yer alan belgelerle tevsik edilmesi icap etmekte olup, aksi durumda gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabilmesi, ancak yurt dışından alınacak, ilgili ülke vergi mevzuatı çerçevesinde geçerli bir belge ile tevsikini gerektirmektedir.

Buna göre, somut durumda;

1- Yurtdışı firmadan mal alımlarınız ile ilgili olarak, yurtdışı firma tarafından şirketiniz adına fatura veya ilgili ülke vergi mevzuatına göre muteber bir belge düzenlenmesi, fatura veya söz konusu belgede yazılı bedelin Türk Lirası karşılığının kayıtlarınıza intikalinde, belgenin düzenlendiği günde T.C. Merkez Bankasınca ilan edilen döviz alış kuru esas alınarak hesaplanan Türk Lirası karşılığının dikkate alınması,

2- Yurtdışındaki firmaya mal satışlarınız ile ilgili olarak, şirketiniz tarafından, alıcı adına genel hükümler çerçevesinde fatura düzenlenmesi, fatura muhteviyatı tutarın Türk Lirası karşılığının kayıtlarınıza intikalinde, faturanın düzenlendiği tarihte T.C. Merkez Bankasınca ilan edilen döviz alış kurunun esas alınarak hesaplanan Türk Lirası karşılığının dikkate alınması,

3- Mal alışlarınıza/satışlarınıza ilişkin fatura/belge muhteviyatı tutarların, kısmen veya tamamen sonraki bir tarihte ödenmesi/tahsili halinde, borç/alacak tutarının değerleme günleri (hesap dönemi ve geçici vergi dönem sonları) itibarıyla 213 sayılı Kanunun 280 inci maddesine uygun olarak yabancı para değerlemesine tabi tutulması ve oluşan kur farklarının ilgili dönemde kayıtlara intikal ettirilmesi,

4- Söz konusu emtia alımlarınızın finansmanında kullanılmak üzere uluslararası bir ticaret bankasından kullanılan kredilere ilişkin olarak; söz konusu kredilere ilişkin komisyon, dosya masrafı v.b. giderler ile emtianın satın alınıp işletme stok kayıtlarına alındığı tarihe kadar oluşan kur farkları ve faiz giderlerinin maliyete intikal ettirilmesi; stok kayıtlarında yer alan emtia ile ilgili olarak daha sonra ortaya çıkan kur farkları ve faiz giderlerinin, ilgili bulundukları yıllarda gider veya maliyet olarak kayıtlara intikal ettirilmesi; stok kayıtlarında yer almayan emtia ile ilgili olarak daha sonra ortaya çıkan kur farkları ve faiz giderlerinin ise ilgili bulundukları yıllarda gider olarak kayıtlara intikal ettirilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, tek düzen muhasebe sisteminin uygulanmasına ilişkin açıklamalar, 26.12.1992 tarihli ve 21447 mükerrer sayılı Resmi Gazete´de yayımlanan 1 Sıra No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği ve daha sonra bu konuda yayımlanan diğer tebliğlerde yapılmış bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

https://www.verginet.net/dtt/11/ozelge-2023-6.aspx?ozID=3694

NE KADAR SAMİMİ: SERVET VERGİSİ ÇAĞRISI

Uncategorized

 

Serbest Kürsü

Caner Samancı

Son günlerde Türkiye gündemine de giren servet vergisi tartışmaları, uzun bir süredir dünyanın da gündeminde. Geçmiş yıllarda cılız sesler ile dillendirilen bu bu talebin, multi-milyarderler tarafından dünya liderlerine açık çağrı niteliğine taşıyan ‘Gururla Öde’ başlıklı mektupla son yapılan Davos Forumunda önemli konu başlıkları arasında yerini aldığını biliyoruz.
Bu çağrının alt metnine baktığımızda ise, ne yazık ki, üzerine çalışılmamış kuru bir ‘temenni’den öteye gidemediğini görüyoruz. Hangi servet sahiplerinin, hangi servet unsurları üzerinden, hangi oranda vergilendirilmesi gerektiği, servetin nasıl tanımlandığı belirtilmemesi ve çoğaltılabilecek birçok cevapsız soru; esasen çağrının bir samimiyet testinden geçmesini gerekli kılıyor.

Pareto etkisi: 20’ye 80 kuralı

İtalya’nın %80 zenginliğinin nüfusun %20’sine ait olduğunu ileri süren İtalyan ekonomist Vilfredo Pareto’dan adını alan pareto etkisi, dünyanın birçok ülkesinde ve hatta küresel GSYH ölçümlerinde dahi etkinliğini kanıtladı. (Bkz: 1992 Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Raporu) Aradan geçen 30 yılda pareto etkisi teoreminin dünya nüfusunun %80’i aleyhine bir ‘Pareto Yanılsaması’na dönüştüğünü gözlemliyoruz.

Bu dönüşümün en büyük gerekçesine baktığımızda karşımıza vergi cennetleri çıkıyor. Özellikle son 30 yılda yalnızca kişisel servetler değil, şirket merkezleri ve hakim hissedarlıkları da yoğun bir şekilde vergi avantajı sağlayan ülkelere doğru yönelim içerisinde. Birçok ülkenin gayrisafi hasılasından yüksek değerlemelere sahip şirket karlarının vergiden ari olarak büyük hissedarların off-shore banka hesaplarına aktarılması adaletsizliğin kartopu etkisiyle büyümesine sebebiyet veriyor.

Küresel gelir dağılımı eşitsizliğinin müsebbibleri, yalın bir servet vergisi çağrısı ile bu eşitsizliğin giderilmesine yönelik sorumluluklarından kurtulamazlar. Servet vergisine yönelik devletlere olan çağrıya karşılık olarak muhatap devletler; ilgililerden öncelikle varlıklarını kaynak ülkelere geri getirmesine yönelik ‘karşı çağrı’ ile cevap vermelidir. Bu karşı çağrıya riayet edilmemesi durumunda servet vergisi tartışmalarının sağlıklı bir zeminde yapılmasına olanak bulunmuyor.

Türkiye örneği

Bizim gündemimize dönecek olursak; servet vergisi niteliği taşıyan Ek MTV’ye yönelik tartışmalar tazeyken ve deprem dolayısıyla bazı Kurumlar Vergisi mükelleflerine getirilen Ek Vergi’ye karşı itirazlar ve henüz kesinleşmemiş idari davalar ortadayken yeni bir servet vergisi tartışmasına hazır olmadığımız söylenilebilir. Onun yerine, servet vergisinden beklenen maksat kaynakların optimum dağılımını sağlamak ise, birkaç senedir kaldırılması gündemde olan kurumlara sağlanan vergi istisnalarına yönelik olarak, sermayenin üzerindeki vazgeçilen vergi yükünün istihdama ve iktisadi kalkınmaya etkileri yönünden somut/ölçülebilir çalışmalar yapmak; topu taca atmak yerine kamu-özel sektör işbirliğinin yansıması bakımından iyi bir başlangıç adımı niteliği taşıyacaktır.

https://www.dunya.com/ekonomi/pos-calismiyor-diyen-radara-girdi-maliye-ibana-ceza-yazmaya-hazirlaniyor-haberi-722823

‘POS ÇALIŞMIYOR’ DİYEN RADARA GİRDİ: MALİYE ‘IBAN’A CEZA YAZMAYA HAZIRLANIYOR

Uncategorized

‘POS çalışmıyor’ diyen radara girdi: Maliye ‘IBAN’a ceza yazmaya hazırlanıyor

Kredi kartı ödemesi kabul etmeyip IBAN’a havale isteyenlere yönelik yeni bir çalışma başlatıldı. Banka hesapları üzerinde çalışarak parayı takip eden vergi müfettişleri hesabına sürekli farklı kişilerden havale gelen banka hesabı sahiplerine cezalı tarhiyatlar uygulayacak.

Son dönemde bazı işletmelerin vergi kaçırmak amacıyla fiş ve fatura düzenlememek için müşterisinden IBAN yoluyla tahsilat yapmak istediği anlaşıldı. Hürriyet’in haberine göre, bu durumun yapılan tahsilatlar yönüyle hem KDV hem de gelir ve kurumlar vergisi yönüyle vergi kaybına yol açtığı belirtildi.

Kaynaklar, alınan bir mal ya da hizmet karşılığı olarak IBAN hesabına para gönderilen kişilerin yasa dışı bir faaliyette de bulunmaları halinde bu hesaba para gönderenlerin tamamı için aynı suçla itham edilme riski taşıdığına dikkat çektiler. Örneğin vatandaşın gönderdiği IBAN’ın yasa dışı bahis faaliyetinde bulunan bir güzellik merkezi olabileceğine dikkat çekildi.

Maliye yetkilileri vatandaşları uyararak, “Aynı zamanda alınan mal veya hizmet karşılığında fatura veya fiş alınmadığı zaman tüketici şikâyetine dayanak oluşturacak bir belge de ortada olmayacak” değerlendirmesi yaptılar.

IBAN yoluyla ödeme

Son dönemde küçük esnaf başta olmak üzere, bütün sektörlerde bu durumun yaygın olduğunu vurgulayan kaynaklar, özellikle hizmet sektöründe stok problemi bulunmadığı için müşterilerin IBAN yoluyla ödemeye yönlendirildiğini, tespit edilen sayının oldukça fazla olduğunu kaydettiler.

https://www.dunya.com/ekonomi/pos-calismiyor-diyen-radara-girdi-maliye-ibana-ceza-yazmaya-hazirlaniyor-haberi-722823

Scroll to Top
Burcu YILDIZ İzmir Serbest Muhasebeci Mali Müşavir– 0531 020 5320 İZMİR Mali Müşavir Bürosu Konak / İZMİR Listesi – Mali Müşavir İzmir – Şirket Kuruluş İşlemleri
MENÜ